Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Günbatımıyla çekilen fırtına: Mehmet Kemal Pilavoğlu
Email:

Olmayan yüzler vardır. Bir zaman gündem camına vuran ve sonra ebediyen çekilen yüzler vardır.

Unutuşun karanlık belleğinin bir yerinde durmasını da bilirler. Türlü biçimlerle çerçevelenmiş ama kimseye söyleyecek sözü kalmamıştır sanki bu yüzlerin. Gizlidir. Onlara tutulan ayna pek bir şey söylemez. Çağrışımların eşliğinde ilerlenebilir bu yüzlerin arkasına doğru. Muammadır. Aranılacak yerin neresi olduğu bile bilinmez. Silerek yazılmıştır yakın tarihin kimi sayfalarına. İçilmiş bir kahve fincanının içine bakmak gibidir. Telve yok, im yok. İnce bir leke dipte, çepeçevre. Geleceği de geçmişi de anlatamayacak. Neyi çözmeye çalışıyorsun, sorusu aklınızın bir yerinde düğümlendi, biliyorum. Mehmet Kemal Pilavoğlu’nun hayatını çözmeye çalışıyorum.

Her zaman tartışılan DP ile CHP arasındaki mücadele 50’li yıllarda Mustafa Kemal’in imajını korumak için yapılan en müthiş icat olarak 31 Temmuz 1951’de yürürlüğe giren 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u aşılamaz bir set olarak toplumun üzerine bırakıp gitti. Necip Fazıl 1960’ların başında bu maddeden 1,5 yıl hapis yatmıştı. Elbette daha pek çok isim. Kanunun mucidi Celal Bayar, buna neden ihtiyaç duyduğunu Yeni Asır’dan gazeteci Erkin Umsan’a şöyle anlatmış: “İktidarımızın ilk yıllarında, Kemal Pilavoğlu adında birinin yönettiği tarikat mensupları ellerine geçirdikleri çekiçlerle Atatürk heykellerine saldırıyor, huzursuzluk çıkartıyorlardı. Hükümet, bunlara karşı gerekli tedbirleri alıyordu. Fakat olayların birbirini kovalaması, toplumda sinirli bir hava estirdi. Pilavoğlu isimli tarikat şeyhi, 26 müridi ile yakalanıp adliyeye sevk edildi. Yine bu aylarda yeraltı faaliyeti yapan bir gizli Komünist Partisi de ele geçirildi ve 188 üyesi adliyeye sevk edildi. Bütün bunlar gösteriyor ki demokrasinin getirdiği hürriyet havası içinde aşırı akımlar ortalığa yayılmışlardı. Toplumu aşırı cereyanların zararlarından korumak lazımdı. Bunun için sağ ve sol akımlara karşı Ceza Kanunu’ndaki cezaları ağırlaştırmak, Atatürk heykellerine ve Atatürk’e karşı harekete geçeceklere karşı da Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkartmak gerekiyordu... Atatürk’ün kurduğu ana muhalefet partisi ise bu kanun karşısında yer aldı. Demokrat Parti içinden bazı milletvekilleri de, şahsi düşüncelerine bağlı kalarak bu kanunun çıkmasını engelliyordu... Kanun müzakeresi aylarca sürdü. Bir gecede 17 Atatürk heykeline birden saldıranlar, o gün bugün ortada yoktur.” Bayar’ın sözünü ettiği “Kemal Pilavoğlu’nun tarikatı”na bakmak gerekecektir. Çünkü onun çevresinden akıyordur her şey.

 

HEYKEL TARTIŞMALARI VE KORUMA KANUNU

1940’lar, Kemalizm’in gayrimeşru ilan ettiği İslami oluşumların -bütün kusurlarına rağmen- tekrar kamusal alana çıkma çabalarının hız kazandığı yıllar. 1946’da çok partili döneme geçişle birlikte güç kazanan bu hareketlerden en önemlileri, Said Nursi’nin önderliğini yaptığı Nurculuk ile Süleyman Hilmi Tunahan’ın önderliğini yaptığı Süleymancılık idi. Kemal Pilavoğlu tarafından 1930’larda Ankara’nın Çubuk ve Keskin ilçeleri ile Çankırı Şabanözü’nde örgütlenen üçüncü büyük yapı ise Ticanilik diye anıldı. Adını, Şazeli-Halveti kökenli Ahmed et-Ticani (1737-1815) tarafından, Cezayir’in güneybatısındaki Ain Madi kasabasında kurulan Ticaniye tarikatından alan hareketin bu tarikatla ilişkisi oldukça ilginç ve onların tuhaf eylemlerini anlamak için oldukça önemli. Rüyasında Ahmed Et-Ticani`ye intisap ettiğini gören ve ondan tarikat ruhsatı alan Pilavoğlu’nun bu davranışı sonradan müritlerini de etkiler. O ve müritleri 1943’te, tarikat faaliyetleri suçundan mahkemeye verilirler ancak kısa süre sonra serbest bırakılırlar. Bu bırakılma durumu onların yüzünde derinleşen bir karanlığın da başlangıcını oluşturur.

Demokrat Parti’nin yükselişi ve iktidarıyla birlikte Atatürk heykellerine saldırılar sıklaşır. Bir süre sonra “heykel puttur”, “laiklik dinsizliktir”, “Hilafeti kaldıran Atatürk melundur”, “Türkçe ezan küfürdür” sloganları ile tekrar ortaya çıkan Ticanilerin ilk büyük eylemi 1949 Şubat’ında TBMM Genel Kurulunda Arapça ezan okumak oldu. Ardından, Bayar’ın dediği gibi, çeşitli yerlerdeki Atatürk heykellerine saldırmaya başladılar. 5 Temmuz 1951’de Ticanilerin lideri Kemal Pilavoğlu 15 yıl ağır hapse mahkûm oldu.

Bunun üzerine tarikat, ana caddelerde, mahkeme salonlarında tekbir getirme, tarikat bildirileri dağıtma, Atatürk heykellerini kırma gibi faaliyetlerini durdurur.

Onun adının CHP ile bir araya gelişinde yahut getirilişindeki tuhaflık ayrı bir bahis! Ticaniler de dönemin Nurcuları gibi DP’yi destekliyordur. Ama bu konuda inanması güç iddialar da var. Gizli bir niyet seziliyor, birilerince onlar hakkında. Açıkça da ifade ediliyor. Şöyle: İktidarının son yıllarında İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin de etkisiyle Müslüman çevrelere sempatik görünmek için din derslerinin yeniden müfredat programlarına konmasına, yeni ilahiyat fakültelerinin, imam hatip okullarının ve Kuran kurslarının açılması için hazırlıklara başlayan CHP hükümeti, seçimleri yenileme kararını aldığı 1 Mart günü, tekke ve zaviyeleri kapatan 5566 sayılı kanunda değişiklik yaparak bazı türbelerin ziyaretine izin verir. Ardında değildir artık Milli Şef bazı şeylerin.

Suretine sır eklemeye devam eder Pilavoğlu. Yürüyordur. Büyük puntolarla uyarılır halk. 26 Nisan 1950 tarihli Zafer gazetesinde çıkan bir habere göre ise, Ticanî Tarikatı’nın Şeyhi Kemal Pilavoğlu ve müritlerinden bir grup İsmet İnönü’nün onayıyla partiye üye yapılmış, tarikat üyeleri köylerde toplantılar düzenleyerek parti propagandası yapmışlar, köylüleri CHP’ye üye yazmışlardı. Gazetenin iddiası, seçim gürültüsü içinde kaynayıp gitti. 14 Mayıs’ta “Yeter, söz milletin!” diyen DP iktidara gelince, gazete konuyu tekrar gündeme getirdi. Pilavoğlu’nun avukatlığını yapan Yılmaz Akpınar’ın CHP Balıkesir milletvekili Muzaffer Akpınar’ın oğlu olması dedikoduları destekler mahiyetteydi. Daha sonra, Yakup Kadri de Politika’da 45 Yıl adlı eserlerinde, CHP ile Pilavoğlu ilişkisine değinecektir. Ancak Ticanilerin seçimden sonra iyice gemi azıya alması CHP’ye pozisyon değiştirme fırsatı verdi. Kırılan heykellerin sayısı arttıkça, CHP’nin “mürtecileri ve iktidarı kınayan” protesto mitinglerinin sayısı artar. Sonunda, Celal Bayar Atatürkçülük şampiyonluğunu kazanması için altın tepside sunulan fırsatı fark etti ve 5816 sayılı kanunu çıkardı. Pilavoğlu ve 74 müridi, kanun uyarınca 5 Mart 1952’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde mahkûm olurlar. Onların CHP ile ilişkileri konusunda yapışkan bir bulanıklık söz konusudur. İsmet Bozdağ onların CHP ile ilişkileri olduğunu söylüyor. Bu konuda şöyle diyordu: “1950 seçimlerinde Pilavoğlu diye bir adam CHP`nin Ankara adayıydı, kazanamadı, ondan sonra Pilavoğlu`nun müritleri Atatürk`ün heykellerine saldırdılar. Heykellerini kırıyorlardı. Ticaniler deniyor onlara. İnönü, DP için "Bunlar dayanamazlar, bunlar devleti idare edemez. Altı ay sonra bize yalvaracaklardır. Alın da siz yönetin bu memleketi diyecekler" diye düşünüyordu. Yeni hükümeti en amansız yerde, Atatürk konusunda bir denemeye sokmak istediler. CHP, kendi adamı olan Pilavoğlu`na "Hadi harekete geç" diyor. O da harekete geçiyor, bütün Atatürk heykellerini kırıyor” diyor. Bu ve buna benzer yaklaşımlar üzerinden onun CHP ile ilişkileri konusunda farklı yaklaşımlar dile getirilir. Bireysel tanıklıklar dışında bu konuda çok fazla bilgi de yoktur. O yüzden yüz kendini nerede ele verir, sorusunun peşinden giderek hayatların bireysel yanlarını okumak gerek.

 

ÇOK SAF BİR ADAM

Mehmet Kemal Pilavoğlu 1906 yılında Ankara`da doğmuştur. İlk, orta ve lise tahsilini Ankara`da ikmal ettikten sonra Hukuk Fakültesinde okumuştur. Okulu son sınıfta bırakmıştır. Hayatının büyük bir kısmını hapishanelerde ve sürgünlerde geçirmiş olan Pilavoğlu kimisini kendisinin yazdığı kimisinin ise onun adıyla yayımlandığı makale, sohbet ve yazılar yazmış ve bunların büyük bir kısmı çeşitli gazete ve mecmualarda yayımlanmıştır. 200 adede yakın kitabı basılmıştır. Bu konuda aynı cezaevinde kalan Musa Çağıl şunları anlatır: “Ben askere gittiğimde Ankara’da Pilavoğlu Kitapçısı vardı. Ben onunla askerde iken kitabevinde bir defa görüşmüştüm. O zaman bizim fazla bir bilgimiz de yok tabii. Burada kitapları satılırdı. Kitaplarının tamamını kendisi yazmadı. Başkaları yazdı. Çoğu da bunun adıyla yayınlandı.” Kişisel özellikleri hakkında ise şu anlatımları Pilavoğlu hakkındaki nadir anlatımlardandır: “Çok saf bir adamdı. Mesela bir gün hapiste sahte bir hâkim ile bir polis bunu kandırmak için çalışıyorlar. Polis de hapse atılmış biri aslında. Pilavoğlu zengin, ondan para koparalım diyor. Pilavoğlu’na diyor ki bu adam: “Bu adam senin düzelip düzelmediğini kontrol için geldi. Ona bir miktar para verirsek senin hakkında olumlu rapor verecek” diyor. Onunla pazarlık ediyorlar. Pilavoğlu da saf. Böyle bir konunun Emniyetle hiçbir ilgisi yok. Bin beş yüz liraya anlaşıyorlar. Onun evi yakın olduğundan yemekleri evinden gelirdi. Başkalarına gelen yemekler didik didik edilirdi ama o tanındığı için fazla müdahale edilmezdi. Baklava tepsisinin altına saklı para içeri geldi. Parayı jelatine sarmışlardı. Yatağıyla pardösüsünü sahte hâkime veriyor. Diğeri de çabuk çıktı zaten. Bunun kayınpederi de hâkim. Ona durumu anlatıyor. O da sen aptal mısın, diyor. Öyle şey olur mu, diyor. Bu olay soruşturuluyor ama bir netice alınamıyor.” Efsane dünyasından kopup Türkiye`nin ortasına düşmüş bu adamın müritleri de pek farklı değildir kendisinden.

27 Mayıs`tan sonra ise Pilavoğlu ve Bozcaada birlikte anılmaya başlanır. Çünkü Pilavoğlu ve müritleri Bozcaada`ya sürülmüştür. Ada ekonomisini ve dolayısıyla Ada halkını etkisi altına almayı kısa sürede başarmıştır. Fırın, kasap, pastane... O yıllar Bozcaada`da birkaç şarap isletmesi bulunuyordu. Pilavoğlu “Şarap üretmek günahtır; üzümlerini şarapçılara verenler cehennemde cayır cayır yanacak...” deyince üreticiler üzüm bağlarını bozmaya başlamış. Hikmet Çetinkaya 1969 yılında Bozcaada`ya gidip “Üzüm, Şarap ve Efendi” yazı dizisi hazırlamıştır Doğan Hızlan, “Bozcaada denince bizim kuşağın aklına tek kişi gelir; Ticani Tarikatı`nın başı Kemal Pilavoğlu. Oraya sürgüne gönderilmişti” der. Orada Kemal Pilavoğlu sirke üretti. Müritleri onun yanına gelerek karın tokluğuna çalışırlardı. Villa dedikleri de bu müritlerin kaldığı yerler. Aile olarak da varlıklı bir aile zaten. Bozcaada’da o yıllarda Eski Kültür Bakanı İstemihan Talay kaymakamlık yapmıştır. Milli Nizam Partisi kurulurken Necmettin Erbakan, Pilavoğlu ile görüşmek ister. Görüşürler. Onlar MNP’ye sıcak bakmazlar. MHP ile ilişkileri artar. Yetmişli yıllarda onun adıyla başbuğu öven bir şiir yayımlanır ülkücü bir dergide. İşin ilginç tarafı, 40’lı yılların sonunda komünizm karşıtı bir kitabın da Pilavoğlu adıyla yayımlanmış olmasıdır. İpleri kim elinde tutuyordu bilmiyorum ama bir döneme damgasını vurmuştu Pilavoğlu.

 

RÜYALARLA AMEL VE İLGİNÇ EYLEMLER

Ticanilerin en belirgin özellikleri rüya ile hareket etmeleridir. Örneğin adam rüyasında bir heykel görüyor. Hemen ertesi gün heykel kırmaya gidiyor. Bu konuda gene Musa Çağıl’dan yapacağımız şu anlatımlar Ticani portresini kavramak için oldukça önemli: “Sadık Çakıltaş vardı mesela. Bu, rüyasında heykel görüyor. Yunus Emre tipinde bir adamdı. At pazarından malzemeyi alıyor. Sonra sabahın erken saatlerinde Zafer Meydanı’ndaki heykeli “Dinsizlere din, donsuzlara don, deccale son” diyerek kırmaya başlıyor. Millet onu dövmek istiyor. Sonra polisler gelip onu alıyor. Pilavoğlu içine kapanık bir adam. Epey beraber yattık. 9 ay sonra Bozcaada’ya sürülüyor. Mustafa Sungur bu konuda neşredilen `Nur Saçan` imzalı ve heykellerin kırılmasını tavsiye eden mektubu, Kemal Pilavoğlu’nun kendisinin yazmadığını, haberi olmadığını ifade eder. Mektubun Kâmi Tunalı tarafından yazılıp etrafa gönderildiğini, Pilavoğlu’nun ise bu mektup olayına sonra muttali olduğunu ve arada bir kaç hadise zuhur edince kendisini çağırıp ikaz ettiğini, `Git emniyete teslim ol, kendin yaptığını söyle` dediğini, fakat Tunalı’nın aksini yaptığını, ifade eder. Bunların kısmen doğru olduğunu düşünüyorum. Daha çok da rüya ile hareket etmelerinden kaynaklanıyordu onların eylemleri. Kanun çıktıktan sonra da bu eylemleri başkalarının yapmayışı üzerinden işbirlikçilik çıkarımında bulunulamaz. Onların zindan telakkileri de değişik zaten. Adamlar içeriyi zindan olarak görmüyorlardı. Zindanı Hz. Yusuf’un kuyusu gibi tasavvur ediyorlardı. Burası zindan değil ki, derdi bazıları.”

Hiç olmadığı kadar farklı olan bu yapıya bakışlar da farklıdır. Hüseyin Üzmez Şu Bizimkiler adlı kitabında Ticanileri deli olarak görür ve şöyle anlatır: “Bir de Kemal Pilavoğlu vardı, hapishanede. Kimine göre sahtekâr, yalancı ve ahlaksız; kimine göre de büyük veli... Şalvarlı, poturlu, sakallı, sakalsız tipler. Başlarında takke ile kalpak arası başlıklar, ayaklarında çarıklar, lastikler. Paçaları dizlerine kadar uzanan yün çorapların içine sokulu acayip kılıklı insanlar. Orta Anadolu insanları. Çoğunun adının başında bir de ‘deli’ eki var. Deli Sadık, Deli Yusuf, Deli Mevlüt... Delilik onlarda bir unvan gibi... Hapishane idaresi onları çok ezerdi. Çok acırdık. Ama onlar hallerinden şikâyet etmezlerdi. Hatta ölmedikleri için hayıflanırlardı. Şu zalim gardiyanların dayaklarıyla ölseler şehit olacaklardı...” Bu konuda gene onlarla aynı hapishanede yatan Musa Çağıl ise şunları anlatır: “Onlarda delilik yok. Bunlar Hüseyin’in uydurması. O bazen yerli yersiz uydurmaları çok sever. Alışılmış olanın dışında yaklaşımları vardı ama bu onları deli olarak adlandırmayı gerektirmez. Deli Sadık dediği adam Sadık Çakırtaş’tır. Hiç de deli değildir. Cezaevi müdürü bir gün koğuşları gezerken mahkûmlara ne istediğini soruyor. Bunlardan biri de “Ben bir şey isteyeceğim, ama izin vermezsiniz “dedi. “Söyle bakalım” dedi. “ O da bir kere Allah diyeceğim” dedi. Cezaevi müdürü isteksizce izin verdi. Sadık öyle bir nida etti ki yer gök inledi. Benim tüylerim diken diken oldu. Akşam Sadık’ı müdür hücreye attırmıştı. Dediler ki “Sadık’ı hücreye attılar.” Bunun üzerine ben ona dedim ki “Siz idarecisiniz. Söz verdiğiniz bir şeyi yaptı diye mahkûm olan birini cezalandırmanız doğru olmaz” dedim. Bunun üzerine onu hücresinden çıkarttı müdür. Devamlı zikir çekerek yürürdü mesela. Abdurrahman Balcı vardı. Bu 19 Mayıs’ta foseptik çukuruna girmiş gırtlağına kadar. Üstünde sadece bir don var. Bütün her tarafı pislik. Bir arkadaşıyla konuşmuşlar. Onu stada bırakmış arkadaşı. Bağırmaya başlıyor “Ben 19 Mayıs’landım” diye. Kalabalığın içine girer. Kalabalık kaçışır. Tabii müthiş bir koku. Ondan sonra herkes kaçıyor. Polis yakalayamıyor. İtfaiye geliyor onlar yıkadıktan sonra yakalanıyor.” Onlar zikir yaptıklarında hem cehri hem hafi yaparlardı. Bazen bir köşede zikir de yapardık onlarla. Mesela yine onlardan Mamaklı Şakir var. Yüz küsur kilolu, boylu poslu, çam yarması gibi bir adamdı. Bu broşürler bastırıyor. Mehdi çıkacak, diye. Şalvarına dolduruyor. Hacıbayram’dan Sıhhiye’ye kadar dağıtıyor. Hilafet, Atatürk, deccal vb. konuları işleyen bir broşürdü. Nurcularda da deccal kavramı var ama bunlar kadar yoğun değildi.” İşte böyle tuhaf, kimi zaman absürde varan eylemler ve konuşmalar nedeniyle dövülür, hapsedilir ve deli yaftası yapıştırılır onlara. Dinleri rüyadır onların… Aldanışın bu türlüsü hoş mudur, hoşluk mu verir, yoksa boş mudur, konusunda ben boş olduğu kanaatini taşıyorum. Benzer bir aldanış bütün sufi meşreplerde derecesi farklı olsa da elan mevcuttur. Korkuyorum, bu yazdıklarımdan dolayı eleştiri oklarına hedef olacağım diye, ama yazmasam rüyanın ötesindeki yanımdan bir şeyler eksik kalacak diye de tedirgin oluyorum.

Ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım, tam olarak doldurmadım Kemal Pilavoğlu’nun yüzünü. Ticanilerin bıraktığı miras ise, İslami akımlara yönelik saldırılarda pek çok kereler tekrarlanan, damar damar dolanan bir kişneme, tuhaf yankı "mürteciler, Ticaniler" repliği ile 5816 sayılı Kanun oldu. Bu ikisini o kadar çok duyduk ki kulak zarlarımız çekâçâkından patladı patlayacak!

Aradan geçen uzun yıllardan sonra kalın perdeleri aşan bir parlama sonrasında Kemal Pilavoğlu’ndan ve Ticanilik’ten geriye kalan sadece esmer bir sessizliktir.

 

09.06.2010

Bu makale 4444 kez okundu...

Yorumlar Toplam Yorum Yapılmış
  • Selami Topcu / 23-08-2013 00:31 Elhac Muhammed kemal Pilavoglu hazretleri
    Allah Yolunda tum omrunu feda eden islamin nuru ile bizleri aydinlatan Elhac Muhammed kemal pilavogluna selam olsun. Efendime yapilan iftiralar ve asilsiz yazilar yazip karalayanlara denecek bir soz var zalimler icin yasasin cehennem.
  • ticani / 17-02-2013 15:14 ticani
    Bunun gibi internette bir çok yazı var, ELHAC MEHMET KEMAL PİLAVOĞLU EFENDİMİZ hakkında yazılan iftiralar dolu ALLAH sizin o ellerinizi yakmazmı, kırmazmı sizleri ALLAH`a havale ediyorum.
  • ahmet kutlu / 01-01-2013 14:32 asalak
    bu asalak kafasız insan suretli maymun seyretli iymansız kişileri insan yerine koyup sanki gerçeği biliyorlarmış gibi bunların yazılarına değer verip bu sayfaları kirletip insanların kafasını dimağlarını bozmyın.Muhterem KEMAL PİLAVOĞLU nu seven ve onun yoluda giden binlece seveni var hüseyin üzmez denen cinsel sapığın peşinden giden kaç kişi var.Hala yaşamakta olan sevenleri dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadır onun aşkıyla deli divane yaşamaktadırlar.Ticaniler kayboldu gitti diyenler esas kendileri allah katında kaybolmuş kimselerdidir.ticaniler islamı aile ve çoluk çocuklarıyla halen mutlu mesud bir şekide yşamaktadılar .
  • tahsin üçpınr / 25-12-2012 21:01 ticaniler
    ticanileri yanlış tanımışsınız özellikle büyük önder mehmet kemalpilavoğlu hakkında araştırma yapmadan kendini bilmez vasıfsız kişilerin sözlerine itibar ederek yazmış olduğunuz yazı çok basit biraz olsun kendiniz olun ve araştırın
  • sevik alpı / 17-12-2012 11:07 iftira
    Hüseyin bey ben sizi kitaplarınızda böyle tanımamıştım.. yazık
  • sevim alpı / 17-12-2012 11:05 ben sızı yanlıs tanımısım huseyin bey.,
    Butun kıtaplarınızı okudum canpazarı..sızı gercekten kıtaplarınızla sevmıstım ama gördümki siz büyük bi Allah aşığına nasıl iftirada bulunursunuz..sizin güzel ilminize yakıştımı önce araştırın ve yazın sizler nasıl yazarsınız böyle bilmedennn yazıklar olsun ...sizin gibi iftiracılara kimi sapık diyor kımı deli ..hala o kadar çok sevenı varki aklınız hayalınız durur hüseyin beyy ...
  • selim meydanal / 03-07-2012 18:33 eksiklik
    iftira dolu yazınızı araştırıp doğrullarla değiştirmeni bekliyorum ahirette vebalinden kurtulmak için önce araştır sonra düzelt olay gazetesinin internet sitesinde ticaniler le yapılmış sohbet yazısı var
  • selim meydanal / 16-06-2012 15:48 cehalet
    gazeteciler araştırır zaman gazetesindende bilgi alabilirsiniz duruşunuz iftira kokuyor.
  • Mehmet Kemal / 17-02-2012 11:07 Lütfen yayınlayın..
    Sn. Altan Algan bu yaz
  • s / 10-12-2011 23:04 Evet
    Evet devam ediyor.
  • memocan / 14-11-2010 23:33 TİCANİ TARİKATI
    TİCANİ tarikatı daha devam ediyor mu?
    ediyorsa nerede?
    (çok güzel ve doğru biriymiş)
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası