Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Söyleşi
14-03-2011 / 09:31
`Genelkurmay yanlış koordinat verdi`
Büyük Birlik Partisi Merkez Karar ve Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Yavuz, Muhsin Yazıcıoğlu`nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının perde arakasına ilişkin Türkiye`yi sarsacak bilgiler verdi. Aynı zamanda kaza davasının avukatlarından olan Yavuz, olay günü yaşanan şüpheli gelişmeleri Özgün Duruş`a anlattı

Israrla Kaman Dağı bölgesi arandı. Askeri bir yetkili, Meclis Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede, “Genelkurmay bana yanlış koordinat verdi” dedi. Bu, tutanaklarda var. Genelkurmay, bu konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmadı

SÖYLEŞİ: HAKİ DEMİR – ÖZGÜN DURUŞ

Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasında hayatını kaybetmesinin üzerinden iki yıl geçti. Yazıcıoğlu ve beraberindeki beş kişinin ölümüne neden olan helikopter kazası hâlâ gündemde. Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit beldesinde yaşanan kazayla ilgili çok şey söylendi, çok şey konuşuldu. “Kimisi kaza, kimisi suikast” dedi. Ama perdenin arkasına ilişkin şimdiye kadar net bir bilgi ortaya konulmadı. Yazıcıoğlu kazasıyla ilgili Meclis’te iki komisyon kuruldu. Bu komisyonların hazırladığı raporlar kazanın üzerindeki sır perdesini aralayamadı. En son Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’nun hazırladığı rapor büyük ses getirdi ve olaya ilişkin önemli bilgiler verdi.

DOSYA ÖZEL YETKİLİ SAVCIDA

Bu rapordan sonra BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu’yla Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, 16 Şubat’ta Kahramanmaraş Başsavcılığı’na başvurarak olayla ilgili özel yetkili savcı ve özel yetkili mahkeme talep etti. DDK raporunda hatası, ihmali, kusuru ve kastı olan kişi, kurum ve kuruluşlar hakkında suç duyurusunda bulunan ailenin talebini de dikkate alan Başsavcılık, dosyayı incelenmesi için Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdi. Bu önemli gelişmenin ardından kazayla ilgili hukuki süreci en ayrıntısına kadar bilen Avukat Kemal Yavuz konuya ilişkin sorularımızı cevapladı. Uzun yıllar BBP’de siyaset yapan Yavuz, kazayla ilgili Türkiye’yi sarsacak bilgiler verdi. Kaza öncesi ve sonrasına ilişkin detaylı bilgi veren Yavuz, Yazıoğlu’nun suikasta kurban gittiğine işaret ediyor.

Hem siyasetçi hem de avukatsınız BBP’de ve suikast soruşturmasındaki göreviniz nedir?

Büyük Birlik Partisi Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesiyim. Ondan önce de sekiz yıl partinin Maraş İl Başkanlığını yürüttüm. Bu olaydan sonra da hukuki süreci takip edenlerden birisiyim.

Yazıcıoğlu sadece politikacı olarak sevilmedi. Ülkücü gelenekten gelen birisi olarak Türkiye’de neyin karşılığıydı?

Muhsin Yazıcıoğlu, hep mazlumların yanındaydı. Onlar acı çektiğinde yüreğinden titreyen biriydi. Srebrenitsa’da yapılan katliam karşısında kendini Bosna’da hisseden bir vatan evladıydı. Son olarak Bosna Dostluk Grubu’nun Başkanı’ydı Meclis’te. Yazıcıoğlu Ermeniler Karabağ’a saldırıldığında oradaydı. O savaşta Azerilerin yanında oldu. Cepheye gidecek kadar meselenin içerisindeydi. Yazıcıoğlu, Irak işgal edildiğinde Musul’da Kerkük’te Türkmen kardeşlerimizin, Kuzey Irak’ta Kürtlerin yanındaydı. İsrail Lübnan’a saldırdığında Yazıcıoğlu, Suriye’ye gitti. Lübnan sınırında oluşturulan cephe gezisine bizzat katıldı. Cepheden İsrail’e mesajını verdi. Muhsin Yazıcıoğlu, İngiltere’de Lordlar Kamarası’nda PKK sorulduğunda, “Bu benim iç meselem burada tartışmam, böyle bir siyasi ahlakın sahibi değilim” diyen bir insandı. Yazıcıoğlu, geceleyin Şırnak’ta çocuklarla top oynayan, Hakkâri’de internet kafede gece saat 24.00’e kadar sohbet eden biriydi. Bu kadar bölgeye yakın bir insandı. İnsanlara  “Biz kardeşiz problemlerimiz olabilir ama bunları biz halledeceğiz. Başkasının müdahalesine gerek yok” diyordu.

Gerektiğinde muhalefete de muhalefet eden bir özelliği vardı…

 Bunların tamamını hatırlayın 28 Şubat sürecinde herkesin kaçacak yer aradığı Sincan’da tankların yürüdüğü bir dönemde Muhsin Yazıcıoğlu eli cebinde “Türkiye İran olmayacak,  asla bir azınlık mezhep elindeki Suriye olmayacak” şeklinde çok anlamlı bir mesaj verdi. Hatırlarsınız Sincan’da tanklar yürüdüğünde, “Namlusunu milletine çeviren bir tankı asla alkışlayamam” dedi.

Kaza meselesine gelelim isterseniz… Kaza yapan helikopterin güzergâhı belli miydi?

Helikopterin bir gün öncesi uçuş planı var. Uçuş planı havacılık dairesine bir gün önceden bildiriliyor. Sonra da bu uçuş planına göre birebir olmasa da buna uyularak uçuş gerçekleştiriliyor. Olay günü, yani 25 Mart 2009 tarihinde merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri İstanbul’dan Ankara’ya oradan Sivas’a uçtu. Ayın 24’ünde, geceyi Sivas’ta geçirdi. Sabahleyin de Sivas programı bittikten sonra saat 12’de Çağlayancerit’te olacaktı. Oradan da Kayseri üzerinden Yerköy’e gidecekti. Çünkü saat 17.00’de bitecek bir miting vardı. Bu program günler öncesinden belirliydi.

Pilotun tecrübesi nasıldı?

Emekli bir asker. Pilotların da öğretmeni olan yetenekli bir pilot idi.

Yazıcıoğlu’na daha önce suikast planlandığıyla ilgili kamuoyuna yansıyan bilgiler var. Bu olaydan önce böyle bir durum var mıydı?

Beş altı olay var. Ama Başkan, bunların suikast olmadığını söylerdi. Yani Bolu Tüneli’nin girişindeki kaza, Samsun’daki kaza, Sivas’daki kaza… Yani birçok benzer olay var.

Peki, otopsi raporunda zehirlenmeden bahsediliyor…

Helikopterin dağa süratle çarptığını öğrendik. Dolayısıyla pilotun etkisiz hale getirilmesinde ilk aklımıza gelen zehirlenme oldu. Kazanın enkazına 28 Mart’ta ulaşıldı. Mart 29’da ise cenazeler dağdan indirildi.  Kahramanmaraş’ta otopsi yapılırken ilk talebimiz zehirlenmeyle ilgili kan ve doku numunesi oldu. Kuşkumuz vardı, araştırılmasını istedik. Adana Adli Tıp Kurumu bize bir hafta içerisinde rapor verdi. Raporda, “uyarıcı veya zehirleyici bir maddeye rastlanılmamıştır” denildi. “Kaç madde üzerinde inceleme yaptınız?  Hangi tahlilleri yaptınız, hangi verilerle bunu söylüyorsunuz?” diye sorduk. Bu rapora karşı itirazlarımızı derhal bildirdik. Cumhuriyet Başsavcısı itirazlarımızı kabul etti. Adli Tıp’a yeniden gidildi. İlk raporda, koroner kalp yetmezliğinden bahsedilmişti.

İkinci raporda da mı zehirlenme yok denildi?

Evet. Burada Kahraman Maraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde bununla ilgili bilirkişi dinlenildi. Onunla yetinmedik. Hacettepe Üniversitesi’ne gönderildi. Bu raporla da yetinmedik. Zehirlenmeyle sınırlı olmayan araştırmalar istedik. Bununla ilgili bir şey çıkmadı. Biz bu araştırmaların yetersizliği karşısında Devlet Denetleme Kurulu, “bizden ne istiyorsun” dediğinde, şunları söyledik: “Hiçbir şey yapılmamış gibi hareket edilmesini talep ediyoruz. Her konuda yeniden baştan inceleme yapılmasını istiyoruz. Ve bu zehirlenmeyle ilgili mevcut kan ve doku örneklerinin, numunelerinin üzerinde tıbbi araştırma istiyoruz. Gerekirse bağımsız bir kurum olsun.”

Cumhurbaşkanlığının görevlendirdiği DDK bu konuda bir araştırma yaptı. Uzun süren araştırma neticesinde çıkan sonuca göre, yüzde 8’den başlayarak yüzde 27’ye kadar farklı oranlarda helikopterin içerisinde bulunanların tamamında karbonmonoksit tespit etti. Bu orana baktığımızda özellikle pilotta yüzde 26 oranda karbonmonoksit bulundu. Bu oranın şuur kaybına, bayıltacak kadar ileri olduğunu, görme ve algılama bozukluğu oluşturacak kadar etkili olduğunu anladık. Bu oranların böyle neticeler verebilecek oranlar olduğunu doktorlar ifade etti. Bunun karşısında biz derin bir şok yaşadık.

 

SABOTAJ DA KESİNLEŞİR…

DDK’nın araştırmasına kadarki süreçte bu tespit edilemedi mi?

Edilmedi. Ama helikopterin çarpma şekli bakımından bizim bir tatminsizliğimiz vardı. Bizim ısrarımız buradan kaynaklandı. Sonra Yüksek İktisas Kurulu, “Böyle rapor olmaz, biz yeniden inceleyeceğiz” dedi. Onlar da “Karbonmonoksit yok” demedi. Onların da raporu çıktı geldi. “Bu değerler yanlıştır” denilmedi. Çok komik gerekçelerle bu işi geciktirmeye çalışan bir rapor verildi. Tarafsız, bağımsız bir bilirkişi kurulu kurulunca bu numuneler üzerinde yeniden inceleme yapılarak yeni bir rapor alınması için bir talebimiz oldu. Bu zehirlenme olgusuyla ilgili tartışma henüz bitmiş değil. Çünkü zehirlenmenin sabit olması karşısında diğer hususları tartışmaya hiç gerek kalmayacak ve sabotaj kesinleşmiş olacak.

Helikopterin civarında hava hareketlerinin yoğun olduğundan bahsedildi, nedir bu işin aslı?

Son derece şüpheli bir hava hareketi var. Diğer günlerden farklı bir hava hareketliliği var. Bilhassa uçuş planında bir saat kadar gecikme var. Güzergâhın sekiz kilometre güneyinden uçuluyor. İlk planındaki saatlerde o bölge de çok ciddi ve yoğun bir hava hareketi var. Daha da vahimi alçak irtifada uçuşun gerçekleştiği ve bu uçuşun sesten hızlı olduğunu anlıyoruz. Bu kayıtlarda uçuş ile uçuş hızı tespit ediliyor. Çok daha şüpheli bir durum var. Bu hava araçlarının bir kısmı bölgeye yaklaştığında transponderlarını kapatıyorlar. Transponderları kapattığınız zaman sinyal vermiyorsunuz, radarlar sizi görmüyor. Yani bu gizlilik kendini karartma, kendini gizleme faaliyeti de ayrıca kuşku sebebi oluşturuyor. Bu duruma baktığınız zaman hakikaten çok anlamlı bir operasyon yapılıyor havası veriliyor. Olay saatinden birçok yerli tanığı da var. Geben bölgesi ile Göksu’nun Çardak beldesine olan aralıktaki tüm tanıkların hepsi yüksek bir patlama sesi duyduklarını söylüyor. DDK’nın raporunda da var. Biz de araştırdık, aynı şekilde sesten hızlı bir uçak geçtiği zaman bir ses duymuyorsunuz. Bir patlama sesi duyuyorsunuz. Şimdi soruyoruz, acaba alçak irtifada uçan sesten hızlı bir hava aracının oluşturduğu hava dalgaları helikopterin kaldırma gücünü engelleyen bir dalgalanma oluşturmuş mudur? Bunun düşmeyle bir illiyet bağı var mıdır? Bu araştırılmaya değer bir konu. Çünkü hava hareketi şüphe çekecek yoğunlukta.

Hava hareketliğini sağlayan hava araçlarından hepsi uçak galiba. Bunların içerinde yabancı uçak var mıdır?

Bunlarla ilgili ciddi kuşkularımız var. Bir şey söylemek için erken, ancak İncirlik’ten uçak kalkma ihtimali var. O tarihlerde İskenderun Körfezi’nden bir İngiliz uçak gemisi var. Onunla ilgili çok farklı ihtimaller var, onunla ilgili araştırmalarımız devam ediyor.

BAKAN GÖREVİ KÖTÜYE KULLANDI

Helikopter de GPS cihazı var. Kaza Soruşturma Kurulu helikoptere ulaştığında GPS cihazının yerinde olduğunu tespit ediyor. Sonra cihaz bulunmamış herhalde…

Israrla, hafıza kartını sivil havacılıktan yazılı ve sözlü olarak istedik. Bu, uçakların kara kutusu gibi. “Bize uçak koordinatlarını verin ki helikopterin son hareketlerini inceleyelim” dedik. Getirdiğimiz Alman uzman, helikopterde gelişmiş GPS cihazının bulunduğunu, bunlardan uçuş bilgisinin elde etmenin mümkün olduğunu söyledi. Ve biz bunun peşine düştük. Kaza kırım ekibinin çekmiş olduğu fotoğraflarda GPS cihazı kokpitte gözüküyor. Daha sonraki fotoğraflarda gevşetilmiş olarak görülüyor. Daha sonraki bir karede de yerde karın üzerinde görülüyor. Ancak sonraki karelerde görünmüyor. Alman uzmanın beraberinde getirdiği bir tercüman pilot vardı Volkan Sürmeli, “Cihazı kaza kırım ekibinin masasında gördüm” iddiasında bulundu. Bu, araştırılmaya muhtaç bir durum.

Hava kazalarında enkazı toplama, delil tespiti, delillerin değerlendirmesi, toplanması ve rapor hazırlama yetkisi tamamen Ulaştırma Bakanlığı’nın oluşturduğu kaza kırım ekibinde.  Kaza kırım ekibi yasaya göre oluşturulur. Ulaştırma Bakanlığı’nın oluşturduğu bu ekip eksik oluşturulmuş. Yönetmelikte büyük ve küçük kaza ayrımı var. Ölümlü kazalar büyük kazadır. Büyük kazalar en az dokuz kişiden oluşan uzman heyet eliyle yürütülür. Kaza kırım ekibi yetersiz. Uzmanlık alanları olarak da yetersiz. Bu konuda bir teknik uzmanlıkları yok. Bu kaza böyle araştırıldı. Örneğin enkazın arandığı sırada bir Skorsky düştü. Genelkurmay 14 kişiyle o kazayı inceletti. Kazanın araştırması yetersiz bir bilirkişi kuruluyla yapıldı. Araştırmanın yapıldığı ilk hafta kaza kırım ekibini delil karartmaktan şikâyet ettik. Bize bilgi vermediler. Biz hafıza kartını istedikçe, “var, vereceğiz” dediler sonra da “Bulamadık, karlar eridiğinde arayıp bulacağız” cevabını verdiler. Son olarak kendilerinin hazırladığı araştırma-inceleme raporunda, GPS cihazından hiç bahsedilmedi. Biz bunu Meclis Araştırma Komisyonu’nda gündeme getirdik. Komisyona fotoğrafları göstererek ,“Bu cihazlar ne oldu” dedik. Bu cihazları üreten firmalardan bilgi aldık. Görüşmeleriz de “Bunların hafıza kartları yok ama hafızaları var. Bu hafızalarla uçuş koordinatlarını zaman, yer ve saat birebir çok rahatlıkla öğrenebilirsiniz” dediler. Dolayısıyla Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, kazanın başından beri olayı küçümseyen bir tarz ile hareket etti.

Helikopterdeki transponder cihazından da bahsediliyor. Bunun fonksiyonu ne?

Cihazın çalışır vaziyette olduğuyla ilgili üretici firmanın kazadan sonra verdiği rapor var. Kaza kırım ekibinin hazırlamış olduğu raporda da var. Netice itibariyle bu açık olduğu zaman helikopterin kaybolması diye bir şey olmaz. Yani nerede olursa olsun bu çok rahatlıkla tespit edilir. Türkiye’de çok yaygın bir radar ağı var. Radar istasyonları var. Bu radar istasyonlarında biri çekmese diğeri muhakkak çeker. Bizim yaptırdığımız harici araştırmada beş ayrı radar istasyonunda helikopterin bulunduğu yeri alıyor. 1200 metrede kaza meydana geliyor. İşin uzmanları buradan radara rahatlıkla sinyalin gidebileceğini söyledi.

Yine helikopterlerde ELT cihazları da var…

Bu cihazlar da çok güçlü sinyaller verirler. Dünyada bu sinyallerle oluşan hava var. Bununla ilgili kurulmuş çok ciddi sistemler var. Dünyanın neresinde olursa olsun batan bir deniz aracı veya düşen bir hava aracı anında sinyal verir, noktasal olarak da yer tespiti anında yapılır.

ÜÇ CİHAZ DA ÇALIŞIYORDU

Peki, yer tespitine yarayan üç cihaz da var. Üçü de çalışır halde. Bu üç cihaza rağmen yeri tespit edilemedi mi?

Edilmedi mi? Edildi de söylenmedi mi? Bunlarla ilgili şüphelerimiz var. ELT cihazı ile ilgili olarak firmanın açıklaması var. Firma, “ELT cihazımız arızalıydı. Pilot bize bildirmişti. Değiştirme imkânımız olmadı” dedi. Arkasından Ulaştırma Bakanı bir açıklama yaptı.  “ELT cihazı vardı, yoktu” tartışması yoğun bir şekilde yapıldı. Sonradan “anteni kırıktı onun için çekmedi”,  “hasar gördü” onun için çekmedi. Birçok gerekçe ileri sürüldü. “Bataryası yetersiz” iddiası da var. Kaza kırım ekibinin hazırlamış olduğu raporda, “bataryası yetersiz olduğu için yeterli sinyali vermedi” diye not edildi. “Anteni kırılmış” deniyor, ancak antenin içerisinde hiçbir hasar yok. Denildi ki “Biz ELT cihazına anten taktığımızda yeri göğü inletti.” Hani bataryası zayıftı, bu nasıl oldu? Sürekli birbiriyle çelişen dört-beş açıklama yapıldı. Hem Meclis Araştırma Komisyonu hem de Devlet Denetleme Kurulu çok ciddi raporlar hazırladı. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı çok ciddi araştırmalar yaptı. Bütün bu araştırmalarda ELT cihazı ile ilgili soru işaretleri aydınlatılmış değil.

Bu cihazların gönderdiği sinyali kaydeden birim, hangi idari yapıya bağlı…

Denizcilik Müsteşarlığı bünyesinde kurulmuş ana arama kurtarma merkezi var. Son derece mükemmel kurulmuş bir merkez. Türkiye’nin bölgelere ayrılmış, neresinde bir kaza olsa alınan sinyallerle noktasal olarak anında tespit etmek mümkün. Ama bu kullanılamadı, kullanılmadı.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), acil kaynaklardan koordinat tespiti yaptığını söylüyor…

Yerköy’deki bir askeri yetkili, Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki arkadaşını arıyor diyor ki, “Pilot Kaya İstektepe’nin telefonu şu, bu telefondan TİB’ten bir koordinat tespiti ister misiniz?” Bu askeri yetkili de derhal harekete geçiyor. TİB’e gidiyor saat 16:11’de TİB’e müracaat ediyor. Aynı zaman diliminde Emniyet Müdürlüğü’nden de bir yetkili polis, TİB’e müracaat ediyor. O da koordinat tespiti istiyor.

Ne kadar zaman sonra?

Hemen, aynı anlarda ve saat 16:20- 16:25 arasında TİB, bu koordinatları harita üzerinden işlenmiş şekilde hem Jandarma Genel Komutanlığı’na hem Emniyet Genel Müdürlüğü’ne hem de Başbakanlık Kriz Acil Yönetim Merkezi’ne bildiriyor. Bu harita saat 16:55 itibariyle FTP denilen sistemle Kahraman Maraş Jandarma Alay Komutanlığına iletiliyor. Harita üzerinde muhtemel yeri o an işaretliyorlar. Enkazın bulunduğu yeri yani… Bu, hiçbir şekilde kriz merkeziyle paylaşılmadı. Arama sırasında askeri yetkililer Kaman Dağı’nda, yani batıda arama yapmamız gerektiğini, Genelkurmay’dan gelen koordinatın burada olduğunu söyledi ve ısrar etti. Biz itiraz ettik, ancak bizi dinlemediler. Israrla Kaman Dağı bölgesi arandı. Askeri bir yetkili, Meclis Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede, “Genelkurmay bana yanlış koordinat verdi” dedi. Bu mesele geçişleştirilebilir mi? Bilemiyorum.

Genelkurmay’ın bu konuda bir açıklaması oldu mu?

Hayır. Hiçbir açıklama olmadı. Askeri yetkilinin ifadesi Meclis Araştırma Komisyonu tutanaklarında var.

Rütbesi nedir o askerin?..

Albay bir arkadaş, ismi lazım değil. Bu arada vahim bir durum daha var. Kazanın olduğu gece saat 23:30’da Jandarma Alay Komutanlığı bünyesindeki İstihbarat Dairesi’nde bir toplantı yapılıyor. Bir general de orada hazır bulunuyor. Bir istihbarat subayı kazanın bulunduğu yeri daha önceden işaret ediyor. Orayı işaretliyor “en muhtemel yer burasıdır” diyor. Ama burası hiç aranmadı ve aratılmadı.

Tüm kayıtlarda, muhtemel kaza noktası diye tespit edilen yer jandarma tarafından kuşatıldı ancak araştırılmadı mı?

Hatta size daha farklı bir şey söyleyeyim. Olayın olduğu ikinci gün Başbakan Erdoğan, Göksun’a gelmişti. Göksun Kaymakamlığı’na biz parti heyeti olarak gittiğimizde arama kurtarma faaliyetinde yaşanan aksaklıkları Başbakan’a ilettik. Korucuların tepelerde, askerlerin yollarda tepeleştiğini, sivil savunma ekiplerinin araçların içerisinde beklediğini bir arama yapılmadığını buna tahammüllümüzün olmadığını, çünkü meteorolojik bilgilere göre yağışın birkaç gün devam ettiğini, karadan arama yapma mecburiyetinde olduğumuzu söyledik. Israrımız üzerine Başbakan Erdoğan, bizi tekrar çağırdı ve bir süre sonra askere sordu, orada bir paşa vardı. Bu paşa “Ben Keş Dağı’na askerimi göndermem” dedi. Başbakan, “neden” diye sorduğunda, “Çığ tehlikesi var. Akut’un içerisinde Himalaya’ya tırmanmış arkadaşlar var. Onları bile ikna edemedim” diye bir gerekçe söyledi. Biz de o bölge insanının orayı iyi bildiğini, yamaçtan gidildiğinde çığ tehlikesinin olduğunu, ama tepe üstünden gidildiğinde çığ tehlikesinin olmayacağını, bu bölgede zaten geçmişten bugüne bir çığ olayının olmadığını söyledik. Buna rağmen, “biz oraya asker gönderemeyiz” diye ısrar edildi. Ancak, orayı aratmamayla ilgili bir iradenin oluştuğuyla ilgili kesin bir kanaat sahibi değiliz. Biz delillerden sonuca gitmek durumundayız.

Bu bölgede özellikle arama yapılmadı diyebileceğimiz başka deliller var mı, neler bunlar örneğin?

Örneğin Edanur diye bir kız çocuğu var. Helikopter, evlerinin üzerinden geçince tabi dikkatle takip ediyor. Bir süre sonra koşarak babasına diyor ki, “Baba helikopter düştü. Keş Dağı’nı aşacağı zaman, iniş yapar gibi kıvranarak düştü.” Babası “İnanamadım, helikopter dağı aşınca düştü olarak gördü diye düşündüm” diyor. Köyün muhtarı da  jandarmayı, 156’yı dört kez aramış. Diyor ki “Helikopter Kara Yakup’a düştü.” Bu görüşmenin CD tutanakları da var bizde.

 

KAYSERİ VALİSİ’Nİ KİM YANILTTI?

Bu olay gerçekleşirken Kayseri Valisi’nin açıklaması var. Vali o açıklamayı kimden almıştı. O süreç nasıl gelişti?

Açıklamayı yaptıran kim, Kayseri İl Emniyet Müdürü. Müdür bu bilgiyi nereden aldı? Valinin, “Yazıcıoğlu, hayatta, şuuru açık, ambulansla hastaneye getiriliyor” açıklaması arama kurtarmayı sabote etti. Tüm televizyonlarda bu yayınlanınca herkes geri döndü. Hatta Kızılöz köylüleri enkazın bulunduğu tarafa yönelince o tarafa doğru yönlenenleri telefonlarla ve bağıra çağıra “bulundu, gelin” dediler. En can alıcı nokta burası. Yine bölgede kendini JİTEM elamanı olarak da tanıtan bir takım kişiler, “Başkan bulundu, merak etmeyin. Komutanımızın başında mağarada yaşıyor, birliklerimiz gidip alacak” diyor. Tüm bunları bir bütün olarak değerlendirdiğiniz zaman ortaya bir büyük fotoğraf çıkıyor. Çok vahim bir şey, bu kabul edilebilir, içinize sindirebilecek bir şey değil. Çünkü beraberinde cevapsız sorular daha da artıyor. Büyük fotoğrafta kuşkulu bir tablo oluşu veriyor.

Suikast mı bu?

Bunun suikast olma ihtimali kaza olma ihtimalinden şu an daha yüksek gibi gözüküyor.

DELİLLERİ DE YAKTILAR

Helikopterin bir takım parçalarının bir çukur içinde yakıldığı tespit edilmiş, bu olay nedir?

Dr. Rafet Aslanoğlu, bir dağcıyla birlikte karlar eridikten sonra enkaz mahalline gittiğinde bir çukurun içerisinde yanmış bir şeyler görüyor. Burayı hafiften eştiğinde, pilotların dizlerine ataçla tutturdukları metal zemin üzerinde uçuş planları var. Ona bakarak uçuyor.  Bu plan üzerinde pilot koltuğunun alt metal zeminin yandığını görüyor. Koltukların ve başka şeylerin yakılmış olma ihtimaliyle karşı karşıyayız. Enkaz parçaları özenle korunmalı.  Mesela o uçuş planı elimizde olsaydı çok somut bir bilgi sahibi olmuş olacaktık.

ÜÇ İHTİMAL VAR

Sonuç olarak ne diyoruz bütün bu gelişmelerden sonra…

Şimdi bütün bunları üç temel başlık altında kategorize edebiliriz. Bunlardan bir tanesi; Karbonmonoksit zehirlenmesi, bununla ilgili veri var. Eğer bu varsa pilot hâkimiyetini kaybetti ve dağa çarptı. Çarpacağı zaman farkına vardı. Çünkü helikopter yükselirken burnunu yukarı kaldırarak yükselmez. Normal yükselir, ama buradan bir de ani manevra yaptığını anlıyoruz. İlk kızakların yere değmiş olmasında bunu anlıyoruz çünkü oldukça meyilli bir arazi de yaşanıyor.

İkinci ihtimal, hava hareketliliği sebebiyle oluşan hava dalgalarının helikopterin kaldırma gücünü ortadan kaldırması.

Üçüncü ihtimal ise, karadan müdahale… Karadan müdahaleyi hiç göz ardı etmememiz gerekiyor.


Bu haber 1388 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası