Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Ömer Naci Yılmaz
VAHYE SABİTLENMEK
Email: o.naciyilmaz@hotmail.com



 Vahye sabitlenmek öncelikle kalbi, yüreği vahye teslim etmekle mümkün olur. Bu teslimattan önce yürek bu teslime hazırlanmalıdır. Vahye rahatsızlık verecek her türlü arızalar giderilmeli, yürek işgalleri ortadan kaldırılmalı, putlar kırılmalı, özgürlük ilan edilmeli ve yeni misafire yer açılmalıdır. Bu gelen sıradan bir misafir değildir. Ötelerden gelmektedir. İnsanlığın hidayeti için, bizim hidayet bulmamız için gelmektedir. Tıpkı geçmiş ümmetlere ve peygamberlere geldiği gibi. Onları selamete ulaştıran, cennete taşıyan vahiy bizi neden ulaştırmasın, neden taşımasın?

 

Onlar selamete ulaşırken, cennete doğru yol alırken yaptıkları bir şey vardı. Yüreklerini ve zihinlerini vahye sabitlemişlerdi. Hem de yüce Rabb’imizin dediği gibi, istediği gibi. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapısın ve birbirinizden ayrılmayın!” (3/Al-i İmran, 103) İlahi buyruğu onların yol haritasıydı.

 

Onların duruşlarını, tavırlarını, gündemlerini, tasavvurlarını vahiy oluşturuyordu. Çünkü yüreklerini vahye sabitlemişlerdi. Bundan dolayı da sapmaları, kaymaları, düşmeleri olmuyor; olduğu takdirde kardeşleri tarafından anında ikaz ediliyorlardı. Birlikte çıkılan kutlu yolculukta kimse kimseyi terk etmeye, yolda bırakmaya razı değildi. Yolda sapanlar, ayağı kayanlar, düşenler, takılanlar durumlarını savunmuyorlar; kendilerinde haklılık aramıyorlar kardeşlerinin uyarılarını vahyi dinler gibi dinliyorlardı. Ve şöyle dua ediyorlardı: “Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma ve bize katından bir rahmet bahşet. Çünkü yalnızca sensin hiç karşılıksız, sınırsızca lütfeden.” (3/Al-i İmran, 8) Bundan dolayı onlar yol almaya devam ediyorlardı.

 

Tevhit mücadelesinin yiğitleri, Allah dostları, mağara arkadaşları “Ashab-e Kehf”dönemlerinin Roma’nın tanrısı, İmparatoru Hadrianus’a tanrısına meydan okurken acaba neye tutunmuş; kime güvenmişlerdi.

 

Mekke’nin yiğit kadınlarından Ammar İbni Yâsir’in annesi  Sümeyye validemiz, ailecek kocası Yâsir ve oğlu ile beraber müşriklerin işkenceleri altında inlemelerine rağmen, imanlarından taviz vermeyen bir iman eri... Allah ve Rasûlü yolunda şerefle ölmeyi göze almış yiğitler... Şirke düşmemek için çırpınan, ezâ ve cefâlara sabırla direnen  bir mü’min âile... İslâm’ın ilk çilekeş ailesi... Allah ve Resûlü yolunda can veren ilk şehidler. Ahireti dünyaya tercih ederken vahye sabitlendikleri için, Allah’ın ipine sımsıkı sarıldıkları için hiçbir tereddüt göstermeden Rablerine doğru yol aldılar.

 

 

Medine’nin gözü pek yiğitlerinden âmâ olan İbn Ümmi Mektum güzel bir örneklik oluşturmaktadır. Uhud savaşına katılmak istediğinde sahabeler:  “Sen âmâsın, ne yapabilirsin ki” sözlerine karşılık olarak: “Olsun, Müslümanların ordusu kalabalık olsun, düşmanın gözü yılsın.” cevabını verecektir. Ona bu cevabı verdiren hakikat, savaşta neyle karşılaşacağı değil, kendisine neyin vaat edildiğidir.

 

Firavuna karşı çıkabilen, çıkma cesaretini gösteren eşi, bizim gönlümüzde Asiye annemiz, her türlü zulmü ve işkenceyi reva görenlere karşı hangi bilgiyle, hangi duyguyla direniyordu.

 

Kızgın çöle yatırılan ve üzerine, göğsüne ağırlığınca kaya parçası konulan Bilal-i Habeşi “La ilahe illallah” derken neye, kime tutunarak hakikati haykırıyordu.

 

 

Kalpte, yürekte, zihinde vahiyle sabitlenmeyen duygular, ibadetler, tavırlar, duruşlar zamanla aşınıp gidecektir. Tıpkı namaza başlayıp, bir müddet devam ettikten sonra:  “Kıl kıl; sonu gelmiyor; bitmek bilmiyor.” diye bırakanlar, terk edenler gibi.

 

“Gerçek başarı Allah katında isminizin;

Münafık yerine Mü’min,

Asi yerine Müslim ve

Vefasız yerine vefakâr olarak yazılmasıdır.” Diyen Mevdudi’ye bunu söyleten tek ana kaynak, referans vahiy ve ona sabitlenmekten başka ne olabilir ki?

 

“Kur’an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O’na bir düşünce tarzı değil, bir yaşam tarzı olarak bakılmalıdır.” diyen Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç tüm dünyevi çileleri gönlünü vahye sabitlendiği için çekmedi mi?

 

 “Haksız bir davada zirve olmaktansa; haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim.” diyen Erbakan hocamızı böyle konuşturan vahye olan sadakatinden başka ne olabilir ki?

 

Şehit İmam Hasan el Benna’nın sözünü tekrarlayan Mısır’ın seçilmiş ilk Müslüman cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi’ye Tahrir Meydanı’ndaki yüz binlerce Müslüman eşlik ediyor ve

“Anayasamız Kur’an’dır,

Önderimiz Resulullah’tır,

Yolumuz cihaddır,

Allah yolunda ölmek en büyük gayemizdir. Hepsinin üstünde amacımız Allah’ın rızasıdır.” diye haykırabiliyorsa ve tüm dünyaya meydan okuyabiliyorsa; tüm yaşadıklarına rağmen hala bunları haykırmaya devam edebiliyorsa işte bu vahye sabitlenmektir, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaktır. Allah’a sarsılmaz bir sadakatle güvenmektir

 

Haksızlıklar karşısında susmamak, zulme razı olmamak, dik durabilmek ancak aklı, zikri, fikri ve kalbi vahye sabitlemekle mümkündür. Bu yolda mücadele etmek, gayretimizi ortaya koymak zorundayız. Sonuç ise Rabb’imize aittir. O ise hiçbir gayretimizi boşa çıkartmayacaktır. Yeter ki O’na yönelelim, güvenelim.

 

“Göklerin ve yerin gizli gerçekleri Allah’a aittir ve sonunda her iş döner dolaşır Allah’ın (dediğine) varır: şu halde yalnız O’na kul ol ve O’na güvenip dayan; zira senin Rabb’in yaptıklarınız karşısında asla duyarsız kalmaz.” (11/Hûd, 123)

 

Ömer Naci YILMAZ

01.12.2014

Bu makale 744 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası