Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Bayram Yılmaz
PAGAN (PUTPEREST) KÜLTÜRÜN PARADİĞMALARI (I)
Email: ylmaz.bayram@gmail.com



 Dinimizi öğrenmeye çabalarken İlk okuduğumuz kitaplardandı Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA’nın Peygamberden Önce Mekke Dönemi ve Cahiliye isimli kitabı. Hoca bu kitabında bilinçli bir tercih olarak Mekke toplum yapısını, toplumsal ilişkileri, şehrin yönetilme biçimini anlatırken bugünkü kavramları kullanarak anlatırdı. Mekke polisi derdi mesela, şehrin ileri gelenlerinden bahsederdi…  Bizim ortaokul yıllarına denk gelen dönemlerde hoca naif ve sade üslubu ile doğru bakış açısını yerleştirmeye çalışırdı.

Cahiliye dendiği zaman nedense hep Peygamber efendimiz` den önceki devirler aklımıza gelir sanki tarihte bir defa yaşanmış bir defa daha yaşanmayacak olan “cahil Araplar” terkibiyle ötekileştirip bizim dışımızda gördüğümüz bir zaman dilimi olarak anlaşılır. Kız çocuklarının diri diri toprağa verildiği, insanların köle olarak karın tokluğuna çalıştırıldığı, toplumun “salakça” taştan ağaçtan ya da benzer şeylerden yontukları şekil verdikleri put ve sembollerin önünde saygıyla eğildikleri, bu sanem (tapınılan şey)lerine adak adadıkları, önünde eğildikleri, söz verdikleri, anlaşma yaptıkları geçmiş bir dönemmiş gibi genelde anlarız, anlaşılır ve anlatırız.

Yakın bir zamanda bir arkadaşımın Mekke devrindeki putperestliği salakça olarak nitelendirmesine karşılık “aslında öyle değil okullarda pazartesi ve Cuma günleri bizlerin yaptıkları ne kadar mantıklı veya saçma ise onların yaptıkları da o kadar mantıklı ve saçmadır.” Diye ifade etmiştim. Arkadaşımın yüzünde “ne alaka” tarzı bir ifade belirmişti. Ben çok alaka olduğunu düşünüyorum. Açıklamaya çalışayım;

Naçizane kanaatim odur ki insanların bağlandıkları inanç (ne kadar saçma veya mantıklı olursa olsun)

İhtiyaca karşılık gelir, bu yüzden sahiplenir. Bu ihtiyaçta insanın fıtratında vardır zaten.

Beklentilere göre şekillenir. Türklerin İslami algılamalarındaki atalar, ruhlar ve ölülerin bu kadar öne çıkması arka planını Şamanlığın oluşturduğu atalar, ölüye saygı ve ruhun arı tutulması anlayışı ile ilgilidir.

Kendi içinde tutarlıdır. Bir durumun insanlar için saçma gelmesi bakışı ile ilgilidir. Cahiliye ye cahilce bakarsanız kaçınılmaz olarak doğru gibi gelebilir. Eğer hadiselere şeytanın değil Allah’ın gösterdiği yerden bakarsanız. Olayları ve olguları “yaratan Rabbinin adıyla oku” maya başlamış olursunuz.

Bir inancın toplumsal tabanı varsa, sosyolojisi de vardır. Sahip olunan inanç mutlaka toplumsal değerlerden besleniyor ve kendi değer yargılarını da besliyor demektir.

Kur’an’ın ve Peygamberimizin İslam dışı unsurları ifade etmek için tanımladığı anlamıyla cahiliyeyi dönemin insanlarınca mantıklı bulunmuş bir anlayış olduğunu bilirsek; bunun en önemli ve işlevsel sonucu bugün mantıklı bulduğumuz birçok şeyinde cahiliye kapsamına girdiğinin farkına varacak olmamızdır.

Birkaç soru soralım;

1.Soru. Amr bin Hişam: yaşadığı dönemde Ebul Hakem namıyla meşhur, yani doğruyu yanlıştan ayırma konusunda doğru hüküm veren Amr bin Hişam, biz onu Ebu Cehil olarak biliriz

a) Geri zekâlımıydı?

b) İçten pazarlıkçı, menfaatperest herifin tekimiydi,

c) İçinde yaşadığı toplumda ahlaksızlık olarak nitelendirilecek davranışlara sahip (yani ahlaksız) mıydı?

d) Sözüne güvenilmez bir insan mıdır?

2. Soru. Mekke’nin dışından gelen bir kimsenin bir keçiyi kesip kanını putun ayaklarına sürdükten sonra etini ziyafet malzemesi yapması, bugün bir çelenk veya çiçek demetini bir heykelin ayakları dibine bırakmaktan daha saçma ya da salakça mıdır?

3. Soru. Mekke’de insanların bazı putların önünde ağlamaları, adaklarda bulunmaları, Mekke’den ayrılırken ya da Mekke’ye döndüklerinde Hubel putunu ziyaret etmeleri, anlaşmalar yapmaları, söz vermeleri, şikâyetlerde bulunmaları, gelen protokol misafirlerinin en büyük putları olan Hubel putunu ziyaret ettirilmeleri.

a) Eğitim eksikliğinden mi kaynaklanır?

b) Zihinsel gerilikten kaynaklanan idrak eksikliğimidir?..

4. Soru. Medine’de yıllardır devam eden savaş durumunu sonlandıran ve Medineli iki büyük kabilenin uzlaşması ile Medine şehrinin liderliğine getirilmesi kararlaştırılan Abdullah bin Ubey liderlik vasıflarından yoksun mudur?

5.Soru. Bir kısım (ki genelde çoğunluktur) cahiliye döneminde yaşayan cahil insanların putlara karşı gösterdiği saygı, sevgi, muhabbet, bağlılık niye toplumun diğer kesimleri tarafından saçma bulunmamıştır, bulunmaz?..

Sorular ve şıklar artırılabilir ve cevaplamaya da istenilen sorudan başlanılabilir.

Konu bağlamında bilmemiz gereken öncelikli mesele cahiliyenin bilgi eksikliği olmadığı meselesidir.

Sonra cahiliyenin geçmiş dönemlerden bir dönem olmadığı meselesidir.

Peygamberlerin davetine en fazla tepkiyi veren kişilerin toplumun en okumuşu, mele (yönetici önde gelen kesimi) sınıfından olmasının tesadüfle açıklanamayacak olmasıdır.

 Basit bir soru: Yaşadığımız coğrafyada “bir hakkın engellenmesi ancak kanunla olur.” şeklinde yapılmaya çalışılan mini anayasa değişikliği paketi hangi gerekçeyle engellendi.

Ve biz zannediyoruz bu kutsama ve putperestlik sadece geçmişin yaşanmış sıkıntısıdır, geçmiş zamanların meselesidir.

Mekke cahiliyesindeki tüm çeşitliliği ile inançlar manzumesine baktığımızda Allah’ın varlığına iman ettikleri, Allah’ı Rabb (efendi, yönetici)sıfatından bağımsız anladıklarını (En`am,85 ) iman ve inançlarını şirke bulaştırdıklarını görürüz. Bundan sebeple bu insanlardan müşrik olarak bahsedilir. Allah’a inanmaları, hatta yaratıcı olarak inanmaları Allah’ı tüm kutsallarının üstünde en yüce makama yerleştirmeleri onları mümin yapmaya yetmemiştir. Bu tipteki insanlar Yusuf  105. ayetinde umarsızlıklarından bahsettikten sonra hemen sonra 106. ayette şirk koşarak iman ettiklerinden bahsedilir.

Mekke de aleni olan Mekkeli müşriklerin şirklerini yüzlerce çeşitte put ile görünür kılmaları idi.  Bu putların hiçbiri zannedildiği gibi şirkin sebebi değil, aksine şirkin sonucudur. Yani müşriklerin şirk sebebi Lat, Menat, Uzza, İstar, Ra, Odin, Zeus değildir. Şirklerinin en belirgin sebebi kendi isteklerini,  arzularını, iktidarlarını, mistisizm ve kutsal üzerinden meşrulaştıracak paganlar(somut semboller) oluşturma çabalarıdır. Yapılmaya çalışan şey; putları yücelterek, ritüeller törenler yaparak yönetme fiilinin put ve putun temsil ettiği gizler ve manalar üzerinden meşrulaştırmadır.

Allah’ın izin vermediği bir yetki ile meşruiyet paradigması oluşturma ise şirktir. Putlar önünde yapılan törenler ve şenlikler şirkin propagandasının yapılmasıdır. Yönetimin putlarla meşrulaştırılması çabasıdır. Kalabalıkların da katılımı ile bu şirk anlayışları alenileşir ve kabullenilir. Müşrikleşme süreci zannedildiği gibi önce putlarla başlamamıştır.

İnsanlar zulümlerini, çıkarlarını, hedonist (hazcı) anlayışlarını dosdoğru din üzerinden meşrulaştıramazlar. Tevhit dininin müsaade etmediği menfaat kapısını putlar icat ederek, Allah tan gayrı hiçbir gerçeği olmayan ideolojiler, dinler icat ederek ya da dindarların feraset eksikliği sebebiyle Allah’ın muradının yanlış anlaşılmasını sağlayarak yaptırırlar.

 Mekkeli müşriklerinde yaptığı buydu. Canlarının istediği şekilde oluşturdukları imtiyazlı düzen putlar aracılığı ile oluşturulmuş mistizme, kutsallığa, dokunulmazlığa ve dokunulması dahi teklif edilemezliğe dayandırılmıştır. Her türlü haksız kazanç ve statü putlara dayandırılıyor, boş ve icat edilmiş tanrıcıklarla! Gerekçelendiriliyor, toplum nezdinde meşrulaştırılıyor ve uygulanıyordu.

Pagan kültürle mücadelede Hz. İbrahim çok açıklayıcı örnektir. Hz İbrahim kırdığı heykellerin şahsında, onların rejimleri ile iktidarları ile mücadele ediyordu, çünkü onlar mutlu bir azınlık için insanları ezen rejimlerini, resmi dinleri olan puta tapıcıkla özdeşleştirmişlerdi.

Peygamber efendimiz Hıra mağarasından kendisine yüklenen ağır ve şerefli sorumlulukla şehre döndükten sonra Mekke` deki ilişkiler ağını “Yaratan Rabbinin adıyla oku”muş ve bu düzene şirk düzeni, düzenin sembollerini de şirkin sembolleri olarak tanımlamış, ifade etmiştir.

Böyle bir toplum yapısında toplumun yönetim ideolojisine peygamber` La ilahe İllallah /Allahtan başka İlah yoktur` diyerek Mekke’nin oligarşi düzenine; sizlerin Allah’tan gayri ilahlar icat ederek oluşturduğunuz yönetim biçiminiz, zulümlerinizi gerekçelendirdiğiniz, ahlaksızlıklarınızı meşrulaştırdığınız inançlarınızın anlayışlarınızın hiçbir meşruiyeti yoktur. Bunları meşrulaştırdığınız ilahlarınızın hiçbir anlamı yoktur Allah’tan başka tapılacak ve yüceltilecek ilah yoktur. Sadece Allah vardır. Allah’ta sizden imtiyazlı olmanızı, zulmetmenizi, faiz almanızı, güce dayanarak yönetmenizi, bir cana karşılık olmadıkça öldürmenizi, zina etmenizi, istemez ve Allah bu davranışları hoş görmez, diyerek Mekke’nin ideolojisinin “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” paradigmalarını kabul etmediğini haykırmış ve insanları da bu çağrıyı kabul edip bu uğurda mücadele etmeye çağırmıştır.  Mekkelilere sizler adil ve meşru bir yönetim değilsiniz, demiştir. İlk günkü bu tavrından tüm rüşvet ve tehditlere rağmen hayatı boyunca da geri adım atmayarak örnekliğini sürdürmüştür.

O günün şartlarında Kelimeyi Tevhit’in anlamı buydu. Bunu söylemek yürek isteyen bir eylemdi. Bu sözün Mekkedeki  yönetim kademesinde bu kadar tepkiye neden olması Mekkelilerin yönetim ideolojisinin paradigmalarına getirdiği kabul edilemez ve uzlaşmaz tavır alıştır. Bu tavır alışın baskı altına alınmasa toplum tarafından da kabul görecek olması mevcut ideolojinin önde gelenlerinin uykularını kaçmasına sebep olmaktaydı.

Bugünde bir Müslüman yaşadığı çağda Mekke sokaklarındaki gibi yüksek sesle söylenen kelimeyi tevhidin anlamı gibi “Ey Mekkeliler siz kanun yaparken, toplumsal ve uluslararası ilişkilerinizi düzenlerken, kültür inşa ederken, mutlak doğru kabul ettiğiniz referanslarınız boş ve anlamsızdır.” deyip “her türlü işinizde bu iş nasıl yapılırsa Allah’ın rızasına uygundur hassasiyeti ile kanun, tüzük, yönetmelik yapılmalıdır” anlamında kelimeyi tevhidi haykırdığınızda Mekke oligarşisinin gösterdiği tepkinin aynısını görecektir.

Zulmedenlerin tarih boyunca gönderilen peygamberlere karşı olumsuz tavır alışlarının ve direnmelerinin en önemli sebebi Peygamberlerin toplumun şirk anlayışlarından beslenen kültürel ve yönetsel paradigmalarına yönelik tevhid çağrısı olmuştur. Mevcut statükonun kendisini temellendirdiği, uygulamalarına meşruiyet ve kaynaklık eden inançlarının aslında boş ve anlamsız olduğunun güçlü (sebatla)bir şekilde ifadelendirilmesi, pratiklerle farklı bir zihniyet inşa edilmesi, farklı bir toplumsal alternatif oluşturulması, meşruiyetini yaratıcıdan alan bir yönetim ve yönetme biçiminin kurulması elbette kendi çıkarlarına göre kurgulanmış ve kutsanmış kavramlara dayanan insanları hoşnut etmeyecektir.

Tevhidi anlayışın hakim olduğu dönemlerde, insanların İslami bilgiye dayalı kültürden beslendikleri toplumda, din sadece bir tatmin aracı olarak idrak edilmez. Gönderilen vahyin kastının idrak edildiği bir eğitim atmosferinde toplumda yönetimin\iktidarın\imkânların bencil çıkarlara alet edilmesine izin verilmez.

Bu aşamada toplumu islami referanslardan bağımsız paradigmalarla yönetmek mümkün olmuyorsa bu sefer yozlaştırma, içerik boşaltma, anlam kaydırma gibi zihni tasavvuru istenilen yönde biçimlendirecek eğitim ve anlayışlar yaygınlaştırılmaya çalışılır. Tarihsel anlamda gördüğümüz ve yaşadığımız birçok süreç bizlere din dışı bir görünürlükle işlerini yürütemeyen zülüm odaklarının çoğu zaman İslami bir görünüm içerisinde, yanılsamalar oluşturarak yönetici olabildikleri göstermiştir…

Kendi adlarına yaptıramayacakları birçok uygulama ve çıkar teminini, kendilerine ekonomik siyasi imtiyaz oluşturacak birçok uygulamayı insanları ikna etmeden yaptırmak zordur.

Tarih boyunca insanların kendilerini ve evlatlarının canını kurban vermek de dahil olmak üzere insanlara fedakârlıklar yaptırmak, emeklerini, birikimlerini, masumiyetlerini, bedenlerini, cinselliklerini, kutsallaştırılan referanslarla, tılsımlarla, gizemle, büyüyle,  sömürmek kolay, güvenli ve maliyeti düşüktür.

Kişi keyfi kanaatini her şeyin üstünde tutarak nefsini tanrı edinir (45/Casiye,23) Peygambere karşı çıkanlarda  en belirgin duygu; Alışılagelmiş hayat standardını kaybetme korkusudur. Bu korku en fazla toplumun mele (ileri gelenleri) denilen kesiminde olur. Çünkü en fazla bu insanlar mevcut ideolojiden rant devşirirler. İnsanlar sahip oldukları ve alıştıkları yaşam standardını veri kabul edip her zaman daha fazlasını talep ederler. Kişinin alıştığı standartların altına düşmesi kiriz halidir ve kriz istenmeyen durumdur. 

 

20.11.2014

Bu makale 1081 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası