Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Betül Şatır
TOPARLANMASI GÜÇ BİR ALGI KİRLİLİĞİ
Email:



 Çocuklarımız el bebek gül bebek büyüttüğümüz her istediklerini yaparak istemeden en büyük kötülüğü yaptığımız yavrularımız. Bizler de anne babalarımızın türlü fedakârlıklarıyla büyüttüğü evlatlarıyız. Güzel günler olması umuduyla büyütülen, umudun barışın esenliğin hüküm sürdüğü yarınlara ısmarlanan çocuklardık. Dedelerimizin yaşamadığı rahatlığı şükürlerle yaşıyorduk ki ağzımızın tadı kaçtı. Daha fazlasını çocuklarımız için isterken onların yaşayacağı yarınlara daha çok huzur ve güven bestelerken şaşkınlık içindeyiz. Dünya toz duman darmadağınık, savaş karası ve bomba grisi. Her yerden acı haberler geliyor. Savaşın artığı mutsuz insanlar. Yollarda bahçelerde parklarda asılmış çamaşırları kadar karmaşık düzensiz tozlu bir hayatın içinde keşmekeş haldeler. Yalın ayak çocuklar, deterjansız ve umutsuz anneler, ütüsüz ve çilekeş babalar. Sararmış dişleri ve artık kördüğüm olmuş saçlarıyla ekmek dilenen milletler yığını.

Savaşın içinde bin türlü denklem. Çözemediğimiz onlarca şifre. İyilerin kötülerden seçilmediği kötülerin kötülüğü bile şaşkına çevirdiği bir karmaşa. Tekbir seslerinin hangi ağızdan çıktığını hangisinin kalpten geldiğini hangisinin tiyatro olduğunu tanımlayamadığımız dilemmaların içindeyiz. Bunca tenakuzun ortasında dünyayı ve onun geleceği noktayı anlamaya çalışıyoruz.

Çokça ismini duyduğumuz Irak Şam İslam Devleti denkleminin baş harflerinden oluşan dünyanın gündeminde Müslümanlıkla birlikte anılan bir terör örgütü (mü?).  İslam yine balçıkla sıvanmaya çalışılıyor bu sayede. Bütün dünya ekranları başında tekbir getiren adamların kana bulanmış ellerini kan bürümüş gözlerini izliyor. İslam bir fobi olarak zihinlerden nezih ve saygın bir dine evirilmesin diye hazırlanmış yeni tuzak, planlanmış kirli bir oyun daha (mı?)

Tüm bunlar konuşulurken IŞİD, Irak`ta ve Suriye`nin doğu kesiminde etkinliğini günden güne arttırıyor. Türkiye’yi birçok yönden ilgilendiren kanlı bir Ortadoğu figürü durumunda. Hal böyle olunca medya dedikodularından hem de komplo içeren tahminlerden uzaklaşarak, detaylı bir şekilde incelemek gerekmekte bu konuyu. Bu oluşumum sadece dışarıdan destekle bölgede bu kadar güçlü hale gelmesine imkân var mıdır bu sorunun cevabına da ulaşılacaktır böylece.

RADİKAL ÇAĞRILARA VERİLEN YANITLAR

Tarihsel süreçte bahsi geçen örgüte benzer çıkışlar yapan guruplar olduğunu hatırlamak hiç de zor olmayacaktır. Bir zamanlar Mısır`da insanlar akın akın kâfire karşı cihada yönlendirildiler. Devletlerin mücahitlere maaş verdiği ve yol masraflarını sağlayarak Afganistan’a savaşçı yolladığı hatıra gelmektedir. Senaryo basit, gidecekleri ve oralarda imha olacakları umuduyla destek görmüşlerdi. Ancak hesap tutmadı. Çoğu Arap olan bu savaşçılar, mücadeleden, başarıyla çıkarak `mücahit` unvanını kazanarak geri döndüler. Arap devletleri sonunun böyle biteceğini bilmedikleri bir oyunun pişmanlığını yaşamışlardı. Bu bağlamda Usame Bin Ladin, ilk akla gelen isimlerdendir. Bu yanlış hesabın ortaya çıkardığı isimler birden fazladır ne yazık ki. Aşırı gurupların liderleri olan bu kişiler sıkışmış bir magma gibi zamanı gelince lavlarını dışarıya fışkırtmışlardı. Senaryosu o yıllarda yazılan bir filmin yeni bölümlerini izlemekteyiz gibi gözüküyor. Afganistan işgalinin biraz öncesinde `Mehdici` ismiyle öne çıkan bir gurup, bu tür `aşırı` hareketler yayılacak mı sorusunu o zamanlar da gündeme getirmişti. Bu nazik bölgeyi devrim söylemleri türeten aşırı oluşumlar sürekli meşgul mü edecekti? Dünyanın her yerinde olan şiddet yanlısı uç guruplar, böylesi hareketleri örnek alacak mıydı? Daha o zamanlar siyasilerin ve toplum bilimcilerin beyin alıştırmaları sorgulamaları bu gün hayal edilemez bir sonuca ulaşmış olmalı her halde.

IŞİD, yapısına bakıldığında bir terör örgütüdür. Şimdi soru şu; sıradan bir terör örgütü, sosyal destek sağlamadan ve halk içinden taraftar elde etmeden bu ölçüde kolay ve hızlı ilerleye bilir mi? Ya da soruyu şöyle soralım; IŞİD ve diğer Selefi-cihadi hareketler de dâhil toplumsal tabanlarını nasıl oluşturabiliyorlar? Bu yapılanmalar insanlara ne vadediyor da katılımlarını kazanıyorlar? Cevaplar belli, ilk başta göze çarpan etkileyici ve ateşli bir hitabet, insanın tabiatında inkâr edemediği savaşçılık arzusu ve deneyim yaşama güdüsü, sosyal ve siyasal açıklardan yararlanma başarısı.

Evet, hepimizin okuyup geçtiği ayetler. En başta çocuklarımızdan ve çocukluğumuzdan bahsetmiştim Çocuklarımıza Kur’an’ın tüm ayetlerini özenle öğretiriz. Bizlere de vaktiyle öğretildi. Fark ederiz ki Rabbimiz, cihat, savaş, zalim, mazlum, adalet gibi kavramların üzerinde önemle durur. Selefi-cihadi hareketlerin en çok tekrarladıkları mottolar, bu kavramlardan oluşmaktadır. Kur`ân ayetlerini hayatın her anına dâhil etmeliyiz ve uygulamalıyız diye öğrenenler bu açlığı giderecek ortam arayışı içindedir. Bilhassa kanı kaynayan gençlerin güçlü bir cihat ve şehadet özlemi ve bu duygusallığı harekete geçirme isteği vardır. Evet, çocuklarımıza bu ayetleri hararetle öğretip sonra da AVM` lere götürüp gezdiremeyiz değil mi? Hem verdiğimiz hakikatlerle çelişiriz hem de onun içindeki arayışları ve yönelişleri karşılamayız.

Gençlerin içindeki gücü dışa vuracağı zor zamanlarda hayatta kalmanın pratiğini kazanacağı bu anlamda güvenli bir ortamda enerjisini harcayacağı hem dini hem de savaş tekniği bakımından donanacağı kontrollü oluşumlara ihtiyacı vardır. Retoriğini İslam’ın belirlediği bütün İslam ülkelerinin gençlerinin birlikte katıldığı, ümmet bilincinin ve ortak bir dilin karşılıklı anlayışın yaşanabildiği, zor şartların aşılabilmesinin mutluluğunun yaşanıldığı ortak bir bilinç hareketi. Kapsamlı gençlik kampları oluşturulmalı. Issız bir adada olabilir, sarp bir yamaçta olabilir askerlik ve izcilik karışımı bir gençlik hareketi. Tam o gözü kara çağlarda gençleri eğiten olgunlaştıran sakinleştiren itidalli ortak bir enerji zemini yok maalesef İslam dünyasında. İslam dünyası, dinî, sosyal ve siyasal açıdan ilkeli, kitleleri doğru hedeflere yönlendirebilecek şekilde donanımlı, dış baskıları göğüsleyebilecek yapıda, güçlü, kararlı ve onurlu bir bünye meydana getirmek zorundadır. Bu arada daha bu konuya gelinceye kadar, İslam dünyasının oluşturulmamış bir sürü eksik platformu olduğuna da beraberce üzülebiliriz.

Bu başarılırsa söylemlerindeki başat unsurları cihat olan, devrimi `bayrak` haline getiren, savaş içerikli ayetlerden beslenen bu yapılanmalar bu kadar ilgi görmeyecektir. Ve bu radikal guruplar, haksızlıkları sona erdirme arzusuyla, zalimlerden hesap sorma, mazlumların umudu olma gibi masum hedeflerle, dünyanın dört bir yanından her yaşta insanı saflarına çekmeyi başaramayacaklardır. Bir de Ortadoğu`da acımasız diktatör cuntalar, adaletsizliklerine devam ettikçe bu gayri nizami unsurların en önemli nedeni olma özelliğini koruyacaklardır. Bu manzaranın değişmesine izin vermeyenler hesabı kitabı çok iyi bilmektedirler.

IŞİD türü yapılanmaları hafife almak ya da eskilere benzetip tanımlamak yerine tanımak ve anlamak gerekmektedir. Kin ve nefret odağı yapmaktansa bilinçlendirmek ve nedenini anlayıp çareler üretmek icap etmektedir. Bunlar, günümüzde birdenbire çıkmış tarihte ve coğrafyada kökleri bulunmayan, sonradan türeme oluşumlar değildir. Aslında İslam`ın ilk yıllarındaki muhalefetlere kadar uzanan mazileri vardır. Sanki sürekli harlanan ateş gibidirler. Elinde körük olan büyük güçler fırsat buldukça bu yangını azdırmaktadırlar. İslam tarihini analitik ve kritik incelemelerle ön yargıdan uzak şekilde okumak bu ve benzeri hareketleri kavramayı ve çözüm anlamında fikirler ortaya koymayı daha kolay hale getirecektir.

 

Ortadoğu, oldukça nazik, üzerinde birçok büyük gücün matematik yürüttüğü bir denklemdir. Bunun da diğerleri gibi dışarıdan yönlendirilmesi ya da yönlendirilmeye çalışılması mümkündür. Zihnimizi tembelleştiren bir yöntem olarak sürekli dış mihrakları suçlayamayız. Çağrısına cevap veren ve onu sayısal olarak destekleyen güçlü bir sosyal tabanı kazanabilmesi, kitleleri ikna eden dinî bir söylemi ve mevcut düzene alternatif vadeden siyasi bir duruşu olmadan başarması imkânsızdır. Hiçbir hareket sadece `dış mihraklar` tarafından bu şekilde yönlendirilemez. Her ne kadar dışarıdan desteklenmesi muhtemel olsa da içeride toplumsal olarak oluşan boşlukların bu şekilde doldurulduğunu kabul etmeliyiz. Aksi takdirde, hayal kırıklığına uğrayan kitlelerin umutlarından doğan boşluk, böylesi hareketler tarafından doldurulmaya ve istismar edilmeye devam edecektir. İslam tarihinin başlangıcından günümüze dek hep olageldiği gibi...

IŞİD sadece dış kaynaklı bir örgüt olsaydı karmaşık ve zor olan malum bölgede bu kadar kusursuz ilerleyebilir miydi? Mütemadiyen yabancı mücahitlerin katılımıyla büyüyen IŞİD, şüphesiz, toplumun belli bir kesiminin onunla işbirliğine gitmesi sayesinde bu ilerleyişi sağladı. Bir `Kürt` Cumhurbaşkanı, Şii` bir Başbakanı olan Irak`lılar ve Sünniler ve eski rejimin bağlıları, kendilerini gelişen olaylar neticesinde dışlanmış hissettiler. IŞİD gibi halkın seviyesinde geçerliliğini Kuran’la sağlamlaştıran ve savaşmayı da iyi bilen bir yapı ortaya çıkınca bu kesimler hemen desteklerini onun hizmetine verdiler. IŞİD tarafından, Şiilerin özellikle hedef alınmasının ve kıyımın Kürtleri de kapsamasının altında yatan nedenler, Amerikan işgalinin başlangıcına kadar gider. Denilebilir ki o zamandan günümüze miras kalmış acılardır. Saddam rejiminin kanla bastırdığı Şiilerin birdenbire ülke yönetimini ele geçirmesi de sayılmalıdır. Ve Ebu Gureyb Hapishanesi`nde dünyanın sadece seyrettiği, korkunç işkence yöntemlerinin Sünni kesimleri canından bezdirmiş olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır. IŞİD`in bu yaptıklarını elbette aklı-selim ve en başta İslam asla kabul etmez ve masum görmez. Ancak bu izahlar sadece IŞİD ilerleyişinin ve bulduğu yankının kodlarını çözmemize yardımcı olacaktır.

. Selefi-cihadi hareketlerin ortak hareket noktası tatlı bir tebliğ ve ikna yolunu değil dayatmayı, baskıyı seçmeleridir. Şeriat `ilan edilir ve her şey biter’ İnsanların gönül rızaları söz konusu bile değildir. Onlara göre, güzellikle değil zorlamayla olacak bir iştir İslam! Şeriat kavramında en ufak bir naiflik olmaz bu durumda. Katı kurallar önlem alınmadan şartlar oluşturulmadan işlenilen suçlara verilen ölümcül cezalar yasaklar kısıtlamalar. Bu yüzyıla ait hemen her şeyin reddi ve kapalı devre bir yaşam! Şeraitten ne anladıysa onu uygulayan bir çeşit şeriat dilemması daha diyebiliriz. Şiilerin Sünni Arapların Şeriat hususunda yorum farklılıklarını da hesaba katarak böyle söyleyebiliriz.

Böylesi huşunetli ve aceleci oluşumların savaşmayı başardıkları kadar sosyal süreçleri yönetmeyi başaramadıkları ve devletin bekasını sağlayamadıklarını da tarih bizlere hatırlatır. Afganistan`da, Bosna`da, Çeçenistan`da `Mücahitler`, düşmanla kahramanca savaşmışlardır ancak savaş sonrasında toplumları idare edememişlerdir. Mesela, Afganistan’da iç savaş ve kaostan öteye gidemediler ve Savaş esnasında tek düşmana karşı birlik olabilen farklı guruplar, savaşın ardından bir arada kalıp düzen kurmayı ne yazık ki başaramadılar. Bunların nedenleri arasında da zorbalık ve hikmetten aklı-selimden irfandan uzak oluşları sayılabilir. Zorla dayattıkları düzen asla devamlılığı olan bir katılım sağlamayacaktır.

Gözlerini karartmış canları pahasına savaşan bu insanlar, cennet niyeti altında dünyayı cehenneme çevirmiş gözükmektedirler. Bu anlayışın İslam başlığı ile sürekli batı medyasında servis edilmesi en üzülünecek konudur. Belki biraz değişmeye başlamış İslam korkusunun onarılmaz bir yaraya tekrar dönüşmesi şeklinde sonuçlanmıştır. Toparlanamaz bir algı dağınıklığına ve kirliliğine neden olmuştur. Ve ABD` ye yeni bahaneler ve cüret kapılarını aralamış olması son derece vahimdir

20.11.2014

Bu makale 1158 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası