Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
12 Eylül yazı dizimizin 9. Bölümüne konuk olan Eski Mazlum-Der Genel Başkanı ve Demokratik Anayasa Hareketi üyesi Ayhan Bilgen, “12 Eylül`ün topluma en kötü armağanı 1982 anayasası olmuştur.
Bugün hala bedelini ödemek zorunda kaldığımız birçok kriz, o dönemin düzenlemelerinden beslenmiştir” dedi.
ASLAN DEĞİRMENCİ-
Eski Mazlum-Der Genel Başkanı ve Demokratik Anayasa
Hareketi üyesi Ayhan Bilgen, ‘Özgün Duruş’un sorularını cevaplandırdı.
* 12 Eylül neyi amaçladı?
Toplumsal, ekonomik ve siyasal hayatı yeniden dizayn etmeyi amaçladı. Bu yeniden dizayn sürecini başlatmak için "şartların olgunlaşması" konusunda sergilenen tutum önemlidir. Toplumdaki siyasal gerilim ve kamplaşmanın önüne geçilmesi iddiası bir depolitizasyon projesi olarak şekillendi. Özellikle gençler başta olmak üzere toplumsal kesimlerin örgütlenmesinin mutlaka toplumsal çatışma zeminine dönüşeceği propagandası, örgütsüz toplum inşasına zemin oluşturdu. Ordunun kurtarıcı rolüne soyunması kadar, siyasetçinin öngörüsüz ve sorumsuz tavırlarına da yoğunlaşarak değerlendirmeler yapmak gerekir. Siyaseti toplumsal faydadan çok kişisel ya da partisel çıkarlar eksenli yürütmenin faturasını yaşadık. Siyaset kurumu, yaşananların sadece mağduru değil aynı zamanda sebebidir.
ÖZGÜRLÜKLER ASKIYA ALINDI
* Peki, amacına ulaştı mı?
Muhalefet dinamiklerini etkisizleştirme, sindirme, yıldırma konusunda önemli bir mesafe alındığını düşünüyorum. Korkuya dayalı bir toplumsal psikoloji, ötekileştirici siyaset dili ve beraberinde statükonun savunusunu geliştirdi. Özellikle güvenlik ortamının tesis edildiği izlenimi verilirken, o güne kadar yaşananların sorumlularını da hesap vermekten kurtarma eğiliminden söz edebiliriz. Ekonomi politikaları açısından 24 Ocak kararlarını özellikle hatırlamamız gerekir. Türkiye haklar ve hukuk alanında gittikçe merkeziyetçi bir yapıya bürünürken ekonomi alanında planlama karşıtı çizgi ön plana çıkarıldı. 12 Eylül’ün topluma en kötü armağanı ise 1982 anayasası olmuştur. Bugün hala bedelini ödemek zorunda kaldığımız birçok kriz, o dönemin düzenlemelerinden beslenmiştir. Cumhurbaşkanının yetkilerini artırarak siyaset kurumunu denetim altına almanın neticesinde birçok özgürlük askıya alınmış ekonomik krizleri tetikleyen siyasal gerilimlere ortam oluşturmuştur.
KAYIT DIŞI ÖRGÜTLENMELER VE 12 EYLÜL
* Karanlığın sembolü 12 Eylül’ün Ergenekon ile bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Türkiye`de temel sorun devlet kurumlarının toplumsal hayatı kontrol ve baskı altında tutma çabalarıdır. Bu uygulama bazen resmi politika olmuş bazen kimi özel örgütlenmelerce yürütülmüştür. Hukuku zorlayarak kendisine alan açan müdahale biçimleri, hiyerarşik düzen içinde gerçekleştiği gibi zaman zaman bu hiyerarşiyi aşan yapılanmalara da dönüşmüştür.
Kimi toplumsal olayların provoke edilmesi, faili meçhuller göz önüne alındığında kayıt dışı örgütlenmelere ulaşılacaktır.
* Türkiye`yi 1980 darbesine götüren süreçte sahnelenen Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olayları ve ülkeyi derinden sarsan suikastları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Elbette her toplumda farklılıklar zaman zaman kamplaşma hatta çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıyabilir. Ancak bunun sistematik biçimde kamu görevlilerinin göz yumma, teşvik etme hatta yönlendirmesi ile gerçekleştiğine dair iddiaların hep üzeri örtülmüştür.
Aleviler ile Sünni çevreler arasında gerçekleşen olayların görünen yüzü ya da sonuçlarına odaklanmadan önce, arka planı ve tetikleyicisi dinamiklere yoğunlaşmamız gerekir. Sadece yüzlerce insanın hayatına mal olmakla kalmayıp, derin bir güvensizlik ve toplumsal kırılma doğuran söz konusu olayların travmatik etkisi hala atlatılamamıştır. Olayların aydınlatılamamış, sorumlularının etkin ve inandırıcı biçimde yargılanamamış olması haklı kaygıları beraberinde getirmiştir.
SADECE ZAFİYET YOK
* 1990 sonrası sahnelenen Gazi ve Sivas olayları da aynı mantığın ürünü mü?
Aktörler ya da mağdurlar değişse de sonuçları itibarı ile benzer etkiler doğurduğunu söyleyebiliriz. Aradan yıllar geçmesine rağmen benzer senaryoların sahnelenebiliyor olması sadece bir zafiyet olarak değerlendirilemez. Daha yakın tarihli olmasına rağmen öncekilerin kaderine yakın tabloyu ortaya çıkartmış olmaları, yönlendirmeye ne kadar açık bir yapımız olduğunu da göstermektedir. İki türlü cezalandırmaya dönüşen bu nevi operasyonlar, hem toplumsal sonuçları açısından hem uluslararası ilişkilerde ifade ettikleri karşılık açısından ele alınmalıdır. Bu tip olayların engellenemiyor, önlenemiyor olması, benzer yöntemlere tevessül edilmesini cesaretlendirmektedir.
* Darbenin yapılmasının hemen ardından ABD Başkanı Jimmy Carter’a, CIA Ankara Bürosu Şefi Paul Henze’a telefon açıyor ve “ Bizim çocuklar başardı” diyor. Bu ne anlama geliyor?
Bu tür önemli dönemeçlerin sınır ötesi boyutlarının çok daha karmaşık denklemlere, ilişkilere dayandığını kabul etmek zorundayız. Askerin ve siyasetçinin hatta medya ve sermaye gruplarının bağlantıları, beklentileri, ilişkileri ayrıntılı biçimde masaya yatırılmalıdır. Askeri darbelerin toplumsal meşruiyet sorunu olduğu kadar uluslararası onay ve akreditasyon boyutu da dikkate alınmalıdır. Neler taahhüt edilerek bir göz yummanın güvence altına alındığını henüz net biçimde bilmiyoruz. Sadece askeri darbeler tarihi bile "bağımsızlık" kavramını yeniden ele almak için önemli ipuçlarını bünyesinde barındırmaktadır.
* Ülkenin 12 Eylül`e hazırlanmasında medyanın rolü nedir?
Sorumsuz, sağduyusuz hatta ateşe körükle giden bir medya etiği Türkiye`nin devam eden en önemli sorunlarındandır. Toplumsal duyarlılıkları gözeten bir yayın politikası yerine, fanatizmi körükleyen, öfke ve nefret dilini geliştiren yayın organlarının, darbeye alkış tutan bir pozisyon almaları da dikkat çekicidir. Basın özgürlüğü sadece yasal mevzuat sorunu değil, bunu aşan bir çıkar ve bağımlılık ilişkisi olarak tartışılmalıdır. Elbette bu zeminin dışında duran hatta uyarıcı rolünü elden geldiğince oynamaya çalışan gazetecileri ve onların cezalandırılma maceralarını da anmadan geçmeyelim.
DAYATMALARDAN KURTULMANIN YOLU YENİ ANAYASA
* 12 Eylül sendromu bugün aşılabildi mi?
Aşılma aşamasına gelindiğini düşünüyorum Bunu bir kuşağın değişmesi bağlamında da ele alabiliriz, uluslararası konseptin farklı bir Türkiye`yi zorunlu hale getirmesi olarak da değerlendirebiliriz. Askeri vesayet konusu elbette tüm boyutları ile ele alınmalıdır. Ekonomik hayata müdahaleden güvenlik ve iç düşmen algılarının tarifine kadar birçok boyut söz konusu. Tümden yeni bir anayasa hazırlanması ve bu yeni anayasada 12 Eylül’ün eseri dayatmalardan kurtulması gerekir. 12 Eylül referanslı anayasal düzenlemelere dokunma cesareti göstermedikçe ne değişim süreci sağlıklı işler ne de özgürlükçü barışçı bir ortam tesis edilebilir. Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler bu açıdan önemli bir gösterge niteliğindedir. Bu düzenlemelerden arınmış bir anayasa siyaset kurumunun sınavıdır.
* Darbenin hukuksal ve sosyal kalıntılarının temizlendiğini söylemek mümkün mü?
Hukuksal kalıntı yönetmeliklere kadar işlemiş bir hukuk felsefesini yansıtmaktadır. Kimi çok kaba olarak anayasada karşılık bulan, kimi ise ayrıntıda gizlenen bu kalıntılar yeni bir sayfa açmayı gerektirir. Sosyal kalıntıların temizlenmesi, toplumsal tahribatın giderilmesi ise çok daha zordur. İnsanların zihin dünyalarına yerleşen algı, korku ve anlayışlar eğitim sistemi ve medya marifeti ile sürekli yenilenmekte, diri tutulmaktadır.
* Darbecilerin siyasi duruşu, ideolojisi nedir?
Resmi söylem ve referanslar, cumhuriyeti korumak, istikrarı sağlamak ve Atatürk ideolojisi etrafında yeni bir format atmak biçiminde tarif edilmektedir. Yolsuzluk, kayırmacılık, ben merkezcilik gibi neredeyse ideoloji haline getirilen toplumsal tutumlar, aslında tüm ideolojik çaba ve arayışların içini boşaltmıştır.
Başkasının inanç, düşünce ve yaşama biçimini şekillendirme yetkisini kendinde görmek hastalıklı bir ruh halini yansıtır. Ne yazık ki bu duygu dünyası çoğu muhalif çevreyi bile etkisi altına almıştır.
SİLAHLI MÜCADELE VE DARBE
* Darbe öncesi Kürt derneklerinin şiddetle ilgisinin olmadığını görüyoruz. Ancak 12 Eylül sonrası PKK ile bu sürecin değişmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere kimi uygulamalar sembolik bir anlam ifade etmektedir. Uygulanan şiddete karşı olarak örgütlenen tepkinin kaçınılmaz olarak silahlı mücadeleyi beraberinde getirdiği açıktır. 68 kuşağı hatta 78 kuşağının cezalandırılma yöntemleri ibret verici hayat hikâyelerini beraberinde getirmiştir. İllegal Kürt örgütlü yapılarının tek tek analizi elbette yapılabilir. Ancak darbe ve olağan üstü hal uygulamalarının şiddet sarmalını içinden çıkılmaz hale getirdiği net görülmektedir.
* 12 Eylül darbesinde aktif siyasette bulunan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in tutumunu nasıl okumak gerekiyor?
Türkiye siyasetinde demokrasi kültürünün yerleşmemesi, hatta siyasetin toplumsal muhalefet dinamiklerini oyalama mekanizmasına dönüşmesi açısından siyasi liderler ilginç bir işlev görmüşlerdir.
Toplumsal beklentilerin karar süreçlerini şekillendirdiği değil, devletin beklentilerinin toplumsal hayatı şekillendirdiği bir Türkiye çelişkisinde otuz kırk yıla damgasını vuran isimlerin önemli bir payı vardır.