Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
Suriye muhalefet hareketi önderlerinden İmam Muti Al Batin Mazlumder İstanbul Şube yetkilileri ile bir araya geldi.
Görüşmede aktivistler ve Özgün Duruş’un sorularını cevaplandıran İmam Muti el- Batin, olayların sona ermesi için başta Esad olmak üzere yetkililerle görüşme gerçekleştirdiğini, görüşmenin çok olumlu bir havada geçtiğini ancak Devlet Başkanı ile görüşmeden Der’a ya döner dönmez keskin nişancıların kurşununa hedef olduğunu açıkladı.
İşte aktivistlerin ve Özgün Duruş’un sorularına İmam Muti Al- Batin’in verdiği cevaplar:
- Öncelikle Türkiye’ye geliş serüveninizi anlatır mısınız?
Der’a şehrinde Arap baharından etkilenen birkaç çocuğumuz duvara ‘Özgürlük’ yazıları yazmaları ile başladı her şey. Der’a da duvara Özgürlük yazan çocuklar ile onlarla ilgili ilgisiz birçok çocuk gözaltına alındı. Hatta bu çocuklara boya satan nalbur bile gözaltına alındı. Ardından çocukların aileleri çocuklarını almak için emniyet merkezlerine gittiklerinde çocuklarını almak biryana küfür ve dayak ile karşılaştılar. Bunun üzerine aileler ve akrabaları tepkilerini dile getirmek üzere toplandılar. Tamamen barışçı olan ve çocuklarına kavuşmak haricinde bir beklentisi olmayan bu ailelerin üzerine güvenlik güçlerince ateş açıldı. 2 kişi şehit oldu ve onlarcası yaralandı. Bu beklenmeyen tepki birden tansiyonu yükseltti. Şehitlerin cenaze törenine binlerce insan katıldı. “halkını öldüren haindir” sloganı bahane edilerek bu insanların da üzerine ateş açıldı. Bu kez şehit sayısı onlarla ifade edilmeye başlandı. Günlerce bu kısır döngü devam etti. Cenaze törenlerinde yeni şehitler olmakta, onların cenazelerinde daha büyük katılım gerçekleşmekte ve yine katılımcılardan insanlar öldürülmekteydi.
Akabinde Der’a şehrin en büyük camisi Ömeri camiini güvenlik güçlerinin baskınına uğradı. Camiye ayakkabıları ile giren güvenlik güçleri cami içindeki her şeyi tahrip edip mihraba “Lebbeyke ya Beşşar” yazdılar. Bu olay da olumsuz anlamda halkın üzerinde oldukça etkili oldu.
ESAD İLE BİZZAT GÖRÜŞTÜM
Ben Der’a şehrinin en büyük camisinin imamı olarak diğer şehrin ileri gerenleri ile arabuluculuk anlamında birçok devlet yetkilisi ile görüşmelerde bulundum. Başbakan Beşşar Esad, Bölge İstihbarat Başkanı Ali Memluk ve İmad Turkmeni ile Der’a da başlayan olayların sona ermesi için yapılması gerekenler üzerine görüşmelerde bulunduk. Kendilerine, güvenlik güçlerinin göstericilere kurşun sıkmaktan vazgeçmeleri ve gözaltına alınan başta çocuklar olmak üzere herkesin serbest bırakılması üzerine taleplerde bulunduk. Tüm yetkililer bu taleplerimize olumlu yanıt verdiler ve bize vaatlerde bulundular. Ancak Şam’dan, Devlet Başkanı ile görüşmeden Der’a ya döner dönmez keskin nişancı kurşununa hedef oldum. Camiye giderken Ciğerimden ve omzumdan kurşunlandım. Kardeşlerim beni evlerinde tedavi etmeye çalıştılar. Her gün ayrı bir evde saklandım. Bana haber gönderdiler. “Seni Şam’a götüreceğiz, resmi yayın organlarında bizim istediklerimizi söylersen sana dokunmayacağız” dediler. Ancak ben kabul etmedim. Çünkü daha önce onlarla yaptığım röportajda istediklerini ifade etmediğim için benim adımı kullanıp başka birisini ekrana çıkarmışlardı. Ben halkıma bu ihaneti yapmamak için kendi imkânlarımla kaçak olarak Ürdün sınırından yurtdışına kaçtım, oradan da Türkiye’ye geldim.
-Halkın bu direnişinin hedefi nedir?
Biz gösterilere başladığımızda tek hedefimiz vardı o da duvara özgürlük yazdığı için gözaltına alınan çocukların serbest bırakılması idi. Ancak çok şiddetli bastırıldık. Olaylar diğer şehirlere de yayılınca tüm halkımız genel bir reform talebinde bulunmaya başladı.
Bugün artık Suriye halkı bu rejimin değişmesini ve halkımızın kanını dökenlerin yargılanmasını istiyor. Çünkü artık araya kan girmiştir, Esad çiftliğinde köle olarak kalmamızı isteyen bu rejimin gölgesinde yaşamak istemiyoruz artık.
- Suriye halkı Arap baharından mı etkilendi?
Halkımız motivasyon anlamında Arap baharından tabi ki etkilendi. Tunuslular ayaklanıp Zeynel Abidin’i yıkmayı başarıp özgürlüklerine kavuşması, Mısırlıların aynı şekilde Mübarek’ten kurtulmaları ve onu yargılayabilmeleri bizleri de etkiledi. Bizler bu rejimlerden daha kanlı ve zalim bir rejim altında yaşıyoruz. Artık özgür olmak istiyoruz. Benim 60 yaşında bir arkadaşım var. Geçen gün kaç yaşındasın sorusuna 10 günlüğüm diye cevap verdi. Çünkü ben 10 gündür özgürce konuşabiliyorum dedi. Artık insanlarımız özgürlüğü yaşamaya başladılar ve bunun bedelini de ödüyorlar.
TÜRKİYE’NİN NET TAVRINI BEKLİYORUZ
- Türk hükümetinin ve halkının tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şuana direnişimiz 150 günü devirdi. İstatistiklere göre her gün 15 kişi öldürülmüş. Yani nerdeyse saat başı 1 kişi öldürülmüş. Bu gerçeğe rağmen Türkiye Dışişleri Bakanı’nın bu rejime mühlet verdiğinden bahsediliyor. Bu süre zarfında öldürülenlerin vebalini kim üstlenecek. Üstelik eğer Dışişleri Bakanı, “Bu süre zarfında ölümler son bulmaz ve gözaltındakiler serbest bırakılmazsa tüm dünyayı Suriye rejimine karşı ayaklandıracağım. Tüm maddi, askeri bağlarınızı kesecek adımlar atacak, diplomatik tüm ilişkilerin sona erdirilmesi için elimden geleni yapacağım” deseydi yine biz bu süreyi beklerdik. Ancak sözden öteye gitmeyen tavırlar söz konusu. Üstelik biz Türk diplomatların Hama’da bu kadar basit şekilde kandırılmasını kabullenemiyoruz. Türk diplomatlar şehre girmeden tankları çevre ağaç altına gizleyen, ardından diplomatlarla kendi adamlarını konuşturan, bunların haricinde konuşan varsa tutuklayan rejime inanılması hayret verici.
Bize yıllarca birlikte yaşadığımız 400 yılı Osmanlı İşgali diye anlatan bu rejime rağmen biz çocuklarımıza Türk bayrağını Hilafet bayrağı diye öğretiyoruz. Aynı vücudun organları olarak kendimiz görüyoruz Türk halkı ile. Bizim Türk halkından beklentimiz çok büyüktü. Gazze ambargosuna karşı gemilerle yola çıkıp, Akdeniz’e kanları ile Gazze direnişini yazan Türklerin bizleri yalnız bırakmayacağını sanıyorduk. Bugün Somali’ye gösterdiğiniz, Gazze’ye gösterdiğiniz hassasiyetin onda birini bize göstermiyorsunuz, şuana kadar öldürülenlerin sayısı bin 500’ü geçmiş durumda. Üstelik gözaltında 26 bin kişi var. Sadece Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinden buyana Deyr- El Zur şehrinde 2100 kişi öldürüldü. Gözaltı demek işkence demek. Bu insanların hiç biri ruh sağlığı veya bedeni sağlıklı olarak çıkamayacaklar bunu çok iyi biliyoruz. En son Suriye İnsan Hakları Örgütü başkanı Ammar el-Kurabi, Deyr el-zur’da kazığa oturtularak öldürülmüş bir kişiyi tespit ettiklerini ifade etti. Hamza el-hatip’i biliyorsunuzdur. 12 yaşında bir çocuk işkence ile öldürüldü ve gösterilerin en büyük sebeplerinden oldu. Cesedinde onlarca sigara yanığı tespit edildi. Der’a’da Gırz hapishanesinin yanında bir toplu mezar var. Hatta mahpuslar, bu toplu mezar kazılırken ve cesetler gömülürken görünce ayaklanmışlar ve kanlı şekilde bastırılmışlardı. Bunun gibi pek çok şehirde toplu mezarlar sözkonusudur. Abdurrezzak ebazit isimli Der’a’lı bir baba 4 çocuğu ile birlikte gömülmüş olarak bulundu. Bunları biz halen yaşıyoruz. En büyük trajedi ise kayıplar konusundadır. Gözaltındakiler ve şehitler isimce tespit edilmiş durumda ama kayıplar konusu şuan en büyük sorunumuz. İnsanlar çocuklarının sağ mı ölü mü olduklarını bilemiyorlar. Her gün bir umut bekliyorlar. Bu anlamda Türkiye’nin Mısır direnişinde takındığı net tavrı Suriye konusunda da takınmasını istiyoruz.
- Suriye ordusunun saflarında İran ve Hizbullah unsurları olduğu bazı çevreler dillendiriyorlar. Bu doğru mu?
Bu konuda internete düşmüş birçok video olsa da, şahsi olarak buna dair bir bilgiye sahip değilim. Başından beri İran ve Hizbullah Esad rejimine açıktan destek veriyorlar. Ama bu destekleri birlikte savaşma seviyesinde olup olmadığına dair elimizde bir kanıt yok. Sadece sakallı Suriye askerlerinden birine nereli olduğunu sorduğumuzda bize Suriye vatandaşı olduğuna dair sivil kimlik kartı gösterdi. Oysa askerler sivil kimlik kartı taşımazlar ve Suriye ordusunda sakal kesinlikle yasaktır. Bu tip şüpheli durumlarla karşılaşmama rağmen bu konuda suçlayıcı bir şey söylemem mümkün değil.
- İsyanın arkasında İsrail ve Amerika olduğu şeklinde bir algı var. Gerçekten öyle mi?
Bu halk hareketi onlarca yıldır zulüm altında yaşayan halkın artık yeter diye haykırmasıdır. Bu hareketin içinde Suriye’nin en büyük âlimi ve Kurrası “Kureym Racıh” var, tüm Şam ilim adamları, imamlar, kabile reisleri aydınlar ve binlerce Suriyeli var. Bu kişilerin tamamı Amerikan ajanı mı? İçinde yaşadığımız şartları tahayyül edebilseniz, bu insanların ölümü nasıl göze alıp gösteri yapabildiğini daha iyi anlarsınız. 40 yıldır Suriye rejimi İsrail’e tek bir kurşun sıkmış mıdır? Esad’ın iktidara gelişini incelerseniz, Golan tepelerinden nasıl İsrail gelmeden 2,5 saat önce çekildiğini görürsünüz. İktidarını ihanetine borçludur. Esad rejimi bu başarılı propaganda ile bu zamana kadar ayakta kalmayı başarmıştır. Batıya “ biz gidersek radikal İslam Suriye’ye hâkim olur” diyenler, içerde her muhalif duruşu İsrail ve Amerika ile irtibatlandırıp mahkum ediyorlar. Geçen gün Başbakan “İsrail’in güvenliği Şam’dan başlar” diye demeç verdi. Bu çok yüzlü siyaset bugüne kadar başarılı oldu. Ancak Suriye halkı kararını vermiştir. Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, aydınından okumamışına kadar herkes bu rejime yeter diye haykırıyorlar.
- Muhaliflerin silah taşıdığı ve asker öldürdüğüne dair resmi açıklamalar ve bazı görüntüler var. Zaten Suriye rejimi ısrarla silahlı çetelere karşı mücadele ettiğini söylüyor her açıklamasında. Bu konuda ne diyorsunuz?
Resmi kanallarda gösterilen videolarda silah taşıdığı görülen kişiler benim de şahsi olarak tanıdığım güvenlik mensubu kişiler. Rejim hem silahlı sivil güçlerini kullanarak bizleri öldürüyor hem de bu kişilerin görüntülerini yaptığı katliamın bahanesi gösteriyor. Suriye bir istihbarat devletidir. Öyle şiddetli bir baskı söz konusu ki kimse evinde silah bulunduramaz. Suriye halkında tek bir silah bile bulunmuyor. Zaten göstericiler özellikle barışçı yönünü vurguluyorlar. Üstelik tüm görüntülerde tek tarafları bir silah kullanma açıkça görülüyor.
Öldürülen askerlere gelince, kendi halkına karşı silah kullanmayı reddeden askerler de öldürülüyor. Genelde alt rütbelerde askerler bunlar. Gösterilerin başında 120 askerin öldürüldüğü haberini de aynı çerçevede değerlendiriyoruz. Halkımı
- Özgür subaylar hareketi diye bir hareketten bahsediliyor böyle gruplar var mı?
Biz de basında takip ediyoruz ama bu insanlar öldürülme korkusuyla ordudan kaçmak durumunda kalıyor. Bu insanların çoğu Ürdün’e kaçmış durumda. Kendilerine göstericileri koruma hedefinde olduklarını söyleseler de, her gün gelen şehit haberleri bunu başaramadıklarını gösteriyor.
- Olaylar Der’a da başladı, diğer şehirlere nasıl sıçradı?
Yaşanan katliamın duyulması, yıllardan beri zulüm sistemine olan nefret ile birleşince zaten büyük bir tepki söz konusu oldu. Bunun yanında yaptığımız görüşmeler ve uluslar arası baskılar neticesinde Beşşar Esad göstericeler hiçbir şekilde kurşun sıkılmayacağınız, tankların şehirlerden çıkacağını ilan etti. Ertesi günü tüm ülkede binlerce insan bu güvenceye dayanarak gösterilere katıldı. Sonuç tam bir katliam oldu. Der’a ya 20 kişinin öldürüldüğü haberi gelince insanlar galeyana gelerek, devlet başkanının heykellerini parçaladılar. Karşılıklı güven bunalımı ortaya çıktı. Şuan Suriyeliler birbirlerine Suriye’yi gerçekte kimin yönettiğini soruyorlar. Kurşun sıkılmayacak diyen Beşşar el-Esed’in mi, katliam emri verenlerin mi?
Der’a şehri kuşatma altına alınca, şehirde gıda ve su sıkıntısı baş gösterdi. Diğer şehirlerde bulunan akrabalarımız, arkadaşlarımız bizlere gıda ulaştırmak üzere hazırlıklar yaptılar. Bu insanların birçoğu Der’a girişinde durduruldu. Hamza el-Hatip adındaki 12 yaşındaki gençte bunlardan biriydi. Sonuç onlarcasının işkence altında ölümü ile sonuçlandı. Böylece şiddet dilinden başka hiçbir dil kullanmayan rejime karşı Suriyeliler ayaklandı.