Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Erdal Bayraktar
SEKÜLERİZM VE ULUSÇULUK KISKAÇINDA MÜSLÜMAN HALKLAR
Email:



Müslüman halklar uzun zamandır kendi ASL(Fıtrat,Vahy,İlahi değerler)’larına dayanarak oluşturdukları USÜL(Sünnet,metodoloji) üzerinden MİSAL(“Müslüman Aklın” ürettiği kavram ve kurumlar)’ler üreterek,  dünya yolculuklarına devam etmiyorlar/edemiyorlar.

 
Uzun zamanlar boyunca kendimiz olamadığımız,İslami bir İrade’den yoksun olduğumuz için kendi kavramlarımızla düşünemiyor,kendimizle ilgili kararlar alamıyoruz.Bunun sonucu olarak; bizim dışımızdan bize dayatılan ödünç kavramlarla düşünüyor ,kavram üreten İradelerin çözümlerine mecbur bırakılıyoruz.Son zamanlarda bu durumu “Kürt sorunu”,”Arap Baharı” örnekleri üzerinden takip edebiliriz.
 
Müslüman halklara vaziyet eden dini,kültürel,fikri,siyasi önderler “paradigma krizi” yaşıyorlar.Müslüman toplumlara vaziyet edenler, kendi değerlerine inanmıyorlar ve  bu değerlerin sorunlarına deva olacağına ikna olmuyorlar.Bu bir kriz halidir,anomali halidir.Aydınlarda,siyasilerde nüksederek toplum katmanlarına sirayet eden bu hal, tedavi edilmeden, hiçbir sorunu doğru konuşamayız ve sağlıklı çözümler üretemeyiz.
 
İlahi Sünnet gereği hayat boşluk kabul etmiyor.Ya hayatı kendi inandığınız değerler üzerinden ya da mecbur bırakıldığınız,maruz kaldığınız değerler üzerinden yaşarsınız.
 
İlahi değerler hayattan çekilince, onların yerini seküler değerler ele geçirdi.İnsanlık ve Müslümanlar uzun zamandır, seküler değer ve kurumların hakimiyetinde bir hayat yaşamak zorunda kalıyorlar.İnsanlık ve Müslümanlar, bu durum üzerinde düşünmek zorunda.Düşünmek zorunda çünkü; sekülerizmin vaziyet ettiği bu dünya insani,adil bir dünya değil.
 
Malum olduğu üzere Sekülerizm ,Batı toplumsallığının içinde teşekkül etmiş bir kavram ve düşüncedir.Hiç bir kavram kendiliğinden oluşmaz.Her kavram ve düşünce bir sosyo-kültürel  evrende teşekkül eder.Bu sosyo-kültürel,siyasi durumlar anlaşılmadan,tarihi süreci takip edilmeden kavram anlaşılamaz.Yahudilik,Pagan Roma,Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden Roma süreçleri takip edilmeden Sekülerizmi,sekülerleşmeyi anlamak zorlaşır.Genel anlamda sekülerizm;İlahi olanın,Allah’ın,Münzel olan Vahy’in  rehberliğinin süreç içerisinde, hayattan uzaklaştırılma çabasıdır.Tevhit peygamberi olarak gönderilen Hz.İsa’dan sonra Hıristiyanlık, Pagan Roma kuşatması altında 300 yıllık olağanüstü bir dönem yaşamıştır.Kuran bu olayı, Ashab-ı Kehf kıssası üzerinden insanlığın gündemine taşır.Tahrif edilerek Roma’nın resmi dini kabul edilen Hıristiyanlık, bu süreçlerden,Roma düzeniyle etkileşimden geçerek teşekkül etmiştir.
 
Tevhid; varlığı,bilgiyi,hayatı bütünlük içerisinde algılar.Müntesiplerine de bu usül üzerinden düşünmelerini,pratik geliştirmelerini beyan eder.Şirk ise;varlığı,bilgiyi,hayatı parçalar ve parçalayarak anlamaya çalışır.Şirk’in o günkü temsilcisi olan Roma, hayatı “dualite” üzerinden anlıyor ve yapılandırıyordu.Bu dualite kültürü üzerinden şekillenen Hıristiyanlık, Roma’nın bu sisteminden etkilenerek Tevhidi yapısını bozdu.Roma’nın kadim düalitesine dini bir yönde kattı.Mustafa Tekin’in tesbitiyle:”Roma’nın aşırı hazcı ve dünyevi yaşam tarzı karşısında Hıristiyanlık,biraz da tepkisel  olarak içe dönük,dünyadan kaçarak arınan bir anlayışı bünyesinde kurumsallaştırmaya başlamıştır.İşte bu kırılma,Roma’dan itibaren Batı tarihinde varlık algılayışının dualist bir şekilde gelişmesinin yolunu açmıştır.Dünya-ahiret,madde-mana,beden-ruh ve nihayet kutsal profan.Buna göre Roma’nın düzeni dünya,madde,beden ve profan üzerine odaklanırken; Hıristiyanlık buna karşı duruşunu diğer uca odaklanarak yapmıştır:Ahiret,mana,ruh ve kutsal.”
 
Roma’nın Hristiyanlığı temellük ederek yaşanan Ortaçağ boyunca Batı dünyası, ruhban sınıfının hakimiyetinde bir yaşam sürdü.Ruhban sınıfının skolastisizmi,engizisyon anlayışı altında inim inim inleyen halk, bu düzene Rönesans ve Reformasyon süreçleriyle karşı çıktı.Hristiyanlığın baskısına bu şekilde cevap veren yeni süreç, Sekülerizmin ve onun beraberinde gelişecek olan Modern Dünya’nın da habercisiydi.Sanayi Devrimi ile gücünü maddi bir temele dayayan Sekülerizm,Küreselleşme ile birlikte bütün bir yeryüzünde etkili olmaya başladı.Muharref Hıristiyanlığı temsil eden Kilise’nin ve Ruhbanlığın şahsında din, Batı dünyasında sürekli irtifa kaybetti.Bu süreç; din ve din dışı ayrımını derinleştirdi ve beraberinde ayrışmayı getirdi.Bu süreçte kaybeden din/kutsal,kazanan ise din dışı/profan oldu.İşte Modern Batı bu temeller üzerinden yeniden inşa edildi.
 
Seküler olan anlaşılmadan Modern Batı anlaşılamaz, Batı’yla sağlıklı ilişkiler geliştirilemez.
 
Tevhid; evveli-anı-ahiri,zahiri-batını,gaybı-şühudu,maddeyi-manayı, dünyayı -ahireti  bir bütünlük içerisinde algılar.Seküler olan ise; anı-şimdi’yi ve dünyayı önceler.Anı ve dünyayı ilahi/dini olandan kopararak,arındırarak anlamaya ve düzenlemeye çalışır.Sekülerizmin hakimiyetinden sonra Batı’nın ürettiği bütün kavram ve kurumlar, seküler olandan ilhamını almıştır.Batı’nın yeryüzündeki hakimiyetine paralel olarak sekülerizm, bir değer olarak bütün toplumları etkisi altına almıştır.Bu süreçte olan Tevhid’e,ed-Din olan Allah’ın fıtrat dini İslam’a olmuştur.Muharref Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın günahları, Adem(a.s)’den bu tarafa insanlığa bir rahmet olarak gönderilen Tevhit dini İslam’a mal edilmiştir.Kilise üzerinden Tevhit-İslam, insanlığın gündeminden düşürülmüştür.
 
Bu arada bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor:Sekülerizm,Modernite eleştirisinde Modernite’nin karşısına Geleneği koyarak yapılan tartışmada biz Müslümanlar taraf olmamalıyız.Moderniteyi de biz üretmedik; Gelenek anlayışımız da onların tarif edip taraf olduğu gelenek değildir.Muharref Hıristiyanlık,Kilise,Ruhbanlık Tevhit dinini temsil edemez.Bunlara yöneltilen eleştiriler gerçek Din’ e değil muharref olanadır.Biz bu eleştiriden kalkarak, Şirk ve Paganizme yaslanarak geliştirilen Sekülerizm’e de taraf olamayız.Sekülerizme kızıp, Katolik eleştirilerine ram olmayalım.Bu konu ayrı bir yazı konusu.Bir hatırlatma açısından şimdilik yeter.
 
İslam dünyası, Seküler zihniyetle, Osmanlı imparatorluğu’nun gerileme dönemleriyle birlikte tanıştı.(Fakat bu süreci konuşmayı devam ettirmeden önce bir konuyu gündeme getirmeliyiz.Yani iğneyi ilk önce kendimize batırmalıyız.Aslında Emevi iktidarıyla birlikte, bu günkü yaşayacağımız süreçlerin ilk kıvılcımı çakılmıştı.Emevi iktidarıyla birlikte İslam anlayışı, siyaset merkezli bir anlayışa evrildi.Devam eden süreçte; gerçekleşen baskılar sonucunda, İslam düşüncesi içe kapandı.Abbasiler dönemindeki Mihne süreci,Selçuklular dönemindeki Batıni akımların güçlenmesi,Gazali’nin geliştirdiği dini ilimler-dünyevi ilimler ayrımı İslam düşüncesini akıldan,ilim/bilim üretme süreçlerinden kopararak, İslami bütünlüğü krize soktu.Sekülerleşme süreçlerini anlamaya çalışırken bunları da hatırlamak gerekiyor.) İmparatorluğun Batı karşısında yenilgi sürecine girmesi, Batı’yla ilişkilerin şeklini değiştirdi.Artık üstünlük Doğu’dan Batı’ya kaymıştı.”İmparatorluğu bu durumdan nasıl kurtarırız” kaygısıyla, Batı toplumları incelenmeye başlandı.İşte bu amaçla yaşanan süreçler sonucunda Seküler Batı kavram ve düşünceleriyle tanışılmış oldu.İmparatorluğun yıkılması ve beraberinde oluşturulan ulus-devletler döneminde Sekülerizm, İslam dünyasında daha da etkili oldu.Özellikle yönetici elitler eliyle ilk önce devlet işleyişi laiklik adı altında seküler anlayışa açılmış, sonra da topluma zorla dayatılmaya çalışılmıştır.Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte devletin laikleştirilmesi,çağdaşlaştırma adı altında toplumun sekülerize edilmesi bir devlet politikası olarak uygulanmıştır.Bu süreç, ,“Batı gibi nasıl güçlü oluruz” kaygısıyla devam ettirilmektedir.Batı kavram ve kurumlarıyla yenilgi psikolojisiyle irtibata geçmemiz, olan-biteni doğru ve gerçekçi anlamamızın önünde büyük bir engel oluşturdu.Bu günde, “onlar gibi olalım” kaygısıyla geliştirilen ilişkiler, aleyhimize olacak şekilde tezahür etmeye devam ediyor.Bir diğer konu da; İslam dünyası ve Türkiye’de Sekülerizm,Batılılaşma,Modernleşme  devlet eliyle, yukarıdan aşağıya olacak şekilde gerçekleşmiştir.Türkiye özelinde bu durum sağ iktidarlar, özelliklede Ak Parti iktidarıyla tersine bir süreç yaşamış, aşağıdan yukarıya doğru gerçekleştirilme şekline dönüşmüştür.
 
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında devlet eliyle zorla gerçekleştirilmeye çalışılan sekülarizasyon politikaları bu gün, kendilerine dindar denen insanlar eliyle gönüllü olarak gerçekleştiriliyor.Cumhuriyet’in ilk yıllarında; zorla tatbik edilmeye çalışılan sekülerleşmeye halk kitleleri zihnen ve fiilen tepki vererek, muhalefet ediyorlardı.Devam eden süreç sonunda seküler anlayış, bütün toplumsal kesimleri etkisi altına almış bulunuyor.Sağcısı-solcusu,türkü-kürdu,alevisi-sünnisi,resmisi-sivili bütün toplumsal grup ve katmanlar insana,hayata ,ekonomiye,siyasete dair alanlarda, bilinçli ve bilinçsiz seküler değerler üzerinden fikir geliştiriyor,pratik üretiyorlar.
 
Sekülerizmin sonucu olarak gelişen Ulusçuluk ve Ulus-devlet anlayışı, bütün ırk temsilcileri tarafından makbul bir ideoloji ve siyasal proje olarak kabul ve destek görüyor.Türk Müslümanlar da,Kürt Müslümanlar da siyasi mücadelelerinde aynı kavramları kullanıyor, aynı siyasi talepleri dillendiriyorlar.Bu talepler için mücadele veriyorlar.Türklere de,Kürtlere de seküler zihne sahip insanlar vaziyet ediyorlar.Bu zihne sahip insanlar, başlarına bu belayı sekülerizmin ve ulusçuluğun açtığını anlamadan,” Kürt Sorununa İslami çözüm” panelleri düzenliyorlar.İslami çözümü konuşmadan önce, Sekülerizm ve Ulusçuluk tartışması yapmak gerekmiyor mu?Bu kirlerden arınmadan İslami çözüm nasıl ağızlara alınabiliyor?Türk Müslümanlar, mevcut ulusçuluğu ve ulus-devleti sorgulamadan, mevcut rejimi savunmaya ve rejime eklemlenmeye devam ediyorlar.Geçmişte en azından Kemalizm,Batıcılık üzerinden ulusçuluk ve ulus-devlet eleştirisi yapan Müslümanlar/İslamcılar, iktidarda kendilerine yakın insanlar olunca, bu eleştirilerini geri çektiler  ya da revize ettiler.Bunu gören Kürt Müslümanlarda, bu güne kadar Türk İslamcılar ve onların devleti bizi aldattı;bundan sonra biz de onlardan kopuyor,kendi yolumuza gidiyoruz, diyorlar.Türkler ve Kürtler siyasi anlamda İslamcılığın ve Ümmetçiliğin sorunlarını çözemeyeceğini,bunun bir ütopya olduğunu söylüyorlar.
 
Müslümanlar hayata,dünya da olanlara ulus pencerelerinden bakıyorlar,ulus-devletlerinin menfaatini Ümmet’in menfaati olarak görüyorlar,buna göre strateji geliştiriyorlar;böyle olunca da; ulus-devletlerin siyasetlerine teşne hale gelerek, onlarla bütünleşebiliyorlar.
 
Bu gün Türklere de,Kürtlere de akıl verenler,vaziyet edenler sekülerizme maruz kalmış kişi ve örgütlerdir.Bu gün çözümlerine destek verilmesini talep edenler, biraz dönüp tarih okusunlar.Dün ulus-devlet karşılığı Müslüman halkları zorla ikna edenler,bu günde konjonktür gereği geliştirilen çözüme ikna ediyorlar, Müslüman halkları.Bu satırlardan sonra, “kanın akmasını mı istiyorsun”laflarını işitmiyor değilim.Biz de şu soruyu sorabiliriz:Bu zamana kadar akan kanı kim,neden akıttı?
 
Arap dünyasında yaşanan gelişmelerde halklar ve onlara vaziyet eden önderler, Batı’nın tarif ettiği seküler kavramlar üzerinden hak talebinde bulunuyorlar.Demokrasi,özgürlük,bağımsızlık kavramları batılı içerikleriyle uyumlu bir şekilde talep ediliyor.Siyasi önderler; ısrarla, Batılı anlamda yönetim ve uygulama peşinde olacaklarını taahhüt ediyorlar.Halklarını bu konuda etkiliyorlar,ikna ediyorlar.İslami kavram ve taleplerden ısrarla uzak duruyorlar.Bu günün şartlarında İslami talepler peşinde olmanın içeride ve dışarıda sıkıntı oluşturacağından bahsediyorlar.Halklarına, bu günün dünyasında İslami talepleri en başarılı bir şekilde hayata geçiren ülkenin Türkiye olduğunu söylüyorlar.Kendileri de yönetimi devraldıkları zaman; ülkelerini, Türkiye gibi yapacaklarını vaat ediyorlar.Türkiyeli eski İslamcılarda, ülkelerinin ne muazzam değişim/dönüşüm/(sessiz)devrim yaşadığından bahsederken, bu yeni Arap önderlerin söylemlerini örnek gösterip mutlu oluyor,bu durumu anlamayanları çağın ruhunu anlayamayan gafiller,basiretsizler olarak suçluyorlar.
 
İslam dünyası; hızla, seküler kuşatmayı içselleştiriyor.Sekülerleşme süreci bu aşamadan sonra derinleşerek ve içselleşerek devam edecektir.Bu da eski İslamcılar, yeni dindarlar eliyle gerçekleşecektir.Artık din,İslam vicdanların,bireysel hayatın konusudur.Din, ancak buralarda hayat bulabilir.Hayatın diğer bölümleri, dünya da geçerli hakim anlayışın,reel-politiğin icaplarına göre düzenlenecektir.Modernizmin etkisiyle Müslümanlar nezdinde de din artık bir “religion” dır.Din en fazla Weberci yaklaşımla; ulusal savunma,rasyonel kalkınma,üretim,başarı süreçlerinde manevi motivasyon aracı olabilir.Bu anlayış, dışardaki güçler ve içerideki uzantıları tarafından teşvik ediliyor,cesaretlendiriliyor.Köktenci,Radikal tanımlamalarıyla bütüncül İslami anlayış kötüleniyor,Ilımlı İslam adı altında vicdanlara,mabedlere,bireysel hayata çekilen,sosyal,siyasal,kamusal hayata müdahale etmeyen din anlayışı destekleniyor.
 
Müslüman halklar seküler ve ulusçuluk kıskacından,kuşatmasından kurtulmak zorundalar.Bu gerçekleşmeden, kendimiz olarak özgürleşemeyiz.Kendimiz olmak için; kendimize güvenmek,kendi  değerlerimize dayanmak zorundayız.
 
Müslümanların  Allah’a ve İslam’a inanarak,güvenerek yeni bir varlık anlayışı,yeni bir bilgi anlayışı,yeni bir siyaset anlayışı oluşturmak ve insanlığa hediye etmek, üzerlerine bir iman borcudur.
 
Gerçek bir ümit,gerçek bir çıkış; Tevhid’e dayanarak, mevcut” Modern Paradigma” sorgulanmadan gerçekleşemez.Bize bunu geçekleştirecek beyinler,yürekler,kadrolar gerekiyor.Zihni, Modern kavramlarla iğdiş edilmiş bir nesille yol alamayız.İslami değerlerden,onları dillendirmekten  utanan bir nesille karşı karşıyayız.İslam’ın, Rabbimizden bir kurtuluş nimeti olduğuna inanmıyoruz.İslam’ın insanlığı yöneteceğine inanmıyoruz/inanamıyoruz.Demokrasi öneriyoruz;gençleri vakıflarda,derneklerde toplayıp Türkiye’de, Ortadoğu’ da,Arap dünyasında kurulmakta olan Demokratik Cumhuriyetlere destek vermelerini,kendilerini ona göre hazırlamalarını istiyoruz. Geçmişte,Soğuk Savaş Dönemi’nde, seküler kavram ve ideolojiler için ömürleri heder edilen genç kuşaklar,günümüzde de, bu defa “yeni muhafazakarlar”eliyle seküler amaçlar için mücadele vermeye davet ediliyorlar.Bu büyük bir vebaldir.Bu vebalin hesabını veremeyiz.
 
Gelecek perspektifi olmayan palyatif/geçici çözümlerle sadece günü kurtarmaya çalışırız,o da kurtulabilirse.
 
Modern zihniyetle,kavramlarla,paradigmalarla,kurumlarla yüzleşmeden,hesaplaşmadan,onları tasfiye etmeden bir çıkış olmayacağı gibi, geleceğinde olmayacağını unutmayalım.

12.04.2013

Bu makale 2574 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası