Tüm erkek ayakkabısı fırsatları için tıklayın !

Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Necip Cengil
Devlet ne işe yarar?
Email: n.cengil@ozgundurus.com

Eflatun’un “Devlet” isimli kitabında, devlette bulunması gereken dört değerden bahsedilir.

Bunlar bilgelik, şecaat, ölçü ve doğruluktur. Floransalı Makyavel ise “korkulan ama nefret edilmeyen bir hükümdar” profili üzerinde durur. Makyavel sevgiyi değil korkuyu öne çıkarır. Farabi devleti canlı bir organizmaya benzetir. Bu organizmanın ilk oluşum merkezi kalptir.

Yine Eflatun’un kitabında “gerçekten sapma yetkisi yalnız devleti yönetenlerde olmalıdır” der ama bu yetkiyi kendi halkına karşı değil, devletin yararına düşmanı dize getirmek amacıyla kullanmalıdır.

Gerek Eflatun’un “Devlet” kitabı, gerekse Makyavel’in “Prens” kitabı, dünyada sistem anlayışını etkilemiştir. Bir devlet felsefesinin oluşmasında etkili olmuştur. Mesela Makyavel bir lider tipi çizer ve bu tipi över. Bu tip “kaba ve ahlaksız görünmemek” için dindar görünebilir.

Bugüne gelelim…

Ülkemizde, kendilerini devlet olarak görenler veya yönetme yetkisini kullananlar, bu yetkiyi devretmeyi kendilerine yedirmeyenler, bu yetkiyi bir ideolojik miras gibi görenler bulunmaktadır. Diğer taraftan hükümetler kurulmakta, bu hükümetlerde halkın sevdiği isimlerin yanında, kaba ve ahlaksız yanlarını gizlemek için dindar veya demokrat görünenler olmaktadır. Ayıca muhalefet diye bir ekip var ve bu ekip siyasilerden ve/veya bürokratlardan oluşur. Onlar için de aynı şeyler geçerlidir.

Bütün bunları bir devlet felsefesi ve devlet aklı çerçevesinde değerlendirelim.

Kendi halkına yönelik sindirme senaryoları ile çeşitli tertipler içine girenler devlet aklı açısından nerede durmaktadır? Bu devlet anlayışında bilgelik, şecaat, ölçü ve doğruluk var mıdır? Yeri geldiğinde “benim anam-ninem de başörtülüydü” diyenler aslında neyi gizlemektedir?

Yıllardır şahit olduğumuz uygulamaları dikkate alırsak…

Bizde yerleştirilmek istenen devlet aklı Makyavel’in “korku devleti” mi, yoksa Eflatun’un “bilge, şecaatli, ölçülü, doğru devleti” midir? Faili meçhulleri, arazilere gömülen cesetleri, arazilerden çıkarılan cephaneleri, kimi bürokratların “haddinizi aşıyorsunuz” diye emirlerindeki erata seslenir gibi aydınlara ve halka üstten bakmasını, bütün bunları nereye yerleştirebiliriz?

İbn-i Haldun bir “devlet zafiyetinden” bahseder. Bunu açıklarken “devlet ile halkın giderek birbirinden kopmasını” dile getirir. Yöneticilerin halini ve devletin çöküş halini şöyle dile getirir: “Şekil ve merasimler yoluyla, kendilerini, halka olduklarından başka türlü gösterirler, onların gözlerini boyamaya kalkarlar. Hele tören, debdebe, üniforma, nişan ve diğer şekilciliklerin artması, onun halktan kopmasının ve çöküşünün alametlerindendir. Zulüm, angarya, istismar, israf, lüks, medeniyetin çöküş sebeplerindendir.

Şimdi gerek sivil gerek askeri bürokraside, üniformalarının arkasına sığınarak, halka tepeden bakanlardan, halkın seçtiği hükümeti “işgal gücü” gibi görenlerden bahsediliyor. Darbe planları, andıçlar, “bir askeri yetkili dedi ki” aktarmaları, “sen hainsin” söylemleriyle sindirilmek istenenler, yargının; adaleti sağlamanın ötesinde, Demoklesin kılıcı misali icraatın tepesinde sallandırmasını isteyenler ne yapmak istiyor? Devletin her kesimindeki lükse varan harcamalar, istismarlar neyi tetikliyor? İşkence haberleri ve görüntüleri neyin habercisi?

Böyle gelmiş ve böyle gitsin diye çalışanların olduğu bir devlet ve ülke anlayışında…

Yani bir açılım kaçınılmaz. Halkla buluşma ertelenemez noktaya gelmiş durumda. Türklük üzerindeki söylemlerle devletin getirildiği tıkanma noktasını gizlemek isteyenler, devlet için gerekli “asabiyet maddesini” dile getirmiş olmuyor. Aksine negatif asabiyetle bir anarşi ortamını tetiklemek istiyor. Anarşinin kimin işine yaradığını biliyoruz.

Açılım şart ve kaçınılmaz, zira ülkede iki zıt kesim oluşmuş durumda. Bunlar “düşman kardeşleri” oynamak noktasında geriliyor. Bu kesimler güçlüler ve güçsüzler. Açlar ve lükse yelken açanlar. Bir ekmek için çöp karıştıranlar ve eşleri, çocukları için lüks cipleri sipariş verenler. İnançları nedeniyle cendereye alınanlar ve her inancı tehdit görenler. Demokrasi diyenler ve bu halka demokrasi fazla noktasında duranlar. Kavmi ve mezhebi asabiyeti birbirine diş bilemek için yedekte tutanlar ve saf insanlar.

Kibrit çakılmadan, ilk kıvılcımda alev alacak gaz sıkışması gerçekleşmeden “kuşatıcı, efradını cami ağyarını mani nevinden” bir açılım yaşanmalıdır. Bunun hukuku ortaya konmalıdır. Zira devlet bu ülkede yaşayan her insan için vardır. Bir sınıfın efendi olması için devlet var olmaz. Böyle devlet ancak “korku devleti” olur. Burada efendiler ve köleler oluşur.

Yıllardır irtica ve çağdaşlık diye iki zıt uç oluşturmak ve Türklük-Kürtlük üzerinden vuruşmak isteyenlerin yapmak istediği, “efendilerin devletine” ulaşmaktır. Bu hal ülkenin ufkunu tıkamış ve devlet aklını şizofreni noktasına getirmiştir. Devlet aklını bu şizofreniden kurtarmak için açılım dosyasını zenginleştirmek gerekir.

Muhammed Hamidullah “Peygamber ve Hulefayı Raşidin Dönemi Siyasi Vesikaları” isimli eserde şunları ifade eder: “Devlet, İslam’da bir sınıf tahakkümü veya bir şahıs tahakkümü değil, aksine zayıflar için bir koruyucudur. Hz. Peygamber, Yemen’deki valilerinden Amr b. Hazm’a gönderdiği yazısında şöyle der: “Muhakkak ki Allah, idarecileri zayıflar için bir yardımcı, güçlüler için de bir engelleyici olarak tayin etmiştir. Onlar, güçlüyü zulümden alıkoyarlarken, güçsüze de hak üzere yardım ederler.”

Ulaşılması gereken devlet, adalet ve merhamet devletidir.

 

11.02.2010

Bu makale 2352 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası