Gündem Üstü
Haftanın Anketi
TOPLUMSAL ÇÖZÜLMEYE ÇÖZÜMLER/KOLLEKTİF DÜŞÜNME, BİLGİ VE KÜLTÜR, ADALETE DAYALI İKTİSAD VE HUKUK
Email:




 

Toplumun kemikleşmiş olan düşüncelerini değiştirmeye yönelik ortaya konulan açılımların uygulanma sürecinde çeşitli riskler ve bu risklerin doğal sonucu olarak bir kısım olumsuzluklar zuhur edebilir. Açılım uygulamaları genel olarak iyi niyetten kaynaklanıyor olsa da, sonuç kısmı ile ilgili girift sorular zihinlerde yer etmiş durumda. Toplumsal mutabakatın önemi bu açılım sürecinde kendisini daha belirgin olarak hissettirmiştir. 

Öncelikle toplumsal mutabakatın olmamasına sebep olan toplumsal çözülme sebepleri ve bu çözülmenin izale edilmesi/toplumsal bütünleşmeye dönüştürülmesi üzerinde duralım. 

Toplumsal çözülme, birey ve grupların ortak davranış, gelenek ve sosyal kuralların dışına çıkarak, sosyal dengeyi bozmaları sonucu ortaya çıkar. Toplumsal çözülme söz konusu olduğunda toplumsal bütünlükten bahsedilemez. Toplum olumsuz anlamda değişime yüz tutmuş demektir. Sosyolojinin temel konuları arasında yer alan toplumsal çözülme üzerinde farklı etkenler rol oynar. Genel olarak toplumsal çözülmenin nev’ileri şunlardır.

Bireyler arası çözülmeler

Gruplar arası çözülmeler

Birey ve grup arasında çözülmeler

Kurumlar arası çözülmeler

Birey ve grupların kurumlar arasında çözülmeler 

Bireylerden kaynaklanan çözülmeler, bireylerin toplum içindeki sorumluluklarını yerine getirmemeleri ve sosyal kuralların aksini yapmakta ısrarcı olmalarından kaynaklanır. Zaman içinde baş gösteren değişimlere ayak uyduramama şeklinde de ifade edebileceğimiz bu çözülme sebebini ortadan kaldırmanın en güzel yolu ise, bireyleri egoizm/enaniyetten kurtarıp sosyal düşünme ve kolektif bilinç sahibi yapmak ile mümkündür. Kolektif bilincin yaygınlaşması aileden başlamak üzere doğal bir süreç istemek ile birlikte kolektif düşünceyi verecek özel eğitim kurumlarının kurulması da çözüme büyük katkı sağlayacaktır. Toplumun çekirdeği durumunda olan bireyin toplumsal çözülme noktasında negatif değişimden pozitif değişime yönelmesi için ise erdem ve ideal sahibi olması gerekir. Erdem ve ideali şekillendiren bir inanca sahip olması ise bireyi çözüm unsuru halin getirir.  

Bireylerden teşekkül eden grup ve cemaatlerden meydana gelen toplum, grup ve cemaatlerin ortak hedef ve anlayışa sahip olmaması durumunda çözülmeye gider. Bu noktada toplumda var olan bütün grup ve cemaatleri bağlayan bir evrensel çerçeve olmalıdır. İnsana önem veren, insan merkezli bir anlayış ile toplumsal bütünlük sağlanabilir. Bu durumda toplum içinde etki ve yetki sahibi olan grup ve cemaatlere büyük bir görev düşmektedir. Marjinal yaklaşımlardan ve grup menfaatini ön planda tutan anlayışı bir kenara bırakıp toplumu önceleyen ve insanı önemseyen evrensel bir bakış açısı almalıdır. Örneklendirecek olursak; bir grup yada cemaat (sosyolojik terim olarak cemaat) kendisine yapılan haksızlık ve zulme karşı çıktığı gibi, kendisi gibi düşünmeyen, kendisinden farklı grup ve cemaatlere yapılan haksızlık ve zulme karşı çıkmalıdır. Bu olduğu vakit toplumsal çözülmeler toplumsal bütünleşmeye doğru yol alır. Aksi vaki olduğunda ise toplumsal bütünleşmeden toplumsal çözülmeye doğru gidilir. Zulme karşı olmak evrensel bir değerdir. Sadece kendisine yapılan haksızlığa karşı durup diğer insanlara yapılan haksızlıklara sessiz kalmak ise erdemsizliktir,marjinalliktir,bencilliktir. 

Bireyler toplum içinde aynı anda farklı grup ve sınıflara dahil olabilirler. Grup ve sınıflar bireylerin değişim sürecinde önemli bir rol oynar. Bu grup ve sınıflar kişisel alışkanlıklardan toplumsal davranış şekillerine kadar bireyin uyacağı kuralları da aynı zamanda bünyesinde barındırır. Değişen zaman ve şartlara bağlı olarak birey bağlı olduğu grubun yetersiz olduğunu düşünebilir. Aynı şekilde grup bireyin uyumsuzluğunu fark edip bireyi dışlayabilir. Bu durumda birey ve grup arasında çözülme başlamış demektir. Bireyin grup ile sorun yaşamasının temelinde birey veya toplumun bilgi seviyelerinin düşük olmasıdır. Yani bilgi seviyesi noktasında dengesizlik, birey ve grubu karşı karşıya getirir. Sorun bilgi seviyesi dengesizliği ise, yapılacak iş bireyin ve grubun bilgi seviyesinin vasati hale getirilmesidir. Birey bu sorunun çözümü noktasında da özne durumundadır.  

Toplumsal düzeni sağlamak için önem bir fonksiyonu olan kurumlar, bireylerin veya grupların ihtiyaçları ve değişen şartlar ile birlikte çatışma durumu alabilir. Gelir seviyesi düşük olan birey veya grubun gelir seviyesi yükseldikten sonra davranış şekilleri değişir. Kurallara ve toplumsal uzlaşma formlarına yaklaşımları negatif bir hal alabilir. Bu durumda birey ve grubun kurumlara bakış açısından kaynaklanan çözülmeler baş gösterebilir. Bu çözülmenin temel sebebi gelir dengesizliğinden kaynaklanmaktadır. Çözümü ise, gelir dengesinin hakka ve adalete dayalı bir anlayış ile uygulanmasıdır. Her bireyin ve grubun verdiği emeğin karşılığını aldığı, alın terinin meyvesini aldığı, insanların haksız kazanç elde etmediği bir iktisadi anlayış ile bu çözülmenin önü alınabilir. Adalete dayalı iktisadi bir anlayış ise insan fıtratına uygun olan, tevhide dayalı bir yönetim ile mümkün olur. 

Toplumda uyum ve uzlaşının sistematik şekli olan kurumlar, zamanın getirdiği yeniliklere uyum sağlamadığı vakit çözülme sürecine girer. Öyle ki bir grup yada sınıfı önceleyen hukuk sistemine dayalı olan kurumlar, bireylerin dolayısı ile toplumun belli bir bilinç basamağı atlaması ile birlikte tıkanacak duruma gelir. Toplumun yeni bilinç seviyesine uygun çözümler üretmeye çalışsa da bu kurumlar çıkış yolu bulmaları zor bir ihtimaldir. Dolayısı ile çözülmenin önünü almakta bu durumda zorlaşmaktadır. Kurumlar arası çözülmeyi ortadan kaldırmanın en sağlam ve kesin çözümü ise bütün zaman ve mekanlara hitap eden bir hukuk sisteminin icrası ile mümkündür. Değişen zaman ve şartlara göre çözüm üreten, bireyin ve toplumun ihtiyaçlarını her yönü ile tam olarak karşılayan bir hukuk sisteminin işlerliği ile toplumsal bütünleşme sağlanabilir. Bireylerin ekonomik gelirleri yada sosyal sınıflarına göre değilde haklılık ve haksızlığına göre değerlendiren adalete dayalı bir hukuk sistemi kurumlardan kaynaklanan çözülmeyi ortadan kaldırır.  

Toplum içindeki birey ve grupları bir bütün haline getirme, çözülmelerin önüne geçmek için, sadece maddeye dayalı unsurlara değil maneviyata dayalı unsurlarda da bir bütünlük sağlamak gerekiyor. Ruh, akıl, kalp ve vicdan taşıyan birey manevi anlamda uyum sağladığı birey, grup ve kurumlar ile bütünleşmek için özel çaba sarf edecektir. Aksi durumda ise çatışmaya girmek için sebepleri sayılamayacak kadar çok olacaktır. Toplumun kültürel ve ekonomik olarak gelişmesi ve ilerlemesi ise bu uyum ile direkt ilgilidir. Toplumsal birliktelik farklı şekillerde farklı sebeplere bağlı olarak tezahür etse de sonuç olarak toplumun pozitif anlamda değişimine sebep olur.

 

Sonuç olarak, toplumsal çözülmenin engellenmesi kolektif düşünme kabiliyetine  sahip, bilgi ve kültür seviyesi yüksek, adaletli bir gelir dağılımına sahip, insanı merkeze alan bir hukuk sisteminin uygulandığı bir toplumdaki bireylerin sayısının artması ile mümkündür. Kolektif düşüncenin yaygınlaşması için özel eğitim kurumları açılmalı, bilgi ve kültür seviyesinin yükselmesi için sivil kütüphaneler açılmalı, uygulanabilir genel okuma kampanyaları yapılmalı, adaletli bir gelir dağılımı için bireylerin manevi açıdan donanması sağlanmalı, insanı önceleyen hukuk sisteminin uygulanması için tevhide dayalı anlayışın toplum geneline yayılması ve tevhid merkezli hukuk sisteminin bütün güzelliklerinin en ince ayrıntısına kadar anlaşılır bir ile detaylandırılıp anlatılması gerekir.

24.11.2010

Bu makale 4179 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası