Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
Ve ölümü anlattılar; yaşamanın ne olduğunu anlayanlar…
Türkiye’de ve dünyada islami mücadele, umutsuzca kesintilere rağmen devam etti. Her hizbin belirlediği yöntemler ve hedefler, kendilerine yeni yollar çizdi. Kimi yeniden şekillendi, kimi marjinalleşti. Ve “kim”i olmayanlarsa zamana uydu. Modernleşti.
Şu an sığdırıldığımız sınırlar içerisinde görebildiğimizse, çok büyük bir… “boşluk”. Allah ile hayat arasında kaldığını zanneden toplum, hayatı seçmiş. Onu Allah’tan koparmış. Sonra da cemaatleşmiş ve kendine yeni bir yol çizmiş.
Yaşamanın ve mutlu olmanın put olduğu, sınırlandırılmış vatanımızda, gerçekleri görebilmek oldukça zorlaşmış yani. Yaşam ve mutluluk putlarına tapınanlara ve tapındığının farkında olabilenlere selam olsun…
İnsanlar değiştiği gibi, İslami da değiştirmişler. Mutluluk ve başarıyı; yani iyi bir yaşamı getiren her dini kabul etmişler! Putlarına saygı göstermeyen her ilkeyi de inkâr etmişler. Doğrunun ölçüsünün hayat kitabı olmaması, dünyaya gerçek sahibinin hâkim kılınmamasına sebep olmuş. Tek Hâkim’in reddolunması, Allah’ın hayattan koparılmasına sebepmiş anlaşılan…
Neyse, nereye gidiyoruz? Hayat nereye gidiyor, biz neredeyiz? Biz kimsenin olmadığı bir yerde mi duruyoruz? Durduğumuz yer ne kadar doğru? Hakkı nerde arıyoruz? Hayata kimin ilkelerini baz alarak odaklanıyoruz? Yaşamı; çoğunluğa uyanın doğru yolda olduğu inancıyla mı değerlendiriyoruz?
Herkesin fark etmediğini fark ederek, herkesin bilmediğini bilerek mi yaşamalıyız? Ya da herkesin sahip olmadığına ulaşarak mı? Evet! Kendimizi çoğunluğun inancından çıkararak yaşamalıyız. Peki, bu neyi gerektirir? İman etmeyi… Hayat bu değildir diyemeyenler, “la” demesi unutturulmuş olanlar… Onlar çoğunluğa uyanlar ve yaşamayı unutanlardır…
Bir mavi Marmara gördüm düşümde.
Gittiği yer uzaktır sandım;
Yanıma geliyormuş.
Geldiği yer burasıdır sandım;
Gelen benmişim; giden de ben…
Kendine bakamayanlar; hayatı uzakta zannederler. Ondandır ki, iman etmeyenler, uzağa/dünyaya daha yakındırlar. Kendini bilmeyenler yaşamı unutanlardır. Yaşamı ölümden ayrı zannedenler; en büyük hezeyana uğrayanlardır. Ölümü anlayamayanlar; yaşamı anlamlandıramayanladır.
Allah’a mı yakın olmalıyım, sana mı? Peki sen kimi temsil ediyorsun? Seni mi, Allah’ı mı? Peki, sen hükmü kime karşı veriyorsun? Allah’a mı?
Allah’a karşıysan, Allah’ı temsil ettiğini anlatma bana. Çünkü neyi yaşadığını bilmeyenler ancak anlatmaya çalışırlar. Hayat; yaşama telaşından, anatmaya fırsat kalmayacak kadar kısa değil mi yoksa?
Bir gün yolda gidiyordum. Sonra başka bir yol çizdiler ayaklarımın altına. Takip etmemi söyledirler. Kimdi bunlar? Kaç kişiydiler? Kalemlerinin mürekkepleri temiz miydi? Yoksa ayağım kirlenir miydi?
Mavi Marmara’yı gördüm düşümde. Bana bir masal anlattı. Tavizlerle, ayaklar altına yollar çizenleri ve kırmızı başlıklı kızın, bilmediği ormanda, ormanın sahibine saygı göstererek nasıl ulaşacağını anlattı; büyükannesinin evine. Düşündüm sonra... Dedim ki; kurt değil midir ormanın sahibi? Yok dedi. Sahibi kurt olsa çıkar mıydık biz yola?
Ormanın sahibiyle kurdu ayırt edemeyenler; yaşamın sahibiyle, yaşamı ayırt edenlerdir ancak. Onlar ki yaşamı anlamlandıramazlar. Kırmızı başlıklı kızın, ormanın sahibine boyun eğerek ayakta kaldığını ve onun hükmü olmadan kurda yem olamayacağını bilemezler. Onlar ki ölümü anlayamayanlardır. Ormanın sahibine itaat etmek için kurda yem olmanın, zillet olduğunu zannederler. Oysa onların, midelerinden başka, uğrunda ölecekleri hiçbir tanrıları yoktur.
Onlar ormanı, ormanın kanunlarından ayrı zannederler. Bunun için yaşamı Allah’tan; ormanı el-ilah’tan koparmaya çalışırlar. Bunun içindir ki, yaşamı kutsar, ölüme iftira atarlar. Ve ölümü anlayamayanlar; ölümsüzlüğün ne olduğunun gafleti içinde yaşayanlardır…
Ve ölmeye gidildiği gün…
Yaşamanın amacını sorgulayanlar,
Bir daha düşündüler;
Bile bile yaşamanın,
Bile bile ölüme götürdüğünü…
18.01.2011
Bu makale 1771 kez okundu...