Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Ramazan Kayan
SİVİL ÖRGÜTLENME
Email: ramazankayan34@gmail.com



 STK (Sivil Toplum Kuruluşları)’nın sivil hayatın vazgeçilmezleri haline geldiği bilinen bir gerçeklik… Devletin soğuk ve itici yüzüne karşı sivil toplumun daha sıcak ve çekici bir özelliği bulunuyor. Hatta fertle devlet arasında resmi ideolojinin baskılarına karşı korunak, sığınak, barınak da diyebiliriz…

Statükonun dışladığı insanlar STK’lar üzerinden var oluş ve direniş zemini arıyorlar… Bu arayışın “nasıllığını” ve “niceliğini” iyi tahlil ve tetkik etmemiz gerekiyor… Batı’daki serüveninden tutun, bu topraklardaki yerli tutumuna kadar tüm boyutları ile İslami bir hassasiyetle irdelenmesi zorunluluk arz ediyor. Çünkü STK’lar bir kuşatma mı, yarma mı? sorusu hala doyurucu bir cevap bekliyor...

STK’ların Türkiye’ye daha çok Batı üzerinden transfer olduklarını biliyoruz… Bu duruma yönelik iki türlü tepki bulunmaktadır:

 Bir; “İyi şeyler ancak Batı’dan gelir” ön kabulü ile batı üzerinden gelen her şeyi tahlil ve tenkide tabi tutmadan “kabulcü” bir yaklaşım…

 İki: “Batı’dan gelen her şey ne ise kötüdür” önyargısı ile verilen tepkidir. Bu iki yaklaşım tarzı da doğru bir yaklaşım değildir…

Üçüncü bir tutum var ki buna “filtreleme” yöntemi diyebiliriz. Hariçten gelen kavram ve kültürün inanç değerlerimize, anlam dünyamıza uygunluğunu arayarak seçici davranmak... “Ne hep, ne hiç” demeden hakikatin şaşmaz kriterleri ile geleni teste tabi tutmak… Hem geleni, hem de var olanı vahyin ışığında yeniden biçimlendirme ve anlamlandırma sorumluluğu altında olduğumuzu unutmamalıyız…

Doksan yıllık Cumhuriyet tarihinde resmi ideolojinin refleksi genelde şöyle şekilleniyordu: “Bu ülkeye STK lazımsa onu da ben kurarım.” Bu şartlarda karşımıza devletin kayıt altına aldığı “devletin sivil toplumu çıkıyor. Bu da sivil toplumun sivilliğini yok ediyor; “Sivil toplum ne kadar sivil?” sorusunu beraberinde getiriyor… Sistem muhalif hareketleri kendisinin belirlediği alana çekerek etkisizleştirmek istiyor…

Sivil toplumun teorik tanımında şu vardır: Devletten farklılaştırılmış faaliyet alanı… Devletin dışında özgürlük sahası…  Pratikte böyle olduğunu söyleyebilmek ise güç… Kavramlar birer özgürleştirme aracı olabileceği gibi köleleştirme vesilesi de olabiliyor. Bugün şu riskin de altını çizmek gerekiyor: STK’lar üzerinden Müslümanları ılımlılaştırma, dönüştürme, statükoya eklemleme tuzaklarına duyarlı olmak durumundayız…

İslami kimliği bulandırma ve İslami ilkeleri sulandırma, hilelerini hesaba katmak gerekiyor… Bu açıdan rasyonel, seküler, liberal söylemlerle bulanık ve kaygan bir zeminde farklı mecralara savrulma riski göz ardı edilemez… Soru şudur: STK’lar üzerinden bize biçilen role razı mı olacağız? Yoksa sorumluluklarımızı yerine getirmek için yeni alanlar ve açılımlar için şartları zorlayacak mıyız? Ya ehlileştirilmiş kitleler… Ya da her zeminde haklı taleplerini sürdüren oluşumlar…

Soros’un acentalığını yapacak, Batı müsveddesi sivil toplum olsa olsa yozlaşmanın ve ihanetin adresi olacaktır… STK’lar yoluyla modernleşme projelerine entegre olma, bilahare entegre edici bir misyona sürüklenme tehlikesini de önceden görmek gerekiyor…

Bugün sivil toplum yelpazesi alabildiğine geniş, ne bulursa içine alabilecek bir mahiyet kazandı… Doğru-yanlış… Hak-batıl… İyi-kötü… Her türlü müdahaleye açık olan STK’lar süreçlere bağlı olarak sırasınca askerleşebiliyor, tüccarlaşabiliyor, alabildiğine politize olabiliyor... Sivil demekle sivil olunmuyor… Sivil olmanın kriterleri var; öncelikle bağımsızlık ve özgürlük başta gelir…

Söylem sivil, zihin sivil değil… Resmi ideolojinin popüler kültürü ile yoğrulmuş kafalar ne kadar sivil kalabilir? Öncelikle zihinlerin Batı normlarına göre değil, şer’î ve fıtrî değerlere göre sivilleşmesi ve şekillenmesi lazım…

STK’lara rengini kim verecek? İçini kim, neye göre dolduracak? Referanslarımız ne olacak? Vahyin bildirimlerinden soyutlanmış bir STK Müslümanların hangi amaçlarına hizmet edebilir?

