Site içi arama :
Haftanın Anketi
Söyleşi
29-08-2011 / 12:18
12 Eylül insanlara format attı
12 Eylül yazı dizimizin 10. Bölümüne konuk olan darbe mağduru Araştırmacı Yazar Müslüm Üzülmez, “Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olayları ‘dengenin dengesizleştirilmesi` ve darbe ortamının oluşturulması için gerçekleştirilen operasyonların birer halkalarıdır. Kemalizm hem sağcılara, hem solculara, hem Müslümanlara iyi bir format atmıştır” dedi.

ASLAN DEĞİRMENCİ

 

12 Eylül döneminde sol sendikaların ve gençlik hareketlerinin içinde aktif görev alan ve darbenin ardından uzun yıllar cezaevinde yatan Şair- Yazar Müslüm Üzülmez, ‘Özgün Duruş’un sorularını cevaplandırdı.

 

 

-12 Eylül neyi amaçladı?

 

12 Eylül öncesinde Türkiye 12 Mart Askeri Darbesinin etkilerinden kurtulmaya çalışıyordu. Sağda ve solda yoğun bir şekilde fikir tartışmaları ve örgütlenme hareketliliği yaşanıyordu. Çok sayıda siyasi parti, dernek ve sendika kuruldu/kuruluyordu. Edebiyat, sanat, kültür, politika, düşünce dergileri, gazeteler, kitaplar peş peşe yayınlanıyordu. Adalet, eşitlik, özgürlük, demokrasi konuları kitleler tarafından dile getirilmeye; işçiler sendika, toplu sözleşme, grev, genel grev, dayanışma grevi eylem ve kavramlarıyla tanışarak bunları içselleştiriyorlardı. Gerçek anlamda tam bir toplumsal uyanış yaşanıyordu. Gençler özgürlük, demokrasi, bağımsızlık talepleri etrafında birleşip boykot, yürüyüş, miting, okul işgalleriyle topluma, hem mesaj veriyor ve hem de toplumu derinden sarsıyorlardı. Kürtlerde ise, ulusal uyanış başlamıştı. Kürt aydınları, hem kendi aralarında ve hem de sol aydın çevreleriyle politika, sanat, kültür, ekonomi, sosyal sınıflar, ulusal kurtuluş mücadeleleri konularında ve örgütlenme ile ilgili de ayrı mı, birlikte mi örgütlenmeli ve Kürdistan`ın sömürge olup-olmadığını tartışıyorlardı. Bunlar yaşanırken;

-Siyasi tansiyon her geçen gün yükseliyordu. Yükselen bu siyasi gerilim sonucunda Süleyman Demirel`in Genel Başkanı olduğu Adalet Partisi (AP) ile Bülent Ecevit`in Genel Başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) uzlaşıp parlamentoda bir Cumhurbaşkanını seçemez oldular.

-Siyasi cinayetler, suikastlar her geçen gün artmaya, günlük gazetelerde öldürülenlerin isim listeleri verilmeye başlandı. İşlenen cinayetlerle "toplumda dehşet psikolojisinin oluşması" hedeflendi.

-1 Mayıs 1977`de Taksim Meydanı`nda 12 Eylül`ün kilometre taşı olan çok büyük bir provakasyon düzenlendi. 1 Mayıs "İşçi Bayramı" kana bulandı: 34 insanımız öldürüldü.

-Maraş, Çorum "olayları" başladı veya başlatıldı. Bu olaylarda yüzlerce insanımız öldürüldü. Binlerce insanımız sakatlandı. İnsanlar evini, işini, bağını, bahçesini bırakıp kitleler halinde büyük kentlere göç etmeye başladı.

-Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği –TÜSİAD büyük gazetelere tam boy ilan vererek Ecevit Hükümeti`ni devirmek (belki de 12 Eylül) için düğmeye bastı.

-Tekelci sermaye "24 Ocak Kararları"nı Süleyman Demirel Hükümetine aldırtarak geniş halk yığınlarını yoksullaştırdı.

Yaşanan bu kargaşa, terör, yoksulluk ve parlamentodaki anlamsız tartışmalar 12 Eylül Askeri Darbesine davetiye çıkarttı.

DARBE İLE VESAYET REJİMİ KURULDU

-Peki, amacına ulaştı mı?

12 Eylül Rejimiyle "ülke bütünlüğü" ve "milli birlik ve beraberlik" alabildiğine zedelendi. Kürtler ve Türkler arasında var olan birlikte yaşama duygusu "kırılma noktası"na vardı. "Demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmayı" bir tarafa bırakalım, 12 Eylül darbesinin üzerinde 31 yıl geçmesine rağmen halen askeri vesayet rejiminin boğucu kıskacından kurtulamadık. Arzu edilen, insan haklarına saygılı, kurum ve kurallarıyla işleyen bir demokratik düzene bir türlü geçemedik.

Yani 12 Eylüllü yapanlar kendi açılarından fazlasıyla amaçlarına ulaştılar diyebilirim. 12 Eylül sayesinde gerçek bir Askeri Vesayet Rejimi kuruldu. Bu rejim kurulurken her şey adım adım icra edildi. Önce ordu içindeki demokrat subaylar sessizce ayıklandı. Sonra kendisine biat eden yüksek yargı kurumları yeniden yapılandırıldı. Birçok hukuksuzluğa hukuk adına imza atan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu HSYK oluşturuldu. Ardından Türkiye`nin başına bela olan Yüksek Öğrenim Kurulu YÖK oluşturuldu. YÖK-Sıkıyönetim işbirliği sonucu üniversitelerde ne kadar gerçek akademisyen, bilim adamı ve demokrat öğretim görevlisi varsa okullarından uzaklaştırıldı. En önemlisi hiçbir demokratik öz taşımayan 1982 Anayasası zorla kabul ettirildi.

GİZLİ EL İLE YÜRÜTÜLEN PSİKOLOJİK SAVAŞ

- Türkiye`yi 1980 darbesine götüren süreçte sahnelenen Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

12 Eylül`den öncesinde daha darbe yapılmamışken, 17 Haziran 1980 tarihinde Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Kuvvet Komutanları ve II. Başkanı Necdet Öztorun`u makamına çağırarak, kod adı "Bayrak Hareketi" olan darbe planının 11 Temmuz 1980`de gerçekleştirilmesi emrini verir: "Bütün Ordu Komutanlarına; Bayrak Planı`nın uygulamaya giriş günü 11 Temmuz, saati ise: 04.00`dır."

2 Temmuz`da Süleyman Demirel hükümeti güvenoyu alınca, bu plan bozulur, "Bayrak Hareketi" ertelenir. Şartların olgunlaşması beklenir. 28–31 Ağustos`ta "5 Eylül 1980`den itibaren her an hazır olunması"nı bildiren "Bayrak Hareketi" emri ikinci kez özel kuryelerle komutanlara teslim edilir.

Şartlar tam olgunlaşınca veya olgunlaştırılınca, başka bir deyimle "kadayıfın altı" iyice kızarınca 12 Eylül 1980`de "Bayrak Hareketi" saat 04`00`da gerçekleştirilir.

Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olayları ve ismini anmadığımız çok sayıdaki başka olaylar "dengenin dengesizleştirilmesi" ve 12 Eylülün ortamını oluşturulması için gerçekleştirilen operasyonların birer halkalarıdır.

Kemalizm hem sağcılara, hem solculara, hem Müslümanlara iyi bir format atmıştır. Solculara yönelik bir eylem söz konusu olduğunda, bunu "sağcılar, ülkücüler, dinciler yaptı"; sağcılara yönelik bir eylem söz konusu olduğunda ise, bunu "komünistler yaptı" algısı oluşturulmuştu. Bu algı halende maalesef devam etmektedir. Yani karşılıklı "akıl tutulması" yaşandı/yaşanıyor. Bugün yazılı ve görsel basında deşifre olan birçok belge sayesinde taşlar yerli yerine oturmaya yeni yeni başladı diyebilirim.

Olaylara böyle bakınca Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olayları Ecevit`in sözünü ettiği "Gizli El"in ve "Psikolojik Savaş"ın ürünü olduğunu düşünüyorum. Böylesine büyük çaplı olayları yapmaya ne sağcıların, ne de solcuların bir gücü yeterdi. Şiddete bulaşmış bazı kişi veya örgütler olsa da, bunlar ancak kullanılmış olabilir diye düşünüyorum.

SİLAH VE ŞİDDET ÇÖZÜM DEĞİL

- Katliamlar, işkenceler ve hukuksuzlukların içinden `mağdur` olarak çıkan biri olarak bugünün gençliğine vereceğiniz en önemli mesaj nedir?

- Gençlerimiz değişimin diyalektiğini kavramalıdır. Dünün düşünce ve kavramlarıyla artık bugünü açıklamamız mümkün değil, düne takılıp kalmamalıyız. Yeni bir bilinç, yeni bir anlayış ve yeni bir davranışla yeni düşüncelere, yeni kavramlara ihtiyacımızın olduğunu kavramalı ve anlamalıyız.

- Gelecek toplumlarda büyük ölçüde üstün nitelikli, vasıflı, yani bedenlerinden çok beyinleri çalışan bilgi emekçilerine veya bilgi teknologlarına gereksinim duyulacaktır. Tabi hâkim sosyal ve siyasi güçte bunlar olacaktır. Bu nedenle gençler mal, ürün ve düşünce üreten üreticiler olmalı, iyi bir eğitim görmeli, meslekte kalifiye olmalıdırlar. Teknolojik cihazları çok iyi kullanabilmeli, en az bir veya iki yabancı dil bilmelidir.

- Kapalı toplumlar yeni düşüncelere açık olmaz, yeni düşünce üretenlere savaş açar, eski düşüncelerin koşullarının değiştiğini görmez. Açık toplumlar yeniliklerin peşinde olur, yeni düşünce üretenleri ödüllendirir. Bu nedenle gençler açıklıktan, şeffaflıktan yana olmalı, her tür baskıcı rejimden uzak durmalıdır.

- Kapalı toplumlarda değişik ırktan insanlar, dinler, mezhepler, fikirler, yazarlar, görüşler, kitaplar... toplum için zararlıdır. Buna karşın açık toplumlarda, bu özelliklere sahip olmak bir zenginliktir. Bu nedenle, siyasi düşüncesi ne olursa olsun önyargılardan uzak, sağduyulu, vicdan ve insaf sahibi gençler Kürtlerin, Alevilerin, Romanların, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin var olan sorunlarına ilgi göstermeli, onları anlamaya çalışmalı, sorunların çözümünde katkı sunucu olmalıdır. Küresel veya yerel despotizme, ırkçılığa, haksızlığa, adaletsizliğe hep birlikte "Hayır" ya da "Lâ" demeliyiz.

"Bütün totaliter rejimler, toplumsal hafızanın ve belleğin silinmesinden yanadır". Gençler toplumsal hafızanın silinmesine izin vermemeli, geçmişte yaşanan olay ve olguları bütün yönleriyle araştırıp öğrenmeli ve kendisine dersler çıkarmalıdır.

-Politikayla uğraşan veya uğraşacak gençler gizli, illegal yapılardan, oluşumlardan, örgütlerden uzak durmalı. Gizli yapıların, oluşumların, partilerin, kurumların isimleri istenildiği kadar güzel, istenildiği kadar demokratik veya istenildiği kadar kutsal sözcük ve kavramlardan oluşsun, hiçbir zaman bu "gizli" yapılar isimleri gibi ya da denildikleri gibi olmamıştır. Denetim, eleştiri, özeleştiri, saydamlık yok, her şey gizliliğin kutsal perdesi altında saklanılıyor veya saklana biliniyor. Açık, demokratik bir işleyişin olmadığı yerde, ahlaki hiçbir değerinde de olmayacağına inanmaktayım. Bana göre tüm gizli yapıların, örgütlerin genel karakteristik özelliği "çürümüş"lüktür, "pislik"tir. İster istihbarat örgütleri olsun, ister mafya tipi örgütler olsun, ister devrimci-demokrat, anarşist, komünist, solcu örgütler olsun ve ister etnik köken, dinsel inançlara dayanan örgütler olsun. Bu konuda hepsi aynı teknenin hamurudurlar. Gizliliğin olduğu yerde güzellik, karanlığın olduğu yerde gül-bülbül olmaz, olsa olsa yarasa ve baykuş olur. Demokratik refleksimizin gelişmesi için hangi görüşte olursak olalım, neye inanırsak inanalım, gizli yapılardan uzak durmalıyız.

- Geçmişten ders çıkartmalıyız. Hangi görüşte olursak olalım, şiddet içermedikten sonra, birbirimize tahammül etmeliyiz. Birlikte var olmaya, hatta birlikte iş yapmaya kendimizi alıştırmalıyız. Birlikte var olma ve iş yapma kültürünü geliştirmeliyiz.

- Ayrıca silah ve şiddetin çözüm olmadığını bilmeliyiz. Silah ve şiddetin olduğu yerde güzel şeyler değil, kan ve gözyaşı olur. Silah ve şiddetin olduğu yerde demokrasi ve birlikte yaşama kültürü zarar görür. Silah sözün bittiği yerdir.

Silah ve şiddetin olduğu yerde hangi "yiğit"  düşüncesini özgürce ifade edebilir?

Her birimiz farklı bir rüyanın peşinde olabiliriz, ama rüyaların efsunlu güzelliğini kirletmemeliyiz.

Rüyalarımız acı, gözyaşı ve kandan uzak olsun!


Bu haber 459 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Özgün Duruş Yazarları
Bugünkü Gazete Manşetleri
Link Bankası