Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Sena Hatun
DAVET SAHASI VE USULÜ
Email:



 Her müslüman İslam’ı yaşamak, yaşatmak ve yaymak sorumluluğunun bir gereği olarak içinde yaşadığı toplumu en iyi şekilde tahlil etmek, doğru anlamak, tanımak ve doğru değerlendirmek zorunda olduğunu bilmelidir. Yapılacak davetin ve mücadelenin doğru yöntem ve araçlarını tespit bakımından içinde yaşanılan topluma yönelik değerlendirme büyük önem taşımaktadır.

             Bütün peygamberler gönderildikleri toplumu tahlil etmiş, indirilen vahiyde onları toplumun özelliklerine uygun bir mücadeleye yönlendirmiştir. Yani peygamberler o toplumda hâkim sapma ne ise onu nehyetmeye çalışmışlardır.  Mesela Musa(a)’nın kavmi, Firavun’un büyük zulmüne maruzdu ve Musa(a)’da mücadelesinde bu hususu öne çıkarıyordu. Lut(a)’un kavmi, cinsel sapma zirvesindeydi, O’da tevhidi mücadelesinde bu münkerden sakındırmanın üzerinde daha çok duruyordu. İbrahim(a)’in kavimi de putlara tapıyordu, İbrahim(a)’de bu konuda çalışmalar yapıyordu.

             Günümüz çağdaş toplumlarda ise, bütün peygamberlerin kavimlerindeki sapmaların her birini içine alan çok yönlü sapmalar görüyoruz. Çok boyutlu fesadın yaygınlaştığı açıktır. İşte bu bakımdan toplum tahlili büyük önem arz ediyor.

            Son dönemde Kuran’la beraber tarihi ve toplumu da belirleyici değer kabul eden anlayışlar tekrarlanarak kafalar karıştırıldı. Mücadele ortamını tanıyarak sağlıklı bir yöntem geliştirmeyi ve geçmişten ibret alarak geleceğe emin adımlar atmayı sağlamak bakımından tarihin ve toplumun Kuran ölçüleri içinde iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. Bu konu da tarih ve toplumu kutsayarak, belirleyici unsur haline getirerek vahyin mesajını bulandırmak yapılan en büyük yanlışlardandır.

           Tarihte olduğu gibi bugünün toplumlarının da homojen bir kitle olmadı, Kuran’da ifade edildiği üzere tevhid ve şirk ekseninde de olsa farklı kategorilerin varlığı bir vakıadır. Bu vakıa, toplumu isimlendirmekte ilk bakışta güçlük oluştursa da, topluma hâkim olan değerlerin, normların ve egemen sistemin, toplumu değerlendirme ve tanımada önemli bir fonksiyon olduğu unutulmamalıdır. Toplumların içinde bulundukları durum kendi bilinçli tercihlerinin elleriyle gerçekleştirdikleri tabii sonucudur. Toplumlar hak ettikleri sistem ve yöneticilerle yönetilmektedir.

           Bütün peygamber kıssalarında ve mücadele örneklerinden biliyoruz ki, toplumsal dönüşüm zor, sancılı ve uzun bir uğraştır. Çünkü insanlardan her yönüyle köklü bir değişim geçirmelerini, tevhidi bir kimliğe inkılâp etmeleri talep edilmekte ve bu gerçekleşmeden de toplumsal dönüşüm sağlanamamaktadır. Toplumu dönüştürmenin uzun soluk isteyen zorlu sürecini görenler, toplumu dönüştürme iddialarından vazgeçerek onun cahili değerlerine, pragmatik ve popülist düşünce ve söylemlere doğru kayabilmektedirler.

          İçinde bulunduğu cahili sisteme ve cahili toplum nitelemesini hak edecek tercih ve yaşantısına rağmen tebliğimizin muhatabı olan ve çoğu da iyi niyetli ancak hakikatin bilgisinden habersiz bulunan bir topluma toptan ve genelleyici bir yaklaşımla tekfir edici söylemlerde bulunmak da bir diğer yanlışı oluşturmaktadır. Bu tespiti ve değerlendirmeyi yapan Müslümanlar olarak iyi bilmeliyiz ki, çoğunun iyi niyetli olduğunu gördüğümüz fakat hakikatin bilgisinden uzak kalmış bir topluma merhametle tevhidi götürmek, evrensel ölçü ve değerleri tebliğ etmek önemli bir sorumluluğumuzdur.

          Adil ve merhametli bir davetin sonunda toplum özündekini hiçbir baskı altında kalmadan kendi özgür iradesiyle tevhidi istikamete değiştirirse, işte o zaman bu sosyal değişimin bir sonucu olarak Allah’ta o toplumun durumunu değiştirecek, adalet yönetimini, adil hukuk sistemini değiştirecek, İslamî düzen böylece gelebilecektir.

“… Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez…” (Rad/11)

          Kuran peygamberlerin ve onların takipçisi müminlerin insanları ve toplumu kazanmaya yönelik bir üslup ve merhametle hareket ettiklerini ortaya koymaktadır.

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi…”(Âl-i İmran/159)

“Ona (Firavuna) yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar.”(Taha/44)

           İşte bu bilinçle, hakikatin zihin aydınlığına sahip Kuran nesli, inşaAllah nurun zulumata galebe çalmasına vesile olacaktır… 

01.11.2012

Bu makale 2794 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
  • bayram yılmaz / 20-12-2012 13:49 önce hissetmek lazım
    yazınızdaki hissiyatın ve gayret aşılayan cumlelerinizin devanını dilerim...
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası