Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
Email: cihanaktas1@gmail.comKökene yolculuk
I- Yaz boyu insanlar bir yerlere aktılar. Yeryüzü Doktorları Filistin’e, 16 Temmuz Hareketi Hatay’a gitti, Cumartesi Anneleri Kars’a gitti, Berfo Ana’ya bir taziye sunmak için… Başbakan Erdoğan “Arap Baharı” hattında sefere çıktı. Etrafında duvarlar yükseltilen Gazze her zaman gidilmesi tartışmalı bir adres olarak gündemde. Duvarın öte tarafında ne var? Birileri bakmamanız gerektiğini söylüyor, birileri yükselttiği duvarı demir perdeden daha aşılmaz kılmanın peşinde.
Sevdiğiniz yazar umursamıyor aksi telkinleri, Filistin yoluna düştü; daha önce de Gazze’ye gidip “Suskunluğun Üstesinden gelmek” isimli eserini yazmıştı. Alice Walker’dan söz ediyorum.
ABD yolculuğum sırasında, keşke görüşebilseydim, dediğim isimler arasındaydı.
Walker’in gündelik hayatı akıcı, ironik, esrik bir dille anlattığı hikayelerini çok seviyorum, ama o aynı zamanda çok başarılı bir şair ve romancı. 1944 yılında güneyli bir çiftçi ailesinin sekizinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Toplumsal ayrımcılığa maruz kalan Afro-Amerikan ailelerde gözlemlediği birbirine karşı acımasız tutumların kaynakları üzerine çok küçük yaştan itibaren düşünmeye başladı. Her ezilen (mustazaf) bağrında bir ezmeye hazırlanan kişilik büyütmeye yatkın. Sanat, dua iklimi ve neşeli üretkenliktir ki ezilme durumunun acılarını olumlu bir alana sevk edecek şekilde dönüştürür.
Sekiz yaşındayken bir tüfek saçması sağ gözünü göremez hale getirdiği halde, okuyup yazmayı ve düşünerek eylemeyi sürdürdü Walker, böylelikle engellerimizin uzun yollara düşmede bahane olamayacağını da mütebessim ve dik duruşuyla dünyaya anlatmaya devam etti.
II- Walker öykücülüğünü anlamak için çok güzel bir örnekti, Notos Öykü’nün 3. Sayısında yayınlanan “Günlük Kullanım”. Hikayenin anlatıcısı, iki çocuklu zenci bir kadın.
Çocuklarını bin bir güçlükle kendisi büyütmüş, kahramanımız. Bir yangın geçmiş başlarından ve bu yangın küçük kızı Maggie’de izler bırakmış. Sorunlu, içe kapalı, utangaç ve iki kız kardeş arasında daha az güzel ve zaten yaşadıkları yangın sırasında sakatlanmış olan küçük kızı ailenin, Maggie. Abla Dee, Maggie’den daha açık tenli, saçları daha güzel ve kız kardeşine göre daha az iri.
O gün anlatıcı, küçük kızı Maggie ile birlikte, ziyaretlerine gelecek olan okumuş ukala büyük kızını, her zaman her şeyin en güzelini isteyen ve elde etmeyi de beceren, yine de etrafındakilerde kusur bulmakta üstüne olmayan Dee’yi ağırlamaya hazırlanmaktadır.
Dee yanında uzun saçlı tıknaz, onlara ‘Selümanaleyküm diye selamlayan siyahi bir genç adamla çıkıp geliyor. Erkek arkadaşının yaptığı gibi, kendisine ait olmadığını düşündüğü ismini değiştirmiştir Dee: “Artık katlanamıyordum ona, bana baskı yapan insanların adını taşımaya” diye açıklar kararının sebebini. Yeni kuşak, köklerini arayan, domuz eti yemekten kaçınan, muhtemelen Müslüman olmuş genç Afro-Amerikalıların hikayesi bu aynı zamanda. Evin asi aynı zamanda da ayrıcalıklı kızı Dee, Müslüman arkadaşının etkisiyle köklerine dönmeye, bunun için de evde otantik bulduğu büyükannesine ait tereyağı kabı, dayısının ağaçtan oyduğu yayık yayık gibi eşyaları yeniden keşfetmeye çalışmaktadır.
Dar gelirli ailenin tahsil yapması için büyük fedakarlıklarda bulunduğu Dee’nin evdeki Büyükanne’den kalan eski yorganları alıp götürmeye çalışması etrafında devam eder hikaye. Yorganlar giderek hikayede ailenin hırslı büyük kız için yaptığı özveriyi yansıtan bir çekişme alanına dönüşür. Bir zamanlar küçümsediği yorganları Dee, yeni bir duyuş kazanmış olarak –yine de gel-geç bir heves içinde olduğunu anlatan bir telaşla- müstakbel evinin duvarına asmaya hazırlanmaktadır. Oysa bu yorganlar Maggie’nin yakında gerçekleşecek mütevazi düğününün çeyizleri olarak ayrılmıştır çoktan. Yine de Maggie ablasının ısrarı karşısında, o eski yorganlar olmadan da büyükannesini hatırlayacağını söyleyerek, hakkından feragat eder.
Dee için köklerine dönmenin birer nişanesi olan yorganlar, Maggie açısından gündelik hayatının içinde yer almaya devam edecek aşina eşyalardır.
Köklerine dönmenin otantik nitelikler ve sembolleri günümüze taşımaktan ibaret olarak anlaşılmakla kalındığı –ilk keşiflerin şaşkınlığını sergileyen- yaklaşımda, bugüne ve yakınlarımıza yönelik ilgilerimizin ne denli yapay ve biçimsel olabileceğinin bir öyküsü aynı zamanda, Günlük Kullanım.
III-Yaz geldi geçti; insanlar yolculuklardan döndüler… Kimileri pişmanlığını dile getirdi çıkılan yoldan, kimileri şimdiden gelecek yolculukların planını yapıyor. Tartışılması bitmeyecek bir yolculuk, Mavi Marmara’nınki; dünyaya ilettiği, Hazreti Hüseyin’in yüzyıllar önce verdiği dersle bütünleşen mesajıyla.
“O gemide ben de olsaydım…” 1961’deki özgürlük yolcularıyla aynı gemi içinde yol almaya devam ediyor. Alice Walker, Gazze seferi bu yolculuğun çok zorlu bir aşaması. ” …Çünkü bize gerçekten tehlikeli bir yolculuk olabileceği söylendi. Bu yüzden, tehlikeli yolculuklarla kültürümüzü inşa eden insanların sözlerine, imajlarına ve bilgeliklerine sığınıyorum. Langston Hughes, Malcolm X, Martin Luther King and Ella Baker, Fanny Lou Hamer, Black Elk, Geronimo, Crazy Horse, Ida B. Wells, Sojourner Truth, Bob Marley gibi isimlere. Amerikan imparatorluğunu anlamış ve ona karşı gelmiş bu insanların varlığını çevremde hissetmek bana iyi geliyor” diyordu Walker, The Electronic İntifada’nın kurucusu Ali Ebunima’ya. (Söyleşiyi Timetürk için tercüme eden, Oğuz Eser)
Orada duvarlar yükseliyor. İşlenen suçun pervasızca sürmesi karşısında kim dayanabilir, Walker’ın sorusu bu. Dayanılmaz ve dayanılmamalı da bu olanlara. Yazar duvarın üzerine çıkıp orada ne var, kendi gözleriyle görmek ister ki anlatma hakkına inancını koruyabilsin. Köklerine dönmek onda, vicdanının sesine, çocukluğunun masumiyete inanan gelecek ufkuna dönmekle aynı şey ne de olsa…
19.09.2011
Bu makale 828 kez okundu...