Site içi arama :
Haftanın Anketi
Ferdî ve toplumsal bir kalkan olarak ibadetler
Email:



 Ferdî ve toplumsal bir kalkan olarak ibadetler

İnsan, Rabbi ile yakınlığını kendisine en güzel şekilde hissettiren namaz, dua, günlük virdler, Kur’an okumaları, meal okumaları gibi ibadetlerle ve hatırlatıcı, motive edici, bilgilendirici  sohbet ortamlarında bulunmakla zihnî ve kalbî olarak sükûnet duygularıyla dolar. İbadetlerin hayatı üzerindeki etkisini ve hiçbir şeyle ikame edilemeyecek huzurunu tatmış olanlar için, herhangi bir sebeple duadan, namazdan ya da Kur’an okumalarından uzak kalmanın; iç karartıcı, günlük hayattaki sıradan olaylar karşısında insanı kolayca savuruveren bir yönü hemen hissedilir. En büyük zikir ve dua olan namaz, insana durduğu yeri gösterir, haddini bildirir; günahın uzağında kalma gayreti, içine düşüldüğünde ise  tevbe ile arınma fırsatı verir. Ahlakî düşkünlüklerin, zaafların kucağına yuvarlanmaya karşı bir kalkan vazifesi görür.

Mesela zina gibi büyük günahlardan kabul edilen fiillerin öncesinde, namazların ihmal edildiği- beş vakit kılınmıyor mesela Cuma’dan Cuma’ya secdeye varılıyorsa, artık mescide uğranmadığı-oruçların tutulmadığı, dinî hüküm ve emirlerin bağlayıcılığının yok sayıldığı, Allah’ın hayatın dışına itildiği bir yaşam biçimi devreye girer. Allah’ın hesaba katılmadığı, dolayısıyla ölüm gerçeği ve ahiret hayatının yok sayıldığı bir anlayış… Geçenlerde iki gözü iki çeşme ağlayan, eşi tarafından dövülüp boğulmaktan son anda  kurtulan kadıncağızın söyledikleri de bana bir kez daha bu gidişi hatırlattı. Başka bir kadınla onun yanında mesajlaşıp telefonlaşan eşine tepki gösterince, “burası benim evim, istediğim yerde konuşur, istediğimi yaparım, sen karışamazsın” sözleri eşliğinde inen yumruklar… Geçirdiğimiz son Ramazanı kastederek “Abla bu Ramazan oruç ta tutmadı” diyor eşinin önceki Ramazanlarını bilen biri olarak.

Üniversite yıllarımdayken aynı sınıftaki evli bir arkadaşımın, eşinin sonu hiç de iyiye gitmeyen değişiklerini anlatmaya başladığında yaptığı tespitlerin ilki, onun namazlarını aksatmaya başladığı, sabah namazlarına artık kalkmadığı idi. Bir zamanlar evleneceği kıza “tebliğ” yapan dindar çocuğun, sınır tanımaz  yolculuğundaki ilk duraklardan birinde namazlarını  terki ve  devamında dağılan bir yuvanın hazin hikâyesi…

Namazlarıyla iyice arası açılan hanımının baş örtüsünü  de çıkarma kararı verişine dek devam eden hikayesini eşimle paylaşan arkadaşı da, aynı kopuşun bir başka versiyonunu anlatıyor.

Özellikle ilk  gençlik yıllarımdayken, namazların bir borç gibi değerlendirilişinden ve  çok duyduğum  “namaz bizim borcumuz, onu kılacağız tabi” söylemlerinden rahatsız olur; etrafımdakilerde  “borç” un kurtulunması gereken sorumluluğunun telaşını hissederdim. Oysa, sonraları anladım ki, namaz ve dua bizzat bizim muhtaç olduğumuz, derinden ihtiyaç duyduğumuz ibadetlerdendi. Rasulullah’ın  (sav), namazı insanı kötülüklerden alıkoyan bir ibadet olarak değerlendirişini, hatta pek çok kötü özelliği çevresindekiler  tarafından bir bir sayılan bir adamın, namaz kılıp kılmadığını soruşunu ve namazlarına devam ettiğini öğrendiğinde, Allah’ın namaz kılanı yarı yolda bırakmayacağına dair sözlerini düşününce, ibadetlerimize ve özellikle namazlarımıza olan ihtiyacımızı anlamak hiç de güç değil. Şüphesiz buradaki namaz şekilden ibaret olmayan, özü kavranarak ikame edilmiş “dosdoğru kılınmış” bir namaz. Hz. İbrahim’in “Rabbim beni namazda mukîm eyle, zürriyetimi de” duasındaki namaz. Ve insanın hem kendisi, hem de gözünün bebeği çocukları için yapacağı en kapsamlı  bir duanın ifadesi. 

Günaha çağıran, üstelik bunu en masum(!) veya en ilgi çekici şekilde  yapan televizyon programları, bunu destekleyen yazılı ve görsel medyanın davet ettiği yaşam tarzı; maneviyattan uzaklaşıldığında ve  dini hayatın hem ferdî hem de toplu ibadet boyutu göz ardı edildiğinde hem daha  baştan çıkarıcı ve hem de  daha normelleşmiş bir hal alıyor. İmanı besleyen ve hesap vereceği şuurunu kazandıran  ibadetlerin terki,  insan için bir oto kontrol sistemi olan vicdanı  da, her geçen gün işlevsiz hale getiriyor. Vicdanını yitirmiş bir insan için de amaca giden her yol mubah,  yola  çıkan engellerden kurtulmak ta kaçınılmaz oluyor. Ne anne, ne baba, ne eş ne evlat demeden, eskiden akıl hastalarından beklenen zulüm, işkence ve ölümün icracılarının aramızda yaşayan, selamlaştığımız bir zamanların  sade  vatandaşı olduğuna hep birlikte şahit oluyoruz. Gerek ferdî, gerekse toplumsal anlamda yaşanılan ahlaki düşkünlükler, çözülen aile hayatları, sorumluluk duygusundan yoksun tüm tutum ve davranışların arka planında, zedelenmiş bir iman ve neticesinde ruhundan arındırılmış, belki folklorik bir anlam yüklenmiş ibadet anlayışı boy gösteriyor.

 Rasulullah’ın (sav), “Allahım! Seni zikretme,  Sana şükretme ve Sana güzel ibadet etmede bize yardım et!” duasına amin diyerek, Özgün Duruş çatısı altındaki bu son yazım ile veda ediyor, hepinizi Alemlerin Rabbine emanet ediyorum.

04.10.2011

Bu makale 589 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
  • RAMAZAN EVREN / 22-11-2011 10:58 MEMNUNİYET
    YAZILARINIZ ÇOK BEĞENİYORUM. HAYIRLI ÇALIŞMALARINIZDA MUVAFFAKİYETLER NİYAZ EDİYORUM..
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Özgün Duruş Yazarları
Bugünkü Gazete Manşetleri
Link Bankası