Site içi arama :
Haftanın Anketi
Davut Güler
Zor bir yazı
Email: gulerdavut@gmail.com



Başbakan Erdoğan’ın Kürt halkının çoğunlukla yaşadığı illerdeki artan şiddet olaylarına yönelik, yürekten gelen feryadına her vicdan sahibi insanın bir şeyler söylemesi gerektiğine inanıyoruz.

Başbakan, bölge insanına sesleniyor, seslenirken de bölge insanını tarif eden iki kelime kullanıyor bunlar, ‘Müslüman ve Kürt…’ Biri bölge insanın kavmi, diğer, ise dini… Başbakan, damardan giriyor: “Benim Müslüman din kardeşim olan Kürt kökenli kardeşlerime sesleniyorum; Mabetlerinizi roketatarlarla bombalayan bu örgüte nasıl destek veriyorsunuz? Bunlara karşı sizler de kalkıp bir direniş ortaya koyacaksınız. Bu, sadece bizim görevimiz değil. Bunu devlet, millet el ele yapmak durumundayız, beraber yapacağız. Bütün vatandaşlarım emin olsunlar ki; Türkiye bu musibeti bertaraf edecektir. Türkiye eski karanlık günlere dönmeden, demokrasi, hukuk ve meşruiyet zemininden geriye doğru tek bir adım atmadan, kandan beslenen bu cinayet şebekesini, bu milletin yakasından düşürecektir.”

Erdoğan’ın bu çağrısı gazetelerde geniş yankı buldu. Merkez medya olarak adlandırılan gazeteler daha çok Başbakan’ın “Ciğerim yanıyor” cümlesini öne çıkardı. Bir Gün gazetesi,“Hizbullah göreve”,Cumhuriyet, “ Müslüman Kürt örgüte diren” başlığı ile olaya yaklaştı. Başbakan her ne kadar eski günlere dönülmeyecek dese de bir takım muhalif gruplar o günleri hatırlatmaktan geri durmuyor.

Başbakan, Meclisteki gurup toplantısında, özellikle son günlerdeki PKK saldırıları ve adam kaçırma eylemlerine yönelik konuşmasını yoğunlaştırıyor, yine o konuşmadan bir parça; “Türkiye`ye musallat edilen bu cinayet örgütünün, kime, ne zaman ve nasıl saldırdığını çok iyi görmek gerekiyor. Hayata, masumiyete kasteden bu cinayet örgütü ne istiyor? Kim adına, kimin için, neyin karşılığında taşeronluk yapıyor? Bunlar düğün evini cenaze evine çevirdiler. Futbol oynayan, markette evine ekmek alan polisime enseden kurşun sıkıyor veya tarıyorlar. Siirt`te birlikte bir mutluluğu paylaşmaya giden masum genç kızlara alçakça pusu kurarak şehit ediyor. Bu cinayetleri tasarlayanlar, kan dökerek hangi emellerine ulaşmış oluyorlar. Ondan sonra, laubali bir şekilde özür beyanları, bilmem neler... `Başbakan sert konuşuyorsunuz` diyorlar.. Ciğerim yanıyor ciğerim, neyin sertini konuşuyorum!” Başbakan’ın bu tespitleri elbette birçok hakikati içeriyor, bunlara katılmamak mümkün değildir. Daha önceki yazılarımızda değinmiştik Başbakan, olayların veya eylemlerin şiddeti ve acı sonuçları üzerinde duruyor. Bu, bazı yanılsamaları beraberinde getiriyor, o da problemin kendisini değil de, tezahürlerini konuşmaya başlıyoruz.

Başbakan’a ve tüm sorumluluk sahiplerine sesleniyoruz, zaten son günlerdeki yaşanan menfur olaylar, başta bizzat acıları yaşayan aileler olmak üzere bölge halkı, bölgedeki sivil toplum örgütleri, ülkedeki tüm özel ve tüzel kişilikler, yani tüm vicdanlar infial halinde bu acıların bir daha yaşanmaması için avazlarının çıktığı kadar bağırıyorlar, bu problemleri çözün ve bu acıları durdurun.

Biz olayların çözümünün PKK ile sınırlı olduğuna inanmıyoruz. PKK sorunu bir yolla çözüldüğünü veya çözülmüş gibi olduğunu kabul edelim, bir ekonomik kavram var ya “öteleme”, borç ödenmiyor sadece zaman kazanılıyor, borç dağ gibi yerinde duruyor. Kendimizi aldatmayalım daha önceden yaşanan ‘Şeyh Sait olayı, Koçgiri İsyanı, Dersim olayı’ bunlarda bazılarına göre çözülmüş olabilir, fakat çözülmedi. Sönmüş bir yanardağ gibi sadece zamanını bekliyor, lavlar yükselmeye, etrafa zarar vermeye başladığında, yine bizi bir telaş tutmaya başlayacaktır. Sağa-sola koşmaya başlayacağız, zararı en aza nasıl düşürebiliriz. Beyhude çabalar…

Yeni bir Türkiye’den bahsediliyor, Yeni Türkiye nasıl olmalıdır? Elbette bu soruların cevapları verilmelidir. Biz toplum olarak hazırı çok çabuk tüketiyoruz, bu  ‘yeni’ Kavramının da akıbeti İnşallah öncekiler gibi olmaz.

Yeni Türkiye’nin kurucuları veya kurucu aktörleri soruna bütünsel yaklaşmalıdırlar. Türkiye tam bir paradigma değişikliğine gitmelidir. Nedir paradigma değişikliği? Türkiye bir ulus devletti, ulus devlet ancak bizi 80 yıl taşıyabildi, o da bunca acıları yaşatarak. Artık ulus devlet formatı bu ülkeyi taşımıyor, elbise dar geliyor. Bundan dolayı Türkiye paradigma değişikliğine gitmelidir diyoruz. Türkiye tarihiyle, diniyle barışmalıdır. Osmanlı bakiyesi bir ülke olduğunu unutmamalıdır.

Türkiye’nin, ümmet coğrafyasına karşı sorumluluğu vardır. Coğrafyamız birçok zenginliği bünyesinde taşımaktadır, elbette her zenginliğin müşterisi vardır, bundan dolayı coğrafyamız bir cazibe merkezidir, büyük savaşların, göçlerin ve medeniyetlerin yaşandığı bir zemindir.

Yeni Türkiye, ancak yeni bir anayasa ile rahatlayabilir. Yeni anayasa, yukarıda özelliklerini, yani ana parametrelerini ortaya koymaya çalıştığımız esaslar gözetilerek hazırlanırsa bir anlamı olacaktır. Yoksa,  biz hep konuşacağız, bir santim yol alamayacağız, yine acılar yaşanacak, feryatlar yükselecek ve sızlamaktan öte gidemeyeceğiz.

*****

Dostlar, benim aziz kardeşlerim, sizler çok güzelliklere layıksınız, sizlere güzellikler yakışır, lakin biz bunu başaramadık. Bunu bizim yetersizliğimize sayın, isterseniz beceriksizlik deyin, demeğe hakkınız olduğuna da inanıyorum. Ama şunu da bilin; Çok uğraştık, inanın çok uğraştık, ama başarılı olamadık. Bunu söylerken büyük bir organizasyon olan bir gazeteyi tek başıma tasarladım, her şeyi ben yapıyorum gibi algılanmamalı, bu büyük organizasyondan kendime ait olan bölümler  ile ilgili olan yanlarını dillendirdim.

Dört sayı önce Gazetenin 2. Yılını tamamlamasıyla ilgili kısa bir değerlendirme yapmıştım, orada; “Gazetenin çıkmasıyla ilgili bir kanaatin oluşum sürecinde ve hazırlık dönemindeki ekibin bizzat içinden biri olarak gazetenin Bağımsız Müslümanlar olarak adlandırdığımız çevrelerin ifadesi olması, onların sorunlarını, düşüncelerini, ülkeye ve dünyaya yönelik söyleyecekleri sözlerini, kamuoyuna duyurmak, eli kalem tutanlara sahifelerini açma noktasında duyarlı olmasını istedik.” Gazete bu amaçları gerçekleştirmek için çıktı ve son sayısına kadar da bu amacı güttü. Dostlarımız bunu böyle bilsin. Aslolan bizim niyetlerimizdir. Allah niyetlerimizi halis eylesin.

Elbette, Gazete ile ilgili daha çok şey söylenebilir, şimdilik biz bununla yetineceğiz. Burada bir şeylerin hakkının teslim edilmesi babından; Özellikle bazı kardeşlerimle ilgili teşekkürlerim olacak, isimlerini vermeyeceğim, bazı özelliklerinden bahsedeceğim, onlar beni hoş karşılasınlar. Öncellikle Gazetenin çıkma sürecinde en çok sermaye koyan iki kardeşe, yayın evimize ortak olarak ve aynı zamanda Gazete’nin yayın koordinatörlüğünü yürüten Üsdat’a, Yayın evinde % 1 hisse alarak katkıda bulunan arkadaşlara, her hangi bir karşılık ve telif ücreti beklemeden yazan erkek ve hanım kardeşlerime, reklam vererek veya reklam bulmaya yardımcı olanlara, gazete temsilcililiğini üstlenerek yardımcı olanlara, abone noktasında yardımcı olanlara ve herhangi bir nedenle yardımcı olan ve emeği geçen erkek ve hanım kardeşlerime, bizzat abone olup veya bayiden alarak gazetemizi bu güne kadar yaşatanlara, ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Biz de bir hakkı olanlara da haklarını helal etmelerini istiyorum. Yine dostlarımızdan bir ricada bulunmak istiyorum bayilerde olan alacaklarımızda bize yardımcı olmalarını, yine bu güne kadar eğer gazete paralarını vermemişlerse mutlaka bizimle irtibata geçmelerini rica ediyorum. Sitemiz her halde devam eder, yine görüşlerimizi oradan aktarmaya çalışırız. Hoşça kalın, aslolan ‘bu gök kubbede hoş bir seda bırakmaktır’.

04.10.2011

Bu makale 1310 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
  • avni / 24-01-2012 18:19 iyi olur
    evet şu paraları bi toplasaydın iyi olurdu...
  • hakan kara / 26-10-2011 14:00 bir tespit
    gazeteyi hayli zaman takip ettim.bir gazetenin ne anlama geldiği gibi sosyolojik bir analiz her zemen elzemdi.Sosyal bilimlere dönük zayıf bir muhayyilenin gazete sayfalarında arzı endam edişi bugünkü halin habercisi gibi.Genel olarak hz.mevlananın dediği gibi testi içindekini sızdırır.Açık toplum etrafında Ali bulaçın yazdıkları İslam Dini müntesibi iddialı çevrelerde İslam temelli bir dünyagörüşünün hayatı yorumlayabilecek fikri ve ameli bir proğramdan yoksunluk emaresidir.Yeniden (H.Türkmenin önerisi) bir nesil inşasına başlanmalıdır.Bu da sivil toplum vb.cahili arayışlar (A.Arslan bu konuda Ümran` iki sayı yazdı.)ın yerine ibadeti yalnızca Rabbimize halis kılarak yapabiliriz.

    not: aynı yorumu tekrargönderiyorum.belki başka yorumcularca tartışmaya açılır
  • hakan kara / 13-10-2011 10:16 acep nedendir: eski bir tanıdık
    gazeteyi hayli zaman takip ettim.bir gazetenin ne anlama geldiği gibi sosyolojik bir analiz her zemen elzemdi.Sosyal bilimlere dönük zayıf bir muhayyilenin gazete sayfalarında arzı endam edişi bugünkü halin habercisi gibi.Genel olarak hz.mevlananın dediği gibi testi içindekini sızdırır.Açık toplum etrafında Ali bulaçın yazdıkları İslam Dini müntesibi iddialı çevrelerde İslam temelli bir dünyagörüşünün hayatı yorumlayabilecek fikri ve ameli bir proğramdan yoksunluk emaresidir.Yeniden (H.Türkmenin önerisi) bir nesil inşasına başlanmamılıdır.Bu da sivil toplum vb.cahili arayışlar (A.Arslan bu konuda Ümran` iki sayı yazdı.)ın yerine ibadeti yalnızca Rabbimize halis kılarak yapabiliriz.
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Özgün Duruş Yazarları
Bugünkü Gazete Manşetleri
Link Bankası