Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Metin Kaya
PROVOKASYONLARIN GÖLGESİNDE ÇÖZÜM SÜRECİ
Email:



 Çözüm sürecinin başlamasında hiç kuşkusuz hükümetin küresel bir aktör olarak Türkiye’nin Dünya devletleri arasında yer almasının, öncelikle kendi iç problemlerini halletmekten geçtiğini ve bu süreçte hiçbir iç sorunun ayak bağı olmasını istememesi olarak değerlendirilebilir. Bu düşüncenin yansımaları, dış politikada yürütülen, İslam coğrafyası ve eski Osmanlı hinterlandı ile ilişkilerin geliştirilmesinden ve egemen sisteme meydan okuma öz güveninin ön plana çıkarılmasında görülüyordu.

Hükümet tarafından çözüm süreci ilk defa dile getirildiğinde, kırk yıllık savaşın oluşturmuş olduğu olumsuz atmosfer hemen dağılmaya başlamış ve çözümün devlet/hükümet tarafından dile getirilmesi, savaşın sona ermesi konusunda umutları yeşertmeye yetmiş, bazı rahatsızlıklar ve endişeler dillendirilse de her kesim tarafından kabul gören bir proje olarak değerlendirilmişti

 

Tutuklu da olsa “ülkeyi bölmeyi” amaçlamış ve birçok insanın kanı, eline bulaşan “terör örgütü” lideri ile resmi görüşmelerin MİT aracılığı ile yürütüldüğünün Erdoğan tarafından dile getirilmesi ve “bir ışık görürsek görüşmelere devam ederiz” açıklaması aslında çözüm sürecinin temellerinin ciddi bir biçimde atılmaya başlandığının göstergesi olarak görüldü.

 

İlk İmralı ziyareti ile başlayan BDP-Öcalan-Kandil trafiği sonrasında meydana gelen Paris suikastı çözüm sürecinin yürütülüp-yürütülemeyeceği tartışmalarını beraberinde getirdi.

Çözüm sürecinin dillendirilmesi sonrasında yapılan ilk provokasyon eylem olarak değerlendirilen Paris suikastının TC devleti tarafından gerçekleştirildiği ve çözümde devletin/hükümetin samimi olmadığı gibi açıklamalar, BDP/KCK tarafından yapılan ilk beyanatlar olarak görüldü.

 

PKK’nın iç hesaplaşması olarak da dile getirilen Paris suikastı ile ilgili, Öcalan’ın “Tartışılmaz Başkan” olmasına itiraz edenlerin gerçekleştirdiği eylem değerlendirmesi yapıldı. PKK’nın kurucularından olan Sakine Cansız ve arkadaşlarının suikasta uğraması hem Öcalan’ı hem de çözüm sürecini provokasyon ile devre dışı bırakma değerlendirmesi, ilgili taraflarca dile getirildi.

Suikast sonrası Öcalan ile yapılan görüşmeler ve Kandil’e iletilen mesajlar sonrası BDP’nin Paris suikastında hayatını kaybedenler için düzenlediği cenaze töreninde barış mesajları vermesi, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın törende söz alarak “Kürtlerin barışa hazır olduğunu” belirtmesi ve törende “savaşın kazananı barışın kaybedeni olmaz” sloganının ön plana çıkarılması ve sonrasında hükümetin çözüm sürecinin devam ettirileceği açıklamaları ve provakasyonlara rağmen bu işin arkasında kararlılıkla durulacağı açıklamaları tüm taraflarca olumlu karşılandı.

 

Sonrasında, KCK davasında gündeme gelen anadilde savunma hakkının yasalaşması ve KCK tutuklularının serbest bırakılması olumlu bir adım olarak değerlendirildi.

 

Çözüm süreci için adımlar atılırken ikinci provokasyon olayı, barış sürecinin kamuoyundaki yansımalarını görmek için BDP tarafından başlatılan ve Halkların Demokratik Kongresi`nin (HDK) üyeleri ve BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder ile Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel öncülüğündeki heyetin, 17 Şubat`ta Çorum’dan başlayan "Barış için eşitlik, çözüm için müzakere" başlığı altında Karadeniz gezisinin ikinci gününde Sinop’ta uğradığı saldırı oldu. Benzer olayların gezinin üçüncü durağı Samsun’da da yaşanmasının ardından heyet Karadeniz gezisini iptal etti. Bu gezi sonrası da çözüm sürecinin devam edip etmeyeceği ile ilgili tartışmalar gündeme geldi.

Bu tartışmalar yapılırken Türkiye kamuoyunun PKK ile çözüm sürecine hazır olmadığı ve bir terör örgütü ile masaya oturmanın yanlış olduğu, hem ciddi endişe taşıyan taraflarca hem de çözümü istemeyen taraflarca dile getirilerek çözüm sürecinin ciddiyeti sulandırılmaya çalışıldı.

Çözüm sürecinin uğradığı üçüncü provokasyon olayı, BDP ’li milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Altan Tan’ın İmralı Cezaevi`nde Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye ilişkin notların basına sızdırılması olayı oldu ve bu olay Ankara’da deprem etkisi yarattı.

 “Görüşme notlarını kimin sızdırdığına” ilişkin sorular gündeme geldi. Çözüm süreci, bilerek/bilmeyerek yapılan sızdırma olayı sonrası tekrar tartışılır hale geldi. BDP tarafından ilk yapılan açıklamalarda konu ile ilgili hükümet tarafı suçlansa da,  daha önce `bizden sızmadı` diyen BDP, notların parti genel merkezinden alındığını kabul etti.

Bu provokasyon olayları devam ederken, uzun süredir PKK’nin elinde tutuklu olan kamu görevlileri, BDP milletvekilleri, İHD ve Mazlumder’den oluşan heyete teslim edildi.

Çözüm süreci ile ilgili görüşmeler başladıktan sonra, provokasyon olaylarının yanı sıra bu olumlu gelişmelerin olması Türkiye kamuoyunda çözümün gerçekleşebileceği kanaatini oluşturdu.

Öcalan ile yapılan görüşmelerde heyette kimlerin yer alması gerektiği ile ilgili hükümetin sınırlamalarının esnek hale getirilmesi ve BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın İmralı görüşmelerine katılması önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.

Öcalan görüşmesi sonrası, Demirtaş’ın açıklama yapması ve Öcalan`ın mesajında "21 Mart`ta bir çağrı yapmak üzere hazırlık yapıyorum. Bu çağrı askeri ve politik anlamda doyurucu olacaktır" dediğini aktarması çözüm sürecinin vardığı aşama hakkında ipuçları veriyordu.

BDP tarafından “Barış Newrozu” olarak adlandırılan ve Diyarbakır’da büyük bir coşkuyla kutlanan Nevruz’da, Abdullah Öcalan`ın çözüm sürecine yönelik kaleme aldığı mektup okundu. Mektubu önce Kürtçe BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan ve Türkçe olarak da BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder okudu. Öcalan, mektubunda `İslami demokratik kardeşlik` vurgusu yaparken, "Bugün milyonların şahitliğinde yeni bir dönem başlatacağım. Silah değil, siyaset. Silahlı güçlerimiz sınır dışına çekilsin" çağrısında bulundu.

Böylece çözüm süreci için beklenen ateşkes ve silahlı güçlerin sınır dışına çekilme çağrısı gerçekleşti.

Bu çağrı sonrası KCK/PKK/HPG ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Silahların susması çözüm sürecinin en önemli kazanımı olarak değerlendirildi ve sürece endişe ile bakan Türkiye’nin diğer yarısında da olumlu karşılık buldu.

 

Çözüm süreci sırasında oluşabilecek tepkileri önlemek, süreci anlatmak ve oluşabilecek provokasyonlar sırasında halkın tepkilerini en aza indirmek amacı ile “akil insanlar” heyeti oluşturuldu. Bölge bölge çalışma yapan bu heyet oluşturulan raporları hükümete sundu.

 

Rapor sonuçları değerlendirilirken bölgede yaşanan sıkıntılar için acil önlemler alınması gerektiği dile getirildi ve hükümet konu ile ilgili gözden geçirme çalışması yapacaklarını açıkladı.

 

Bu olumlu gelişmeler yaşanırken BDP-Öcalan-Kandil trafiği sonrası PKK’nın Türkiye topraklarından çekileceğini açıklaması ve ardında hükümetin bu çekilmenin belli bir takvim çerçevesinde gerçekleştirileceğini açıklaması ciddi bir gelişme olarak yaşandı.

 

Ancak geri çekilmenin silahsız mı - silahlı mı yapılacağı tartışmaları sırasında çözüm sürecinin devam edip etmemesi gündeme geldi ve bu arada Suriye olayı, PYD tartışmaları ve PKK’nın PYD’yi desteklemek için Suriye ve Irak’a çekilmeye başladığı açıklamaları yapılırken çözüm sürecini ciddi etkileyen ve sürecin sonlandırılmasını amaçlayan dördüncü ve en büyük provokasyonlardan biri olan GEZİ parkı olayları patlak verdi.

 

Bu olaylar sırasında ilk açıklamaları ile geziye destek veren BDP, Öcalan’ın mesajları sonrası Gezi olaylarına yaptığı açık desteği geri çekti. Olay sonrası yapılan değerlendirmelerin tümünde Gezi olayının çözüm sürecini bitirmek için yapılmış en büyük provokasyon olduğu dile getirildi. Gezi olayı için “Gezi parkında yaşananları anlamlı bulduğunu ancak hiç kimsenin ulusalcı, milliyetçi, darbeci çevrelere de kendini kullandırmaması gerektiği” açıklamasını yapan Öcalan çözüm sürecinin devam ettirilmesi gerekliliğini vurgulayarak olayın çözüm sürecine yönelik provokasyon değerlendirmesi, sürecin devamlılığı konusunda önemli bir kararlılık olarak görüldü.

