Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
İHH Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Oruç, Türkiye`nin Mavi Marmara için özür dilemeyen Siyonist İsrail`e karşı tutumunu ve BM`nin skandal raporunu Özgün Duruş`a değerlendirdi.
Önemli açıklamalarda bulunan Oruç, Palmer raporunun İsrail’e hizmet ettiğini belirterek, “15 ay sonra Türkiye yapması gerekeni yaptı” dedi.
-Birleşmiş Milletler’in Palmer raporunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu bir komisyon değil bir panel olarak adlandırıyor. Panelin amacı İsrail ile Türkiye’yi bir araya getirip uzlaştırmaktı. Amacı İsrail saldırılarında ne olduğu, Mavi Marmara’da yaşananların ne olduğu, İsrail’in hangi suçları işlediği tespit etmek değil, Türkiye ile İsrail’i siyasi olarak bir şekilde bu konuda uzlaştırmak için yapılmış bir paneldi. Bu panelin mantığında Türkiye, İsrail ve BM genel sekreterinin atadığı bir başkan ve yardımcısı olacaktı. Bunlar da bir uzlaşma halinde olacaktı. Hazırlanacak olan rapor da bir konsensüs olarak yayınlaması gerekecekti ama bunu sağlama imkanı olmadı. İsrail 15 ay geçmesine rağmen, yaptıklarıyla alakalı hiçbir suçlamayı kabul etmedi. Panele gerekli olan dokümanları da zamanında ulaştırmadı, çok ciddi bir oyalama taktiğiyle 15 ayı geçirdi. 15 ayın sonunda ise maalesef Türkiye’nin ve İHH’nın kabul edemeyeceği bir panel raporu ortaya çıktı. Bunu Birleşmiş Milletler raporu olarak algılamak gerekiyor. Çünkü bunun ruhunda Türkiye’nin de kabul edebileceği bir raporun çıkması gerekiyordu. Şuanda böyle bir şey yok. Sayın Cumhurbaşkanının da söylemiş olduğu “bizim için yok hükmündedir” açıklaması son derece doğrudur. Aslında hukuki olarak bu rapor yok hükmündedir ve hiçbir uygulama şansı olmayan, hiçbir yaptırımı olmayan bir rapordur.
RAPOR İSRAİL AĞZIYLA HAZIRLANMIŞ
Şunu altını çok iyi çizmek gerekiyor, BM daha önce Mavi Marmara saldırısında yaşananlarla alakalı teknik bir heyet daha oluşturmuştu. Bu heyetin sorumluluğu Palmer panelininki gibi sadece masa başında tarafların verdikleri evraklarla karar vermek değil, arazide araştırma yaparak, uluslar arası alanda haklarında en ufak bir şaibe olmayan üç tane bağımsız hâkimin başkanlığında yürüyen bir teknik heyet vardı. Bu teknik heyet geçen sene 23 Eylül’de araştırmalarını tamamlayarak bir rapor zaten hazırlamıştı. Rapor BM’de insan hakları konseyi genel kurulunda kabul edildi. Mutlaka yerine getirilmesi gereken bir rapordu. Bu raporda çok net bir şekilde belli tespitler yapılmıştı. O rapor İsrail’in uyguladığı ambargonun illegal olduğu, İsrail’in orada yaptıklarının suç olduğunu Mavi Marmara’da tahamüden adam öldürdüğünü, insanları tahamüden yaralayıp işkence ettiği ve kaçırdığını, mallarına, değerli eşyalarının tamamına el koyduğunu gibi bir sürü suçu tespit etti. Ve bu suçların cezalandırılmasıyla alakalı da BM’nin taraf olduğu uluslar arası mahkemeleri de adres gösterdi. Zaten elimizde uygulanması gereken bir rapor vardı. Bu raporu bildiğimiz için Palmer komisyonundan buna çok zıt bir rapor çıkabileceğini çok düşünmüyorduk, bizim için biraz sürpriz oldu. Ve kabul edilemez bir yapısı oldu. Palmer komisyonu oluşturulduğunda bizim ve bizimle beraber bu organizasyonu yapan diğer uluslar arası, kuruluşların itiraz ettikleri Palmer ve Uribe ikilisi tam bir İsrail ağzıyla, İsrail konu ile alakalı ne diyorsa onu söyleyen bir sonuç ortaya çıkarttılar. Bu da kabul edilebilir değil. Biz ilk komisyon oluşturulduğunda BM genel sekreterliğine başvurduk. “Bizimle alakalı bir soruşturmayı yürüteceksiniz, biz burada dinlemek istiyoruz. Bizlerden deliller almalısınız” dedik. Bu taleplerimiz kabul görmedi. Bu Palmer raporu yok hükmünde kalmaya devam edecek.
TÜRKİYE GÜCÜNÜ GÖSTERDİ
-Cumhurbaşkanı Gül’ün Palmer raporu hakkında yaptığı “yok hükmündedir” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakan’ının açıklamaları hepsi bizim açımızdan çok önemli gelişmelerdir. Bu açıklamaları 15 ay sabırla bekledik. Türkiye gerçekten büyük devlet hassasiyeti ile problemleri önce konuşarak çözme hassasiyetini gösterdi. Ve uzunca bir süre bekledi. Türkiye için kabul edilemeyecek bir durum vardı. Türkiye tarihinde ilk defa 9 tane sivil vatandaşımız hiçbir şey yokken uluslar arası sularda en yakın müttefiklerimizden birisinin askerleri tarafından öldürüldü. Bu hiçbir Türk vatandaşının kabul edebileceği bir şey değildi. Bu sıkıntılı sürece rağmen, 15 ay sonra Türkiye yapması gerekeni yaptı. Hepsini de biz çok olumlu karşılıyoruz.

SAVUNMA SANAYİMİZİ İSRAİL’E EMANET EDEMEYİZ
-Türkiye’nin İsrail’in tutumuna karşılık bu ülke ile ilişkilerini koparmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin uygulamaya başlamış olduğu ve başlangıç olarak söylediği şeyler gerçekten çok önemli daha öncesinde yapılması gereken işlerdi. Bir kere bunu Türkiye’de herkesin anlaması gerekiyor. Bizim vatandaşlarımızı uluslar arası sularda öldüren ve bu öldürmeden dolayı da hiçbir endişe duymayan üzülmeyen, özür dilemeyen, bunu hata olduğunu kabul etmeyen bir güce biz savunma sanayimizi nasıl emanet ederiz? Biz nasıl silahlarımızı onlara modernize ettirebiliriz? Biz nasıl tanklarımızı, uçaklarımızı onlardan aldığımız yazılımlarla yürütmeye kalkabiliriz? Bu kadar pervasız bir şekilde Türkiye’ye saldıran ve bundan da rahatsızlık duymayan bir devlete biz nasıl olurda sırtımızı yaslayabiliriz? 74 milyon insanın yaşadığı, çok geniş bir çevrede etkisi olan çok eski tarihi olan bir devlet olarak nasıl bunları minicik bir devlete yaptırma zulü içerisinde olabiliriz? Biz bunları yıllar öncesinden yapabiliyor olmalıydık. Yaşanan olaylar bir milad oldu. Şimdi bütün bunları yapabiliyoruz ve hiçbir eksiğimizde olmuyor. Hiçbir para ilişkisi bizim bu değerlerimizin önüne geçme imkânına sahip değildir. Biz bunları kabul etmeyeceğiz. İsrail’den bu malzemeleri almadan da biz bunları üretebiliriz. Bu yıl içerisinde İsrail’den hiç teknoloji satın almadık. Askeriyemiz hiçbir malzeme satın almadı. Buna karşın hiçbir eksikliğimizde yok. Kamuoyunun en çok gündeminde olan Heronlar var. Bunların aynısı hatta daha da iyisini bizim firmalarımız yaptı. Şuanda teknoloji üreten Türk firmaları bu teknolojilerini dünyanın dört bir yanına satar hale geldi. Kendi ayakları üzerinde duran kimseye bağımlı olmayan bir savunma sanayinin temelleri de bu sayede atılmış olacak.
-Mavi Marmara saldırısında katledilen 9 vatandaşımızın haklarını uluslar arası arenada nasıl arayacaksınız?
Mavi Marmara’da 9 kardeşimiz şehit oldu. 55 kişi yaralandı bunlardan Süleyman Ağabey’in koma hali halen devam ediyor. Onun dışında bir çok arkadaşımız işkenceye tabi tutuldular. Hapsedildiler, eşyaları gasp edildi. Bunların hepsi İsrail’in hanesine yazılan çok büyük suçlardır. Zaten bu panelde konuşulan Türkiye’den özür dilenmesi, şehit ailelerine tazminat ödenmesi ve ambargonun kaldırılmasıydı. Bu devletler arasındaki hukukun anlaşmalarıydı. Adam öldürmenin cezası dünyanın hiçbir hukuk sisteminde özür dileyip de para ödemekle karşılık bulmuyor. Bu olay İsrail’de olsaydı idam edilirdiniz. Türkiye’de bu suçu işlerseniz müebbet hapis cezası ile yargılanırsınız. “Özür dilerim, ben yanlışlıkla yaptım. İşte şu kadar para vereyimim” demekle bu suç affedilecek bir şey değildir. Bunun cezasının karşılığı bu değildir. Biz Türkiye’de de uluslar arası mahkemeler de davalarımızı açtık ve onların her ortamda takipçisi olacağız.
MUTLAKA ÖZÜR DİLENMELİDİR
Türk milletidir. Şehit ailelerinden özür dilenmesini kimse beklemiyor. Yaralananlardan özür dilenmesini kimse beklemiyor. Özür dilenecek makam Türk hükümeti ve Türk milletidir. Yapılan saldırı Türkiye’nin onuruna yapılmış saldırıdır. İsrail bunun özrünü dilemesi gerekiyor. Ama bu saldırıyı emredenlerin ve bu saldırıyı yapanlarında kişisel cezalarını mutlaka çekmesi gerekiyor. Bununla uluslar arası ceza mahkemesine başvurumuzu yaptık bu devam eden bir süreç aynı zamanda Türkiye’deki mahkemeler devam ediyor.
SEYRÜSEFER NE ANLAMA GELİYOR?
-Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsrail’e karşı uygulanan yaptırımlardan birisinin seyrüsefer serbestiyesi olduğunu açıkladı. Davutoğlu’nun açıklaması akıllara olası bir özgürlük filosuna Türk ordusunun destek vereceğini getirdi. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Mavi Marmara’da her şey zamanında yapıldı. Mavi Marmara olması gereken zamanda yola çıktı ve çok önemli faydalar elde etti. Çok ciddi sıkıntılar yaşadık, kendi gözümüzün önünde kardeşlerimiz şehit edilmesi gerçekten zor bir şey, onların aileleriyle yüz yüze gelmek çok zor bir durumdu. Ama sonuçlarına baktığımızda çok ciddi sonuçlar elde ettik. Olumsuzlukların tek nedeni İsrail’dir. Olumlular da Allah’ın bize bir ikramıydı bizler orada olmuş olduk. Tekrar bir filo gönderilmesi gerekirse bir önceki seferde yaptığımız gibi Türkiye’deki bütün taraflarla, bütün insanlarla konuşarak bu organizasyon içerisine girmek gerekiyor. Birinci filoyu nasıl Türkiye’deki bütün kanaat önderleriyle herkes ile istişare ederek yaptıysak yine öyle yaparız. BM’nin yok hükmündeki Palmer raporunda söylediği gibi biz sorumsuz hareket edecek bir yapı değiliz.
Seyrüsefer serbestiyesi sadece yardım gemilerini kapsamıyor. Doğu Akdeniz sadece Akdeniz’den ibaret değil, Doğu Akdeniz’de Lübnan, Suriye, Kıbrıs gibi ülkeler var. Bu bölgede İsrail’in çok yoğun bir şekilde buradaki ülkelerle çatışmaları ve anlaşmaları var. Orada kanunsuz petrol ve doğalgaz arama teşebbüsleri var. Seyrüsefer serbestiyesi bunları da kapsayan şeylerdi. Türkiye aslında bunların hiçbirine müsaade etmeyeceğini söylüyor.
-Gazze’ye uygulanan ambargo hakkında neler düşünüyorsunuz?
Gazze de her ne kadar abluka devam etse de Gazze’de hayat 31 Mayıs’tan sonra daha iyi bir konuma taşındı. Mısır’da yeni gelişmeler, refah sınır kapısındaki geçişleri daha da zorlaştırır bir konuma taşıdı. İsrail uluslar alanlarda ambargoyu kaldırmıyorum diyor ama uluslar arenada İsrail’e karşı çok ciddi bir tepki ve baskı var. Bu baskı Gazze’nin ticaret yollarıyla alakalı nispeten bir rahatlık yaşanıyor. Gazzedeki insanlar daha rahat dünyaya ulaşır konuma geldi. Bu böyle devam edecek değil, İsrail yarın tüm kapıları kapatabilir biz bunu kabul etmiyoruz. Hiçbir milletin geleceği başka bir gücün elinde, iki dudağının arasında olamaz.
BAŞBAKAN DENGELERİ DEĞİŞTİREBİLİR
-Başbakan Erdoğan’ın olası Gazze ziyareti hakkında neler düşünüyorsunuz?
Başbakan Erdoğan’ın elbette Gazze’ye gitmesi Filistin halkları için çok büyük bir moral kaynağı olacaktır. Başbakan’ın Gazze’yi ziyaret etmesi bir çok dengeyi değiştirecektir. Başbakanımızın Gazze’deki karşılığı çok yüksektir. Gazze duvarlarda en çok kendi liderlerinin değil, Başbakan Erdoğan’ın resimleri vardır. Başbakan’ın ziyareti yıllarca ambargo altında inleyen Gazze halkına verilecek en büyük hediyedir.