Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Selvigül Kandoğmuş Şahin
SOYLU PAYLAŞIMLARLA KARDEŞLİK HUKUKUMUZU YAŞAMA ZAMANLARI
Email: selvi_iii@hotmail.com



 Bayram hüzünlü çehreleri, yoksul, yoksun, çaresiz evleri kuşattı cennet soluğuyla… Mübarek Kurban Bayramını geride bıraktık. Bayram her yerde bayram. Çoşkusu, heyecanı, mübarek anlarıyla kuşatıyor tüm haneleri. Hiçbir ayrım yapmadan yoksulun da zenginin de yüzü gülüyor, bereketleniyor sofralar, duaya duruyor avuçlar, yeniden yeniden dirilişe yürüyor insanlık. Milyonlar yine yürüdü Mekke’ye, Arafat’a, Mina’ya, Medine’nin meltemli sokaklarına… Resul’ün misafiri olmaya doğru akın akın yanık yürekler öylece aktı… Mübarek Zilhicce ayının rahmet ve bereketinden feyizlenmek için insanlık duaya durdu. Arafat’ta buluşan insanlık yeni doğan süt kokulu bebeler gibi arınmaya durmak için gözyaşı akıttı.

Bir Hac mevsimini daha geride bıraktık. Onca acının onca zulmün içinden nur ırmağına dönüşen hacılar dualar gönderdiler pare pare olmuş Ortadoğu halklarına. Yakarışlarla gözyaşı ırmak oldu, yanan Bağdat’a, Kahire’ye, Gazze’ye, Filistin’inin mübarek beldelerine, yürek sızımız Kudüs’e…Müminler kardeştir şuuruyla içten yakarışlar yüreklerde. Bir yanımız hep eksik, hep kederli, hep mahzun. Bir türlü yüzümüz gülmüyor. Dualar gönderiyoruz yaralı mahzun coğrafyaya. Onca masum katledilirken, insanlık ölürken, kardeş kardeşi, Müslüman Müslümanı boğazlarken bayramlar da hüzünlü ve buruk geçiyor. Bir şeyler hep yarım kalıyor. Eksik, kırık dökük, hasta olan, yaralı mazlum olan kardeşlerimize dualar gönderiyoruz çarnaçar.

Sıcak gündemlerle, sıcak savaşlar kapımızda. Hemen yanıbaşımızda, Suriye sınırımızda binlerce mülteci akın akın ülkemize misafir oluyor. Ahir zamanlarda Ensar olmanın yükümlülüğü ve sorumluluğuyla derin imtihanlar yaşıyoruz. Evinden, ocağından, yavrusundan, anasından kopup gelen, zalimin zulmünden kaçıp gelen binlerce insana kapılarını açıyor ülkem insanı. Bayram veda ederken, yırtık elbiselerinin içinde titrerken yetimler, anne ve babasının gözü önünde parçalanırken çocuk bedenler derin imtihanlar yaşıyoruz. Varlıkla imtihan olduğumuz günlerde ümmetin çoğu yoklukla ve savaşlarla imtihan oluyor. Hemen yanıbaşımızda komşu Müslüman ülkeler alev alev yanıyor. Onlar yanarken, onların derin yaraları kanarken, onların açlıktan ve soğuktan morarırken bedenleri biz derin imtihanlar yaşıyoruz. Tüm varsıllarımız çoğalırken, sofralarımızdaki nimetlerimiz artarken, Bayram sofralarımız envai çeşit donatılırken, denize nazır açık büfeli oteller rezerve edilirken bombalar yağıyor kardeşlerimizin üzerine…

Ensar sorumluluğunu yüklüyor Rabbim bizlerin üzerine o zaman… Siz şimdi Ensar’sınız der gibi, hemen şimdi açın avuçlarınızı, açın yüreğinizi, hemen şimdi açın evinizi, serin tüm varsıllarınızı yoksulun yetimin açlığına der gibi gönderiyor misafirlerini. Şimdi Ensar olma zamanını bir kader gibi yüklüyor omuzlarımıza. Kapımızı çalan, yangınlardan, bombalardan, tarumar olmuş vatanlarından kaçan muhacir kardeşlerimiz hemen eşiğimizin dibinde. Bize verip imtihan eden Rabbim onlardan da alarak bu imtihana dâhil ediyor.

Ahir zaman duraklarında Ensar duyarlılığıyla derin imtihanlardayız. Sahibi olmadığımız, şahidi olduğumuz, bir gün terki diyar eyleyeceğimiz tüm varsıllarımızla imtihandayız. Vermenin, paylaşmanın, sahibi olmadığımız tüm varlığımızın gerçek sahibi olan Rabbimiz ’in emirleri karşısında imtihandayız. Gerçek mülkün sahibi uyarıyor ayetleriyle: “ Ona da ( hayır ve şer) iki yol gösterdik. Fakat (o), sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sana ne bildirdi? (O), bir kölenin azad edilmesi ( ve kişinin kendi nefsini ateşten kurtarması)dır. Ve ya bir açlık gününde akrabalığı olan bir yetimi veya toz toprak içinde kalmış bir yoksulu doyurmaktır. Sonra ( bütün bunları yaparken) iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.  “ (90/ Beled,10-17)  

 Sarp yokuşu aşmak; vermenin erdemli duraklarıyla cömertliğin hazzını ve huzurunu yaşayarak Kur’an ahlakıyla ahlaklanmaktır. Sarp yokuşu aşmak Ensar olarak bize verilenleri vermek, “ Ey Aişe! Geriye bıraktığın değil; dağıttığın bizimdir.” diyerek Saadet Asrından seslenen Efendimize uymaktır. Sonsuz bereket tohumunu cennete ekmektir sarp yokuşu aşmak. Parklarda, tenha sokaklarda, caddelerde elindeki kuru ekmeği aş eyleyen, elbiseleri paralanmış Suriyeli bir kardeşimize hami olmak ona yüreğimizi açmak, toza toprağa belenmiş bedenine sıcak yuvalar bulmaktır sarp yokuşu aşmak. İşte yüce Kitabımız tam da bunu söylemiyor mu bize. Onlar ıslak kalabalık caddelere, parkların üşüten yalnızlığına, beton kaldırımlara uzanırken titreyen bedenleriyle bizim boğazımızdan lokmalar nasıl geçer. Nasıl rahat uyuruz küstüğü yastıklara başımızı gömüp. Nasıl uzanırız rahat yataklarımıza. Seslenir Rabbim uyarır insanlığı: “ Size ne oluyor ki; Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır…” (57 Hadid,/10) Gerçek mülkün sahibinin emrine itaat etme zamanlarındayız. Değil mi ki vermek huzurun ve saadetin anahtarıdır. Değil mi ki verdikçe çoğalırız bereketleniriz. Gümrah pınarlar gibi çağıldayıp akarız yetim yüreklerin yalnızlığına. Yakinen görürüz ve yaşarız ki; biz verdikçe bize de bir veren var.

İnfak medeniyetinin mirasçıları olarak, vermenin destanını yazan ve yaşayanlar olarak yollara düşelim. Arayıp bulalım muhacir kardeşlerimizi. Sonuna kadar kapılarımızı, yüreklerimizi açalım onlara. Bereketli sofralarımıza her daim davet edelim. Üşüyen, yalnız çocuk ellerini tutalım. İhtiyaç sahiplerinin rızkını bizim rızkımızın içen koymuş olan gerçek Rezzak’ı düşünerek, kendilerine ait emanetleri ulaştıralım gönül huzuruyla… Ateşler içinden çıkıp gelmiş bir ümmet kapımızın eşiğinde. “ Yarım hurmayla da olsa, kendinizi ateşten koruyun.” ( Buhari, Müslim) diye buyuran Efendimizin emrine itaat ederek, kendimizi cehennem ateşinden kurtarmanın telaşına düşelim. Fırsat bu fırsattır. Cennete vesile tüm muhacirler gözlerimizin içine bakarken, sağımızda solumuzda dolaşırken düşelim yollara. Onlara hami olmanın, kardeş olmanın yollarını arayalım. Sarp yokuşu tırmanarak terleyelim, koşalım, yorulalım ki cennet ayaklarımıza serilsin. Sonlu nimetleri verelim ki gerçek sahiplerine, sonsuz nimetlere kavuşmanın hazzını yaşayalım.

 

 

Yıllar süren savaşlarla sonunda yorgun düşen insanlık kapımızda. İmtihanların biri bitmeden biri başlıyor. Yeni Türkiye diyor siyasiler. Yeni umutlar, yeni başlangıçlar, yeni yepyeni sevinçlerle büyük ülke olmanın gururunu yaşamak istiyor insanımız. Ama hemen yanıbaşımızda zulüm üstüne zulüm devam ediyor. Müslüman Müslümanı kırıyor hem de hiç acımadan. Mezhepsel ayrılıklar, ırksal ayrılıklar hepsi birbirine karışmış. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Ortadoğu üzerine oynanan oyunlar semeresini veriyor. Ve hep “Vur Abalıya” hesabı ölenler masum insanlık, körpe çocuklar oluyor. İnsanlık ölüyor an an. Amerika’nın bombalaması için artık Işid var. Suriye, Irak, topyekün Ortadoğu kaosun, bilinmezliğin ülkesi onlara göre. Bombalar yağmalı bu kaos ortamının üzerine. Son teknolojiyle ürettikleri silahlarını denemek için, bir bahane daha oluşmuş durumda. Terör örgütleri onların silahlarıyla yok edilmeli. Batının ve Amerika’nın tek hedefi yangına su taşımak değil, daha çok yangına körükle gitmek,  alevi harlandırmak. Onlar Müslümanların ocaklarına harlı ateşleriyle saldırırken; muhalefet lideri: “ Ortadoğu bataklığına taşıdınız ülkemizi” diye haykırıyor meydanlarda. Bağdat, Kudüs, Şam, Kahire nice mübarek doğu şehirlerini bataklık olarak görmek nasıl bir duyarlılıktır. Veya duyarsızlıktır.

“ Kardeşler arsında heyhat, su-i zan düştü” diye haykıran Nurullah Genç;

“ Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü” diye devam ediyor… Efendimiz’in o güzel insanın Rabbine yürümesiyle başlıyor kaos ve kargaşa ve hâlâ sürüyor. Rabbim bu kargaşadan bizleri beri eylesin. Düşmana fırsat vermesin.

Şimdi kardeşlik zamanı… Şimdi Ensar duyarlılığıyla Ebu Zer  Efendimiz gibi dünyayı müşahede zamanı. Elinde ne var ne yok ahiret yurduna göndererek, dünya yaşantısını yokluk sınırında yaşama bilincini kuşanmış, geçici dünyanın malını değil, ebedi ahiret yurdunun sermayesini biriktiren Peygamber aşığı Ebuzer Efendimiz gibi… Sonsuzluğa açılan kapının anahtarı elimizde. Vermek, infak etmek, kardeşçe paylaşmak bereketin ve duanın kapısı. Ensar duyarlılığı ile yaklaşan cennete adım alma zamanlarındayız. Şimdi sarp yokuşu aşmanın tam zamanı. Vererek erdemli ve onurluca geçici süfli dünya duraklarından adım alıp, soylu paylaşımlarla kardeşlik hukukumuzu yaşama zamanı...  

20.11.2014

Bu makale 941 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası