Site içi arama :
Haftanın Anketi
Söyleşi
08-08-2011 / 10:04
12 Eylül bir Ergenekon operasyonudur
12 Eylül yazı dizimizin 7. Bölümüne konuk olan Demokratik Üniversite Platformu Başkanı Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu, “12 Eylül bir Ergenekon operasyonudur. Daha öncesi de vardır. Ergenekon`un sivil kanadı da var. Operasyonlar yıllardır birlikte yapılıyor” dedi.

ASLAN DEĞİRMENCİ

 

Demokratik Üniversite Platformu Başkanı Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu, ‘Özgün Duruş’un sorularını cevaplandırdı.

 

* 12 Eylül neyi amaçladı?

 

12 Eylül askerlerin ülke yönetimine el koymasıdır. Amaç, Soğuk Savaş (1945-1990) doktrininin gereği olarak Türkiye’de gelişen sol-sosyalist görüşün önünü kesmektir. Ayrıca, toplum düzenini yeniden şekillendirmek ve insanları terbiye etmektir.

 

* Peki amacına ulaştı mı?

 

Beklenenden daha çok amacına ulaşmıştır. Darbeyi yaptıranlar ve yapanlar bu kadar iyi sonuç alacaklarını düşündüklerini sanmıyorum. Bugünkü Türkiye’nin hali bunu açıklıyor.

 

12 EYLÜL VE ERGENEKON

 

* Karanlığın sembolü 12 Eylül’ün Ergenekon ile olan ilişkisi hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Ergenekon terimi yeni söylenir oldu. Bana göre Ergenekon, bizim öteden beri söylediğimiz  “derin devlet” kavramının sivil kesimdeki yeni adıdır. Bizde derin devlet dendiğinde asker anlaşıldığına göre- ki bunu Süleyman Demirel de söylemiştir, 12 Eylül bir Ergenekon operasyonudur. Daha öncesi de vardır.

 

Ergenekon’un sivil kanadı da var. Operasyonlar birlikte yapılıyor.

 

* Türkiye`yi 1980 darbesine götüren süreçte sahnelenen Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olayları ve ülkeyi derinden sarsan suikastları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu olayları şimdi daha iyi değerlendiriyoruz. Bunların hepsi, ABD güdümünde, derin devlet tarafından gerçekleştirilen, darbeye hazırlık olaylarıdır. Kamuoyu “Ah bir darbe olsa” der hale getirilmiştir. Nitekim, ben o günleri canlı yaşadım ve bu sözü söylemek zorunda kaldım. Hedef buydu, gerçekleşti. Darbeden iki günce ABD’den Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya’ya, ABD’nin “Biz darbeyi destekleriz. Ancak, Doğramacı ile Özal’ı değerlendirin” dedikleri de biliniyor. Bütün bunlar darbedeki ABD rolünü gösteriyor. Nitekim, bu iki zat değerlendirilmiştir. Türkiye’nin 1952’de NATO’ya girmesinden bu yana böyledir.

 

KİRLİ EL HEP AYNI

 

* 1990 sonrası sahnelenen Gazi ve Sivas olayları da aynı mantığın ürünü mü?

 

Bu tür büyük çaplı olaylar, hangi görüşten olursa olsun, bireylerin ya da onların örgütlerinin yapacağı işler değildir. Yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılmıştır. El aynıdır.

 

* Darbenin yapılmasının hemen ardından ABD Başkanı Jimmy Carter’a, CIA Ankara Bürosu Şefi Paul Henze’a telefon açıyor ve “ Bizim çocuklar başardı” diyor. Bu ne anlama geliyor?

 

Açıktan bellidir. Beklenen bir olayın müjde olarak Başkana iletilmesidir. Bundan daha iyi belge olamaz. ABD’nin istedikleri harfiyen gerçekleşmiştir. Türkiye kanadı bu iş için kullanılmıştır.

 

* Ülkenin 12 Eylül`e hazırlanmasında medyanın rolü nedir?

 

Üzülerek söylüyorum, her darbe öncesinde en çok yazılı ve görsel basın (medya) ve üniversiteler kullanılıyor. Bu gerçeği de daha iyi görür olduk. Nitekim 2002 sonrasının darbecileri de üniversite ve medyayı kullanmak istemiştir, kullanmıştır. Ancak, kullanıcılar bu kez anlaşamadıkları için darbe yapamamışlardır. Özellikle büyük medya (çok satan gazeteler ve çok izlenen TV ve radyo kanalları) kamuoyunu hazırlamada ve bu iş için, yalan yanlış haber üretmede yarışmışlardır.

 

ÜNİVERSİTELER DE KULLANILDI

 

Üniversitelerin kullanıldığı da açıktan biliniyor. 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden önce de böyle olmuştur. Daha geriye gidersek II. Meşrutiyet öncesinde de böyledir. Öğrenci gençlik daha dinamik toplum kesiti olduğu için kullanılmaktadır. Ancak, son on yılda, öğrenciden çok üniversite yöneticileri kullanılmak istenmiştir. Öğrenciler 12 Eylül’de apolitik hale getirildiklerinden, öğrenciler fazla kullanılmamıştır. Bazı üniversite rektörleri denediyse de öğrenciler oyuna gelmediler. Bunun yerine YÖK ve üniversite yöneticileri ve söz dinler bazı öğretim üyeleri sokaklara dökülmüşlerdir. Başarılı olamadılar. Üniversite hanesi bu türden yüz kızartıcı tarihlerle doludur. Üniversite maalesef iyi sınav veremediler. 

 

*  IMF’nin dayattığı ‘24 Ocak Kararları’, 12 Eylül Darbesiyle birlikte yürürlüğe girmesi tesadüf müdür?

 

Tesadüf değildir. Serbest piyasa ekonomisine geçiş zor olacaktı. Devletçi ekonomiden özelci serbest ekonomiye geçiş sürecinde tepkiler olabilirdi. Bunu önlemek için de darbe yönetimine gerek vardı. Süreçteki direnişte en çok sol görüşlüler önde olacakları düşünüldüğünden önce onlar etkisiz hale getirildiler. Sol görüşün kökü kazındı.

 

 * 12 Eylül’ün çalışma hayatına en önemli yansıması ne olmuştur?

 

Çalışma hayatına da etkisi olmadı diyemeyiz. En azından grevler direnişler durdu. Sermaye sahipleri bu yüzden çok rahat ettiler. Sendikalar etkisizleştirildi. Sendikacılık öldü. Bugün sendikalı işçi sayısı çok azalmıştır. Meslek örgütlerine devlet memurlarının üye olmaları zorunlu olmaktan çıkarıldı. Kısacası darbeyle çok kuş vurulmuştur.

 

DARBECİLER HALEN ARAMIZDA

 

* 12 Eylül sendromu bugün aşılabildi mi?

 

Sendrom aşılmamıştır. Bugünkü hükümet bile, dokuz yıllık iktidarına rağmen, sendromu aşamamıştır. Ancak, 12 Eylül 2010 anayasa referandumundan sonra bu sendrom büyük ölçüde zayıflamıştır. Buna rağmen bugün cumhurbaşkanının Cumhuriyet davetine astlar olan komutanlar katılmıyor, başbakan ve bakanlar eşleri başörtülü olduğu için askeri toplantılara gidemiyorlar. Normal koşullarda böyle bir şey olmaz, olursa da o gün görevden alınırlar. Bu olgular bu sendromun sonuçlarıdır.

 

 * Darbenin hukuksal ve sosyal kalıntılarının temizlendiğini söylemek mümkün mü?

 

Tam temizlenmemiştir. Bugün Türkiye’de büyük bir grup insan resmen darbeci… Bunlar, “biz darbeciyiz” demiyorlar. Darbeyi “yan cebime koy” mantığı ile söylüyorlar. Bunlar genelde Atatürkçü, laikçi kimliklerle çıkıyorlar, sorarsanız “darbeci değiliz” diyorlar ama kafalarının altında keşke olsa yatıyor. Hukuksal kalıntıdan amaç üst yargı organları ise, bunlar aynı görüşlerini sürdürüyorlar. Hatta şimdi daha da hırçınlar. Darbeci zihniyetin giderek çökmesi onların morallerini bozuyor. Kanımca umutları tam yıkılmadı.

 

BEYAZCI KİMLİKLERİ YIKILIYOR

 

* Darbecilerin siyasi duruşu, ideolojisi nedir?

 

Darbecilerin siyasi duruşlarının temelinde Kemalizm yatıyor. Onlara göre devlet bölünüyor, irtica geliyor, şeriat yer tutuyor korkusu, bunların ideolojisidir. Korku ideolojsi var. Aslında böyle değil. Yıkılan onların beyazcı kimlikleridir. Kendilerini Türkiye’nin sahibi ve seçkini gören bu insanlar, esasında Kemalist ideolojiye zarar veriyorlar. Aslında böyle bir ideoloji ve siyaset yoktur. M. Kemal’in kendisi karşı çıkmıştır. “Donar kalırız” demesi de bundandır. O’nun en büyük sözü “Benim mirasım akıl ve bilimdir” sözüdür. Kendi çıkarlarına ters düştüğü içindir ki Atatürkçülük adına akıl ve bilimi kendileri çiğnemektedirler.

Darbeci sivil güçlerin dayanak olarak bellediği güç odağı ise maalesef TSK’dır. Halkın – çoğu siyah Türkler-  içinden çıkan insanların oluşturduğu bu güç odağı, arada bir seçkinci güçlerin etkisinde kalıp darbe yapmışlardır. Dileriz bu yanlışa tekrar düşmezler.

 

 DEMİREL’E ACIYORUM

 

* 12 Eylül darbesinde aktif siyasette bulunan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in tutumunu nasıl okumak gerekiyor?

 

Ben ömrünü Süleyman Demirel’e muhalefetle geçirmiş bir insanım. Bugün de öyleyim. İnsan olarak kendisine acıyorum ve üzülüyorum. Bunca yönetimde kalmış, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olmuş bir insanın bu hallere düşmesini anlamada güçlük çekiyorum. Bazen keşke bundan 15-20 yıl önce ölseydi diyorum. Okyanus ötesi güçler Demirel’i muhafazakâr kesimi kontrol için görev vermişler diye düşünürüm. O da bu rolü çok güzel oynamıştır. Soğuk Savaş’ın istediklerini yerine getirmiştir. Bu savaş bittikten sonra gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. Bana göre darbecilerin en büyük destekçilerinden biridir. Yıllarca demokrat geçindi, oysa demokratlıkla hiç ilgisi yokmuş. En büyük gafı “Başörtülüler Arabistan’a gitsin” sözüdür. Demirel’e en çok bu kesim oy vermiştir. Benim en çok şaştığım, kendisinden büyük zarar gören ve özelde sol görüşlü olan insanların, bugün beraber olmasıdır. Darbeci zihniyette birleştiler. Bence Demirel artık konuşmamalıdır. Tarihe kalsın. Geçmişte kendisine siyaseten destek olmuş insanları hüsrana uğrattı ve küstürdü.

BİLİNÇLİ İNSANLAR ÇOĞALIYOR

 

* ‘1 Mayıs 1977 sorgulanıp, aydınlatılsaydı 12 Eylül olmazdı’ tezine katılıyor musunuz?

 

1977 Olayı önemli bir dönemeçtir. O günkü ortamda sorgulanamazdı. 12 Eylül olmazdı tezine katılmıyorum. Yine olurdu. ABD projesini çok önceden hazırlamıştı. Sol görüşü yok etmek tek amacıydı. Bugün 1 Mayıs 1977 sorgulansa daha iyi olur. Çok ciddi bilmezlikler ortaya çıkarılır, bu da gelecek için iyi olur. O yıllarda büyük olay sadece 1 Mayıs olayı değildi. Hemen her gün büyük olay vardı. Amaç, darbe ortamını hazırlamaktı. Halka, “keşke darbe olsa da kurtulsak” dedirtmekti. Nitekim öyle oldu. İşin asıl yüzü sonra çıktı. Bazı şeyler yaşarken öğrenilemiyor. Ben de şimdi geriye baktığım zaman çok şeyi doğru görüyorum; o zaman bu mümkün değildi. O yıllarda hepimiz aldandık, aldatıldık. Beş bin genç, sağdan ve soldan, yok yere öldüler. O gençlerden sağ kalanların hepsi bugün kullanıldıklarını açıkça söylüyorlar. Son yıllarda okuma düzeyi arttı, iletişim hızlandı, cesur insanlar çoğaldı da bazı olan biteni anında görebiliyoruz. Bugün bazı gazetelerin yaptığını, gösterdiği yürekliliği o günlerde gösteren yoktu. Medya önemlidir, yürekli yazarlar önemlidir. Bana göre bugün darbelerin sonu gelmiştir; darbeci, askerci, Ergenekoncu kişilerin sayıları giderek azalıyor; son çırpınışlarıdır. Vesayet rejimine tepki artıyor. Biz bunu yakınlarımızda görüyoruz. Bilinçli insanlar çoğaldı. 

 

ZİHİNSEL DEĞİŞİM ZOR OLUYOR

 

* Bugün 12 Eylül mağdurlarının Ergenekon ile imtihanını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

12 Eylül mağdurlarını anlamak mümkün değil. Bu da nereden çıktı. 12 Eylül`cülerin yargılanmaları için halk oylaması yapıldı, çok mağdur “hayır” dedi. Bunu nasıl açıklarsınız. Zor. Ben o tarihlerde, sol mağdurlara seslendim ve “Namuslu olun ‘evet’ deyin” dedim. Müthiş tepki aldım. Adam yıllarca hapis yatmış, utanç verici işkencelerden geçmiş, hesap sorulsun oylamasında hayır demiştir. Aklı sıra, kendine göre başka gerekçeler uyduruyor. Ben bunlara ‘külahıma anlat’ derim. Asker ve darbeci sevgisini içselleştirmişler bunlar. Kolay değil. Zihinsel değişiklik zor oluyor. Bu arkadaşlarımızdan bazıları, ilginçtir, değişiklikten yararlanmak için ilk başvuran olmuşlardır. Kanım o ki hayırcılar ileride utanacaklar. Bunların büyük çoğunluğunun solcu geçinenlerden olması daha acıdır. Bir kısmı bunu sırf AKP karşıtlığı nedeniyle yapmıştır. Oysa oylanan iktidar değil anayasadır.


Bu haber 333 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Özgün Duruş Yazarları
Bugünkü Gazete Manşetleri
Link Bankası