Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalgaSuriye’de Araplar ve Kürtler’in oluşturduğu Sünni Müslümanlar nüfusun %75’ini (Araplar %65, Kürtler % 10), Nusayri- Alevi ve diğer Şiiler %15’ini ve Hıristiyanlar %10’u oluşturuyor.
1970 yılında yaptığı askeri darbe sonucu hem Hafız Esed, hem Baas Partisi hem de Nusayriler Suriye’de aynı anda yönetimi ele geçirdiler. Ölümü nedeniyle babasının yerine Beşşar Esed’in geçmesi dışında bugüne kadar değişen bir şey olmadı. Nusayriler gibi Baas Partisi de Suriye’de azınlığı temsil ediyor. Rejim halka değil; Esed Ailesi, Tek Parti(Baas) ve Nusayri diktasına dayanıyor.
Beşşar Esed’in iş başına gelmesiyle, baskıcı rejimin özgürlükçü bir karaktere bürüneceği yönünde oluşan beklentiler defalarca verilen sözlere rağmen gerçekleşmedi. Ak Parti’nin işbaşında olduğu son yıllarda sürdürülen iyi ilişkiler, kamuoyunda Suriye toplumunun ihtiyaç duyduğu reformların hayata geçirileceği beklentisini diri tuttu. On yılı aşkın bir süredir sabreden halk hiçbir gelişme olmadığını, babasından devraldığı yönetim biçimini sürdürdüğünü görünce Beşşar Esed’den de ümidini kesti.
1967 yılından beri İsrail’in Suriye toprakları (Golan Bölgesi) üzerindeki işgali devam ediyor. Bununla yetinmeyen İsrail, 2004’te Suriye savaş uçaklarını düşürdü. Suriye hava sahasını sürekli işgal ettiği gibi, 2006’da Cumhurbaşkanlığı yazlık sarayı üzerinde uçuş gerçekleştirdi. 2007 yılında Suriye’nin nükleer tesislerini vurdu. Suriye İsrail’den sürekli dayak yiyen ve dayak yedikçe sessizliğe bürünen bir pozisyonu sürdürüyor.
Aradan geçen otuz yıla rağmen 30.000 insanın katledildiği Hama Katliamı’nın yaralarının sarılması ile ilgili hiçbir adım atılmadı. Yurtdışında yaşayan ve milyonlarla ifade edilen insanlar yurtlarına dönemiyorlar. Kaybolanlar, gözaltında işkenceyle ölenler, cezaevlerindeki kötü şartlara dayanamayıp hayatını kaybedenlerle ilgili bilgiler ortaya çıkmış değil. Hala “Müslüman Kardeşler” hareketine mensup olanlar idamla yargılanmaktadır.
Suriye’de Kürtler ikinci sınıf muamelesi görmektedirler. İki milyon dolayındaki Kürt nüfusun yaklaşık 350.000’i dünyadaki en eski kimliksiz insan gurubunu oluşturuyor. Bunlar hiçbir insani ve vatandaşlıktan doğan hakka sahip değildir. Mülk edinme, seyahat, eğitim, sağlıktan yararlanma, hukuk önünde eşitlik, adil yargılanma ve kamu imkanlarından yararlanamamaktadırlar.
Bunların yanında ekonomik, sosyal, siyasal, hukuk, insan hakları ve özgürlüklerle ilgili pek çok sorun , toplumun belini bükmüş bulunuyor. Yargısız infazlar, öldürmeler, dayak, işkence, rüşvet, yolsuzluklarla aşılmaz bir güç haline gelen “Muhaberat” ülke yönetimini elinde tutmaktadır. Devlet içinde oluşan derin çeteleşme bu örgütün illegal ve hukuk dışı uygulamalarının bir sonucu olarak kök salmıştır. Suriye’ye polis devleti görüntüsü veren bu yapının Devlet Başkanını da aşan bir güce sahip olduğu dillendirilmektedir.
Sayılan nedenlerden dolayı halkın yönetime karşı duyduğu öfke dayanılmaz bir noktaya geldi ve sonuçta patladı. Toplumsal sorunların baskısı ile oluşan bu öfke patlaması kuşkusuz dünya ve çevre ülkelerden de çeşitli şekillerde etkilenmiştir. Özellikle ABD ve İsrail gibi Ortadoğu ve Suriye üzerinde hesabı olanların bundan yararlanmak isteyecekleri pek tabiidir. Bunca sorunun varlığı onların işini daha da kolaylaştırmaktadır.
Ancak olayları sadece dış güçlerin oyunu ve kışkırtması ile açıklamak yeterli ve ikna edici değildir. Bu, kendi yanlışlarını, eksiklerini ve hatalarını görmezden gelerek yanlışı sürdürmek için arkasına sığınılmış bir gerekçe izlenimi vermektedir. Kaşıyacak bir yığın sorunu çözmeyerek besleyen ve büyütenlerin, sorumluluğu başkalarına yükleme kolaycılığına yönelmeye hiçbir şekilde hakları olamaz. Sorumluluktan kaçıp başkalarını suçlayacaklarına bütün güçleriyle toplumun ihtiyacını karşılayacak çözüme yönelmelidirler.
Suriye yönetimi, sorunlarını çözüp halkıyla barışmazsa Filistin Davasına da zarar vermiş olacaktır. Suriye’nin Hamas ve Hizbullah’a verdiği destek, İsrail ve ABD’nin bölge politikalarını ve oyunlarını bozmaktadır. İsrail ve ABD yanlısı bir yönetimin Suriye’de işbaşına gelmesi, bölge ülkeleri ve halklarının aleyhine olacak yeni bir denklemin kurulması demektir. Böyle bir gelişme, Ortadoğu’da dengelerin, küresel hegemonyanın arzuladığı yeni bir boyut kazanmasına yol açacaktır.
Beşşar Esed’in uygulamaları; uluslararası müdahaleyi, Libya’dakine benzer bombardıman, abluka ve ambargoyu, Irak ve Afganistan’da olduğu gibi işgali davet eder niteliktedir.
Bölge insanının bu aşağılanmaya karşı duracak bir silkinişe, iradeye, adalete, akla ve inanca sahip olamaması kahredici bir acı olarak yürekleri daha ne kadar yakacak.
17.05.2011
Mehmet ALKIŞ
17.05.2011
Bu makale 1110 kez okundu...