 

Çözüm sürecine yönelik beşinci provokasyon olarak değerlendirebileceğimiz Lice olayları sırasında bir kişinin ölmesi ve dokuz kişinin yaralanması sonrasında yapılan yol kesme eylemlerinin uzun süre devam etmesi, adam kaçırma eylemlerinin gerçekleştirilmesi, doksanlı yılların yol güvenliğindeki endişeleri tekrar geri getirmiş ve bu süreçte çözümün bitebileceği tehdidi, kalekol yapımları gibi çeşitli bahaneler öne sürülerek KCK tarafından dile getirilmiştir.

 

Gezi parkı ve Lice olayları yaşanırken, paralel yapı olarak değerlendirilen yapılanma medyasının bu provokatif eylemlere açıktan destek vermesi ve olaylarda hükümete yönelik suçlama kampanyaları yürütmeleri altıncı ve en açık provokasyon olarak değerlendirilmektedir. Paralel yapı tarafından, çözüm sürecinde atılan olumlu adımlar ile ilgili yapılan yoğun eleştiriler bu yapının provokasyonların tertipleyicisi tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.

 

Son olaylar; Kobani’ye destek ve IŞİD’i protesto eylemleri, arkası iyi çalışılmış, ama kullanılan aktörlerin işin nereye varacağını bilmediği bir provokasyon eylemi. Yani çözüm süreci yürütülürken yedinci provokasyon olarak değerlendirilen ve Kobani’ye destek için alanlara inilmesi çağrısı ile başlayan eylemlerin provokasyona dönüşmesi eylemi.

Çözüm sürecinde yeni bir aşamaya geçildiği ifade edilirken neden bu eylemliliklerin ortaya konduğunu KCK’nın sürece dair açıklamalarında görmek mümkündür. KCK tarafından uzun süredir “serhıldan” (başkaldırı) yapılacağı ve bunun ile ilgili hazırlıkların yapıldığı açıklamaları bu olayın planlı bir şekilde ön hazırlığının ve aşamalarının önceden belirlendiğini açık olarak eylemliliğin ortaya konuluş biçiminden görülmüştür. Bu olayda daha önce PKK/HDP/KCK’nin ortaya koyduğu eylemlilik biçiminin dışında, daha çok GEZİ eylemliliğini andıran bir tarzda yürütülmesi olayı farklılaştıran tarafı olarak ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin birçok bölgesinde aynı tarz eylemlilik ile benzer hedefler seçilerek ortaya konan bu eylemliliğin en belirgin taraflarından biri de eylemlerde hedef olarak İslami camiaların ve kurumların seçilmesi ve saldırıların bu alanlarda yoğunlaşarak, insanların can ve mal güvenliğine yönelik saldırıların olması, PKK/HDP/KCK çizgisinin İslam düşmanlığının göstergeleri olarak ortaya çıkmıştır.

Çözümün yeni aşamasında, izleme kurulu oluşturulması, eve dönüşün nasıl olacağı, silahlı unsurların ülkeyi tamamen terk etmesi, STK ve basın mensuplarının Öcalan ile görüşme yapabilecekleri gibi konular ile sürecin yeni aşamasının pratikleri oluşturulurken gerçekleşen Kobani’ye destek eylemlerinin provokasyona dönüşmesi, çözüme yönelik umutları törpülemiştir. Bu olayın mahiyeti itibari ile nasıl mide bulandırıcı bir hal aldığı ve Türkiye gibi ülkelerde nasıl provokasyona dönüştüğü her kesim tarafından görüldü.

 

Olayın saldırıya dönüşerek, bu boyutlara varabileceği ne DEVLET ne de HDP tarafından öngörülmediği ortadadır. Bundan sonraki süreçte Devlet tarafından ortaya konan tavır ve HDP tarafından gösterilen tepkiler aynı biçimde devam ederse, çözüm sürecine bakış ve tavrın değişeceği, Türkiye kamuoyunda barış için yeşeren umutların sönmeye başlayacağı ortadadır.

Çözüm süreci dolayısı ile taraflarca atılan olumlu adımlar öncesi ve sonrasında veya aşamaların konuşulmaya başlandığı dönemlerde, provokasyon olaylarının meydana gelmesi ve bu olayların oluş ve başlangıç biçiminin çoğunda PKK/KCK/HDP’nin kullanılması da oldukça manidardır.

Bu olaylar sırasında ve sonrasında hem devlet hem de HDP’nin çıkarması gereken dersler vardır. Çözüm süreci yürütülürken yapılacakların ve yol haritasının Türkiye kamuoyuna açıkça ifade edilmesi ve hem Devlet hem de HDP tarafından çözüm sürecinin yürütülmesinde yeni provokasyonların olacağı ve bu provokasyonların sürece zarar vermemesi için önceden tedbir alınabileceği mutlaka öngörülmesi gereken durumdur.

Aksi durum, tamir edilemeyecek kaos oluşturacaktır. Kaosun ne Kürtlere ve ne de Türkiye’ye yarar sağlamayacağı ortadadır.

20.11.2014

Bu makale 711 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası