Site içi arama :
Haftanın Anketi
Söyleşi
05-09-2011 / 11:09
Devlet eliyle kanlı oyunlar tezgâhlandı
12 Eylül yazı dizimizin 11. Bölümüne konuk olan Araştırmacı Yazar Celal Sancar, Türkiye`yi 1980 darbesine götüren süreçte sahnelenen kanlı oyunların devlet içindeki güçler marifetiyle gerçekleştirildiğini söyledi.

Araştırmacı Yazar Celal Sancar, ‘Özgün Duruş’un sorularını cevaplandırdı.

 

- 12 Eylül neyi amaçladı?

 

İmam Humeyni tarafından devrimle bir kalesi düşürülen ABD ve Batılı emperyalistler, ikinci güçlü müttefikleri Türkiye’yi koruma telaşına düştüler. 12 Eylül ihtilalı ve arkasından İran’la Türkiye arasında bir “seküler tampon” güç olarak da PKK’yı “peydahladılar”.

 

- Peki, amacına ulaştı mı?

 

12 Eylül’ü yapanlar elbette amaçlarına ulaştılar; sistem muhalifi gurup ve şahıslar olmadık işkence ve zulüm gördü, insanlar asıldı, binlerce kitap yakıldı, okuma salonları tavla ve okey salonlarına dönüştü. Sisteme ilişkin eleştiriler getiren gençliğin yerini lümpen bir gençlik aldı; tabiatıyla böyle bir toplumda, egemenlerin emellerine rahatça ulaşmaları da kolaylaşmış oldu.

Brezinski’nin, çizdiği “Dostlarda İslam’ı kontrol etmek, düşmanlarda ise kışkırtmak” stratejisi, 12 Eylül ihtilalı sonrası uygulama alanı buldu. 12 Eylül’den sonra da dini, devlet kontrolü altında tutan rejime en büyük destek yine ABD’den geldi.

 

DERİN YAPILAR VE 12 EYLÜL

- Karanlığın sembolü 12 Eylül’ün Ergenekon ile olan ilişkisi hakkında neler söylemek istersiniz?

Bir kere adına ister “Ergenekon”, ister “Susurluk” deyin; bu yapılar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında oluşturulmuş yapılardır ve Ali Şükrü Beyin ölümüyle başlayan süreç bu yapılar eliyle bugüne kadar devam ettirilmiştir.

Hala yapıları devam eden Ergenekon ve benzeri yapılanmalar, gerektiğinde kullanılmak üzere varlıkları devam ettirilmektedir. Bilhassa yabancı güçlerin kontrolünde olan bu yapıların, kendilerini besleyen güçler olmadan varlıklarını devam ettirmeleri mümkün değildir.

 

- Türkiye`yi 1980 darbesine götüren süreçte sahnelenen Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olayları ve ülkeyi derinden sarsan suikastları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sivas katliamı, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı, 1979 Maraş, Çorum, Sivas, Maraş katliamları ve daha niceleri arasında benzerlikler vardır; bu, bir “Susurluk” geleneğidir ve kökleri 1910’lu yıllara kadar gitmektedir. Tüm bu katliamların devletçe kotarıldığı, bugün kendi yöneticilerince açıkça dile getirilmektedir. Olaylar sırasında bölgeden sorumlu 15. Piyade Tugayı Komutanı olan Şahabettin Esengün, Nokta dergisinin 8 Haziran 1986 tarihli sayısında yayımlanan röportajında şöyle demişti: “Çorum Olayları bir mezhep kavgası değildi. Böyle bir imaj verilmeye çalışılmıştı. Mezhep ayrılığı, aşırı sağ ve aşırı solun çatışması için bir provokasyon olarak kullanılmıştır.”

“Süleyman Demirel yıllar sonra, Kenan Evren’e, ‘11 Eylül günü akan kanın 13 Eylül’de “bıçak gibi” nasıl kesildiğini’ sorduğunu ancak cevap alamadığını söylemişti. Aslında ortada şaşılacak bir şey yoktu. Kenan Evren ve ekibinin amacı, şiddet olaylarını kontrol altına almak değil, bu olayları bahane ederek iktidara el koymaktı; ancak bunun için halkın darbenin haklılığına inandırılması gerekiyordu.” (Ayşe Hür/01.08.2010/Taraf)

Bütün bu katliamların devlet içindeki güçler marifetiyle gerçekleştirildiği apaçık ortadadır; yapılanların devlet eliyle olduğunu, kendileri söylüyorlar.

- 1990 sonrası sahnelenen Gazi ve Sivas olayları da aynı mantığın ürünü mü?

Devlet güçlerince aynı gaye Gazi ve Sivas olaylarında da güdülüyor. Bu toplumun tarihini bilenler, halkın kendiliğinden bu tür aşırılıklara girişmediğini bilirler; devletin özendirmesi, kışkırtması, manipülasyonu, tahriki olmadan yapılmış tek bir katliam örneği yoktur.

GAZETECİLERE VERİLEN GÖREV

- Ülkenin 12 Eylül`e hazırlanmasında medyanın rolü nedir?

Milliyet gazetesindeki 5.3.2000 tarihli “MİT, JİTEM, PKK ve Genelkurmay” başlıklı bir haberde, Kanal-D’nin haber müdürü ve Radikal’in yazarına atfen bir haberde şöyle deniyor: “Örgütlerde sevdiğim insanlar var, bilgiye çabuk ulaşırım. MİT içinde tanıdığım, sevdiğim insanlar var, PKK içinde çok sevdiğim, tanıştığım insanlar var; ayrıca MAFYA içinde de bilgiye herkesten çabuk ulaşıyorum.” (İktibas /Nisan 2000)

Eskiden medya ile ilgili olarak, “beşinci kuvvet” tabiri sık sık kullanılırdı; gazetecilerin, özellikle de bazı “seçilmiş” mensuplarının gizli servislerle irtibatlı oldukları, karşılıklı bilgi alışverişinde bulundukları bilinen ve “yadırganmayan” bir durumdur. Bu “görevlendirme” halen devam ediyor ve tabiatıyla semeresini de veriyor. Gazetelerin manşetlerinde bazan “Gizli belgeyi ele geçirdik” ibareleri görürsünüz; aslında çoğu zaman “ele geçirilmiş” değil, ilgililerce ellerine verilmiştir belge.   

İŞTE DARBECİLERİN İDEOLOJİSİ

- 12 Eylül sendromu bugün aşılabildi mi?

Aşılamadı; referandum dolayısıyla yapılan mitinglerde, koyun sürüsü gibi ıslatılmaya razı olan toplumla da aşılması kolay kolay mümkün değil.

- Darbenin hukuksal ve sosyal kalıntılarının temizlendiğini söylemek mümkün mü?

Bugün itibariyle bakıldığında, darbelerin kalıntılarının temizlendiğini söylemek mümkün gözükmüyor.

- Darbecilerin siyasi duruşu, ideolojisi nedir?

Darbeciler, başarılı olsun veya olmasın “Kemalist” olduklarını söylemişlerdir; ama nihayetinde kimin için ve kime hizmet ettikleri ortaya konunca “emir kulu” oldukları apaçık ortada. Emir kullarının da, kendilerine ait hiçbir düşünceleri yoktur; emir karşısında “başüstüne” durmaktan başka.

DEMİREL’İN HABERİ VARDI

- 12 Eylül darbesinde aktif siyasette bulunan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in tutumunu nasıl okumak gerekiyor?

Süleyman Demirel de bugüne kadar efendilerinin emirleri istikametinde hizmet yaptı; kendisini, yapılan katliamları bilenlerin dışında tutmak, haksızlık olur. Demirel, Maraş’ta Ülkücülere yaptırılan katliamdan sonra gazetecilerin sorusu üzerine, “Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz!” demiş ve olayların müsebbipleri açıkça korunmuştur. Ayrıca Batman’da valilik tarafından yasal güvenlik birimlerinden ayrı bir birlik kurularak bu birlik için silah ithal edildiği ortaya çıkınca, başlayan tartışmalar karşısında, “Devlet gerektiğinde rutin dışına çıkabilir” (7.4.2000/Sabah) sözleriyle de kendisinin, işlenen cinayetlerden haberdar ve bilgisi dahilinde olduğu anlaşılmaktadır.

- ‘1 Mayıs 1977 sorgulanıp, aydınlatılsaydı 12 Eylül olmazdı’ tezine katılıyor musunuz?

Kim sorgulayacaktı ki; siyasetçilerden kimilerinin bundan haberi bile olmamıştır ve buna güçlerinin yetmesi de mümkün değil, kimileri de zaten bu cinayetleri işleyenlerle ortak. Bütün bu karanlık cinayetlerde kimin başrolde olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Emekli Koramiral Kıyat, 93-97 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlerin devlet politikası olduğunu, o dönem yüzbaşı, üsteğmen olan kişilerin emir üzerine bu cinayetleri işlediklerini ileri sürdü. Habertürk Tv`de konuşan Kıyat, dönemin Cumhurbaşkanlarının, Başbakanlarının ve Genelkurmay Başkanlarının hesap vermesi gerektiğini söyledi. (Habertürk TV –Cihan/3.8.2010)

Bu tabloyu hiç tereddütsüz 1993 öncesine, katliamların yapıldığı her bölge ve mekana uyarlayabilirsiniz.

- Bugün 12 Eylül mağdurlarının Ergenekon ile imtihanını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İşkencecisine aşık olabilecek bir yapıya sahip bireylerden oluşan bir toplum olduğumuz için, yadırgamıyorum.

BU UYARILARA DİKKAT!

- Katliamlar, işkenceler ve hukuksuzlukların içinden ‘tanık’ olarak çıkan biri olarak bugünün gençliğine vereceğiniz en önemli mesaj nedir?

Öncelikle bir Müslüman olarak inançlarımızın temeli olan akidemizi Kur’an’da belirtilen sınırlar içersinde belirlememiz ve şirk niteliği taşıyan şeylerden onu korumamız lazımdır. Ayrıca akidemizi sahih amellerle süslemeliyiz ki, böylece iman-amel bütünlüğünü sağlamış olalım. Tevhid akidesini kazanmamız, kulluğun Allah’tan gayrisine gösterilemeyeceği esasını kabülümüzle gerçekleşir. Ne var ki, bu iç dünyamızda başlayıp biten bir kabülden, bir kavrayıştan ibaret değildir. Tevhid inancı bize, hayatta fiilen alacağımız yeri gösterir. İslam düşüncesinin şirk tehlikesi karşısında gösterdiği hassasiyet, yalnızca düşünce ve inanç dünyasını ilzam etmekle kalmaz; günlük işlerimizi görürken toplum tevhid akidesine göre nerede bulunduğumuzu da hesaba katmak zorundayız. Tevhid akidesinden uzak düşmek istemiyorsak putperestliğin gündelik hayata nasıl müdahale ettiği konusunda duyarlı olmamız lazım.

Bu temel inanca (akideye) sahip olan Müslüman odur ki; kim olursa olsun herkesin canı, malı ve ırzı açısından kendini ondan emin (güvenilir) gördüğü kimsedir. Peygamberimizin de ana sıfatı budur ve ona bu sıfatı Kur’an’ı ahlak edinmesi kazandırmıştır.

Ayrıca Müslüman için aslolan; kişilerin peşinden gitmek, onları önder kabul etmek değil, İslam’ı lider edinmektir. İnsan ne kadar başarılı olursa olsun, nihayetinde yine de bir insandır;  onun için Müslüman gençler İslam’ı lider edinmeye, bütünüyle kendilerini ona tabi görmeye yönelmelidirler. Bu inanç ve tavırla ancak, istikamet üzere olabilirler; yoksa bir “iblis” çıkar, kendilerini felakete sürükleyebilir.


Bu haber 411 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Özgün Duruş Yazarları
Bugünkü Gazete Manşetleri
Link Bankası