Kanunlara göre kurulan STK’larda esas olan kulluğun gereklilikleri olmalıdır… Pratiği belirleyen, inanç değerleri ve temel ilkeler olmak zorundadır… Öyle ki Allah’ın huzurunda savunabileceğimiz, arkasında durabileceğimiz bir sivil toplum tercihimiz olsun… Bu bakımdan bizim sivil toplum tercihimiz seküler değil mütealdir…

Cemaat ruhu ve bilinci yüklenmiş bir sivil toplum Müslümanların talebine tekabül edebilir… Sosyal ve kültürel etkinliklerden öte salih amellerdir bizim için zaruri olan… Müslümanlar olarak kendimize özgü ve meşru bir sivil toplum dili ve modeli üzerinde yoğunlaşmamız gerekiyor… İslami kimlik ve duruşumuza halel getirmeyecek bir çizgi… Vahyin perspektifi ile bulanıklık, belirsizlik ve kararsızlıkları netleştirebilecek bir yeterlilik üzerinde yürümeliyiz…

Böylece süre gelen sömürü, zulüm ve talanın karşısına dikilmek; adalet, ahlak, özgürlük mücadelesinde mazlumların ve mahrumların vicdanı, umudu ve ufku olmak mümkün olacaktır… Ancak unutmamak gerekir ki STK’lar amaç değil birer araçtır... Oralarda kendine yer bulduktan sonra, varoluş amaçlarından uzaklaşıp araçları amaçlaştırma varlıklarını oralara borçlu hissetme yanılgısına düşmemek lazım…

Sivilleşelim, toplumsallaşalım derken egemen güçlerin baskı ve şiddetine bigane kalıp sadece sosyal yardımlaşma, kültürel etkinliklerle, risksiz hizmet alanları aramak tarzındaki bir sonuca razı olmamak gerekir. Yoksa işin kolaycılığına kaçmış oluruz… İdeallerdeki hedeflere uzak düşünce, bu defa o güne kadar gelen birikime, mirasa ve geçmişe redd-i mirasçı bir anlayışla karşı çıkmak çıkmazına düşülebilir…

Ne yaparsak yapalım, doğru şeyler yapıyorsak, yanlışlara itirazımız varsa, bedel ödemek gerekecektir… İster bu sivil olsun, ister siyasal…

Şuna özellikle dikkat çekmek istiyorum: STK’ları basiretle kullanalım… Ancak birileri STK’lar üzerinden bizi kullanmasın. STK’lara tavır almak yerine, işbirlikçi girişim ve ihanet içeren sızma ve sapmalara karşı duyarlı olalım… Dış güçlerin desteği ile değil canını dişine takarak çırpınanların özverisi ile sivil alanlarımızı genişletelim… Kendi ayaklarımız üzerinde durarak özgün ve özgür bir seferi sürdürelim...

Bir oluşumun ya da yapılanmanın isminin İslamî olması onun İslamiliğine yeterli bir kanıt olmadığı gibi, isminin farklı olması da birinci derecede sorun değildir. Önemli olan içeriktir, niteliktir…

Evet, sivil toplumun bizde neye tekabül ettiği önemlidir… Daha çok bizde cemaat, tarikat, vakıf ve derneğe çağrışım yaptığını söyleyebiliriz…

Devletin veya siyasal iktidarın bir “ötekisi” olmanın ötesinde bir misyona sahiptir… Özgür bir dünya… Adil bir sistem… Güvenlikli bir iklim arayışıdır…

Silik ve sinik bir sivil toplum değil, sessiz yığınların sesi ve nefesi olacak saygın bir yapılanma…

İktidara angaje olmuş güdümlü ve gölge STK’lar değil, güne ve geleceğe yönelik iddiaları ve idealleri olan iradi bir oluşum…

Bu toplum, askeri ve siyasi vesayetten arınmış örgütlü bir toplumdur.Çünkü örgütlenmeden özgürlük olmuyor…Örgütlenmeden özgüven oluşmuyor…Örgütlenmeden önümüz açılmıyor…

Bu değer merkezli örgütlenmenin dört temel dinamiği vardır…Güvenirlilik…Gönüllülük…Güç birliği…Gayretlilik…

Güzel bir geleceğin güvencesini bu (4G) formülünde arayabiliriz…

Bizdeki sivil toplumun özgün ifadesi “kardeş toplum”dur… Kardeş toplumun asli mükellefiyeti ise;Mensubiyet…Mesuliyet…Mukavemet…Muhalefet…

Bunu sürdürürken olmazsa olmazımız ise meşruiyet… Ve indi ilahideki makbuliyetimizdir… Ancak bu yolla güdülen iradelere karşı güçlü bir irade ile var olabiliriz…

Bu sivil irade süreç içerisinde neyi hedefleyecek?Önce bir zihniyet inşası…Sonra bir şahsiyet inşası…Ve sonrasında medeniyet inşası…

 

28.11.2014

Bu makale 2169 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası