Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Ramazan Kayan
ÖZGÜR BİR DİYANET ÖZGÜN İSLAMIN ADRESİ OLACAKTIR
Email: ramazankayan34@gmail.com



   

Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş amacı, kuruluş gününden beri bellidir… 1924’den bugüne aynı gayeye hizmet etmektedir. Aktörlerin değişmesi ile görece bir değişiklikten bahsedilse bile özü itibarı ile dünden bugüne değişen bir durum söz konusu değildir… Temelde Kemalist- Laik paradigma sorgulanmadan, köklü ve esaslı değişimlere gidilmeden değişimin Diyanet’ten başlaması beklenemez… Sonuçta Diyanet konjonktüre göre statüsü kısmi olarak değişebilen ama temelde statükonun güdümünde olan bir kurumdur… Bugün askeri vesayetin müdahalesinden kurtulsa bile onun yerine bürokratik veya siyasi vesayet sistemi devreye giriyor.. Zaten Diyanet’in din adına bir otorite olması söz konusu değil, bağlayıcılık gücü yok, müdahale hakkı yok… Hatta şunu söyleyebiliriz; Diyanet Müslümanların dini ihtiyaçlarını değil, devletin dine yönelik beklentilerine cevap verir… Müslüman halktan devlete yönelik oluşabilecek tehlikeleri etkisizleştirme misyonunu yürütür… Bir cumhuriyet projesi olan Diyanet iktidarlara göre değişkenlikler arz etse de devletin istekleri doğrultusunda hareket etmek zorundadır… Zaten kuruluş felsefesi siyasi paradigmaya meşruiyet sağlama amacına matuftur. Diyanet bir kamu kuruluşu olma özelliğini hâlâ sürdürmektedir… Görünen o ki, mevcut iktidarın iyi niyetli bir takım tespit ve temennileri şu aşamada pratikte fazla bir karşılık bulduğu söylenemez. Diyanette ki derin yapılanma, ideolojik örgütlenmeye dokunabilmiş değil… Eski Türkiye zihniyeti kadrolara hâkim… Zihniyette bir devrim gerçekleşmeden yapısal bir değişim zor gözüküyor… Yeni Türkiye’ye en ciddi direncin Diyanet’ten geleceğini düşünüyorum…

Türkiye jakoben devlet refleksinden hâlâ kurtulabilmiş değil… Sistemin üzerine oturduğu Laik- Kemalist ideolojik tutum sorgulanmış değil… Bu ahvalde Diyanet hem dini denetim altında tutmaya çalışıyor hem de kendisi laiklik baskısı altında bulunuyor… Sırtında yumurta küfesi taşıyor.. Laiklik uygulaması başlı başına bir garabet… Devlet dine istediği gibi müdahale edecek, din devlete karışmayacak! Açıkça devletin dine tahakkümü söz konusu… Diyanetin devlete rağmen bir karşı duruşu olabilir mi? Hayır. Aslında laikliğin hiçbir tarzı bizim için kabul edilebilir değil… İster Batı tarzı, ister Anglo-Sakson tarzı, isterse Türkiye tarzı olsun…. Ancak bizde ki uygulama da devlet dine istediği gibi karışabiliyor, dinin devlete bir şey söyleme yetkisi yok… Hıristiyanlar bile sistemden tamamen bağımsız Ruhban Okulu açma mücadelesi verebilirken, Diyanet’in kendi okulunu açma lafını bile eden yok… Diyanet personelini kim atar? Elbette devlet… Peki, ölçü nedir? Diploma veya KPSS… Ehliyet, liyakat söz konusu değil… Bu yapının İslam’ı ve Müslümanları temsil etmesi beklenebilir mi? Hayır.

Halk camiler yaptırıyor ama aynı halk istediği görevliyi yaptırdığı camide görmek istese de, önü açık değil.. Camiler kamusal alana dönüşüyor… Caminin ruhuna ve misyonuna uygun bir uygulamanın olmadığı malum… Elbette bunun bu şekilde devamı düşünülmez… Halkı ile barışık bir devlet, halkın inancına, değerlerine saygı duymak zorundadır… Müslümanlara rağmen hiçbir uygulamanın meşruiyeti yoktur… Devlet elini dinden çekmeli herkes kendi alanına çekilmeli… Bir özgürlük muştusu olan İslam’ın devletin elinde rehin olmaktan kurtulması gerekir... Özgür bir Diyanet o zaman özgün İslam’ın da adresi olacaktır.. Din kendisi devletin vesayetinden kurtulmalı ki, kurtuluşun vesilesi olabilsin.

Başbakanın Diyanet’le ilgili açıklamalarını önemsemekle birlikte önündeki engelleri nasıl aşacaklarına dair tatmin edici bir açıklamada bulunmadılar… Darbe Anayasaları ile yönetilen bir Tükiye’de siz hangi yeniliği gerçekleştirebilirsiniz? Yeni Anayasa tartışmalarına bakıyoruz, zülfü yare dokunan pek yok… Anayasa’nın temel maddelerine kimse dokunmuyor… Laiklik sürdüğü sürece Diyanetin özgürleşmesinden nasıl söz edebiliriz? Evet, Laiklik maddesini siyasiler tartışmaya açmaktan itina ile imtina ediyorlar… Yeni Türkiye’nin bu ayıbı ve bu açmazı kaldırmayacağını biliyoruz. Ama bunu çözecek güçlü bir siyasi ve sivil iradeye  ihtiyaç var… Toplumun kahır ekseriyeti Müslüman olan bir ülkenin anayasasından “Dini İslam” ibaresini teklif bile edemiyorsanız sorunu nasıl çözeceksiniz? Baskılardan, kaygılardan, üretilmiş korkulardan kurtularak sorunların üzerine cesaretle gidip köklü değişimlerin önünü açmak zorundayız.. Batılılaşma ile Türkiye’ye biçilen elbise dar geliyor… Türkiye kendi gerçeğine dönmek zorundadır…

Yüzyıllık parantez kapanacaksa bunun istisnası olmamalı… Kullanılan bir din değil, kurucu bir din lazım… İslamlaşmanın yolunu tıkayan İslamizasyon projelerininde miadının  dolduğunu düşünüyorum.. Dine karşı din veya dine rağmen din algısından dinin kendisi kalması, herkesin dinin üzerinden elini çekmesi ve ed-din’e teslim olması gerekir… İşte olması gereken ama geciken gerçek budur…

14.11.2014

Bu makale 1534 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası