Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Söyleşi
01-08-2010 / 02:59
Anayasa Değişikliğindeki Pozitif Ayrımcılık Maddesi Tartışılıyor
AKP’nin hazırladığı Anayasa değişikliğindeki pozitif ayrımcılık maddesi İslami kesimde tartışmaya neden oldu. Ali Bulaç söz konusu maddenin aileyi çözeceğini belirterek değişikliğe olumlu oy kullanmayacağını belirtirken, Av. Cüneyt Toraman bu maddenin söz konusu kaygılara yol açmayacağını belirterek Ali Bulaç’a Yoksa Ali Bey, 12 Eylül anayasasının, yapılacak değişiklikten daha iyi olduğunu mu düşünüyor diyerek eleştiride bulundu.

Habil Sağlam / Özgün Duruş

12 Eylül’de halkoyuna sunulacak olan anayasa değişikliği paketi içerisinde yer alan ve kamuoyunda “kadınlara ve çocuklara pozitif ayrımcılık” şeklinde adlandırılan hüküm tartışmalara yol açtı. Değişiklik paketinde yer alan söz konusu maddenin ne anlama geldiği konusu hem hukukçuları hem de ilahiyatçıları çeşitli yönleriyle ilgilendiriyor. Geçtiğimiz hafta Ali Bulaç pozitif ayrımcılık meselesini gündemine almış ve konunun hukukî ve İslamî açıdan sıkıntılı tarafları üzerinde durarak, bu maddeden ötürü değişiklik paketini değerlendirirken dikkat edilmesi gerek bir nokta olduğunu ifade etmişti. Ali Bulaç’ın çağrısına Hayrettin Karaman Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde referanduma evet denilmesi gerektiğini belirterek dolaylı bir cevap verdi. Bulaç, “kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin hayata geçmesini sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki hükme eklenen “Bu maksatla alınacak tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz” ibaresinin hem devletin vatandaşlar arasında eşitliği sağlama göreviyle çeliştiğini hem de kadınlara sağlanacak avantajlarla zaten yeterince ifsad olmuş olan toplumsal yapının bütünüyle çözüleceğini savunuyor. Pozitif ayrımcılıkla ilgili hüküm toplumun geleceği açısından tehlikeli mi, devletin eşitliği sağlama görevi ile çelişiyor mu, kadınların erkeklere göre daha avantajlı konuma getirilmesi İslamî açıdan nasıl değerlendirilmeli? Meseleyi konunun uzmanlarına sorduk.

 

KUTU: Haklar Konusu Matematiksel Değildir

Fevzi Zülaloğlu

Haklar konusuna matematiksel bir şey olarak bakamayız. Mesela mirasta Allah-u Teala erkekleri kolluyor ama mihirde de kadınlar kollanıyor. Evlenirken erkekler mihir almıyor. Böylece İslam hukukuna bütüncül olarak baktığımızda bir eşitsizlik, bir adaletsizlik söz konusu değil. Ama eşitlik denilen şey, iki iki dört eder, şeklinde bir şey değil. “Kadınlara pozitif ayrımcılık” maddesi bir haksızlığa yol açıyorsa, haksız kazanca yol açıyorsa hukuk açısından kabul edilemez. Kadınları erkeklere göre avantajlı konuma getiren ve özellikle çalışma noktasında kadını öne çıkaran bu değişiklik doğru değil bence. İslamiyet açısından baktığımızda o görev tam tersine erkeğindir öncelikle, kadının aslî görevi değildir. Fıtratı açısından da baktığımzda da orada erkeğin kollanması gerekiyor, kadının değil. Bu biraz Avrupa’ya yaranma politikası gibi gözüküyor.

 

 KUTU: Bu madde Aileyi Çözmez

Av. Cüneyt Toraman

Anayasanın 10. maddesi, hukuk devletinin temel ilkesi olan kanun önünde eşitlik ilkesini düzenliyor. Maddenin birinci fıkrasında, “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu”, ikinci fıkrada, “kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, devletin bu eşitliği yaşama geçirmekle yükümlü olduğu” belirtiliyor. Yeni anayasa paketinde maddenin ikinci fıkrasına, "Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz" cümlesi eklenmiştir. Eklenen cümleyle birlikte madde bütün olarak değerlendirildiğinde, kadın erkek eşitliğinin bozulduğu anlamı çıkarılamaz. Tam aksine, madde içeriğinden, (biyolojik eşitsizliklerden kaynaklanan durumlar hariç) “kadın ve erkeğin eşit olmadığı, iki cins arasındaki eşitliğin yasal düzenleme düzeyinde kaldığı, yaşama geçirilemediğinin kabul edildiği” anlamı çıkarılabilir. Eklenen cümle, yasal eşitliğin fiili bir eşitliğe dönüştürülmesi için devlete görevler yüklemektedir. Devletin alacağı tedbirlerin sınırı da, kadın ve erkek arasında eşitlik sağlanıncaya kadardır. Maddenin ikinci fıkrasından sonra, “çocuklar, yaşlılar ve engelliler” için, ek fıkra eklenmiş, “bunların korunması için alınacak önlemlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı” hükmü getirilmiştir. Bu ilave hükmün de, bu kişiler için anayasa (zaten) kabul edilen eşitlik ilkesinin, yaşama geçirilmesini amaçladığı açıktır. Ali Bulaç`ın, “bu ilave düzenlemeyle kadın-erkek arasındaki eşitliğin erkek aleyhine döneceği” iddiası realiteyle bağdaşmamaktadır. Her şeyden önce, referanduma sunulan anayasa metninde, eşitlik ilkesinin kadınlar lehine uygulanacağına ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. İkinci olarak, zaten eşit olmayan iki cinsi eşitlemeye çalışmak, niçin eşitlik ilkesine aykırı olsun? Nüfusun %50’sini oluşturan kadınların, yüzde kaçı, erkeklerin sahip olduğu haklara sahiptir? Çalışma hayatının, işçilerin, işverenlerin, sendika yöneticilerinin, kamu çalışanlarının, kaymakamların, TBMM nin, belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin, yüzde kaçı kadındır? Bırakın zorunlu çalışmayı, STK ların, siyasi partilerin, kaçının başkanı ve yöneticisi kadındır? Sadece Türkiye`de değil, batıda da eşitlik terazisi, kadın aleyhinedir. Ali Bulaç, yazısını, “kadın erkek eşitliğinin kadınlar lehine bozulacağı” üzerine değil, “kadın-erkek eşitliğinin İslam`a aykırı olduğu ve tehlikeli sonuçlar doğuracağı” bu nedenle, “erkek lehine pozitif ayrımcılık yapılması gerektiği” tezi üzerine kurgulamıştır. İddiasını güçlendirmek için, bazı İslam âlimlerini referans göstermiştir. Müslümanların kahir ekseriyetinin, kadın erkek eşitliği konusunda Ali Bulaç (ya da onun gibi düşünenler) gibi düşünmediği kanaatindeyim. Kadınlar da erkekler gibi, aynı haklara sahip olmalı, kimin çalışması gerektiğine devlet değil, aile fertleri kendileri karar vermelidir. Daha da önemlisi, beş tane generalin siparişi üzerine hazırlanan seküler bir anayasanın, bazı maddelerinin dini referanslarla restorasyonu ne kadar tutarlı ve mantıklıdır? Ali Bey’in, Anayasa metninde yer almayan kadın lehine pozitif ayrımcılık hükümlerini, referandumla ilişkilendirmesini de anlayabilmiş değilim.

Yeni bir anayasa yapılamıyorsa, tek çare, kısmi anayasa değişikliğidir. Değişiklik paketindeki birtakım zorunlu (olumsuz) değişikliklerden Ak Partiyi sorumlu tutmak ne kadar doğru olur? Ali Bey, “kısmi de olsa, temel bir anayasa değişikliğinin sadece uzman hukukçuların ve siyasilerin kafa kafaya verip yapabilecekleri bir iş olmadığını” öne sürüyor. CHP, BDP, MHP, anayasanın virgülüne dahi dokunulmasını istemezken, Ak Parti kiminle anayasa hazırlayacaktır? Ali Bey sivil kuruluşları kastediyorsa, izlediğimiz kadarıyla, kendisi de Abant platformunun müdavimlerindendir. Geniş bir kesimin katılımıyla hazırladıkları, “sivil anayasa” taslağına ne oldu? Ak Parti, anayasa paketinde, Anayasa Mahkemesinin, 2003`te kendisinin hazırladığı yasa taslağını esas aldığı halde, Anayasa Mahkemesi, kendi taslağını dahi çiğnemekten çekinmedi! Anayasa, anayasada belirlenen usullere göre değiştirilebildiğine ve Anayasa Mahkemesi (yetkisi olmadığı halde) sürekli anayasa değişikliğine müdahale ettiğine göre, Ak Parti, anayasayı tümden nasıl değiştirecektir? Yoksa Ali Beyin, anayasa değişikliği için, anayasa mahkemesini devre dışı bırakacak veya meclis çoğunluğunu gerektirmeyecek bir bildiği mi var? Anayasa paketinin yetersiz olması başka bir şeydir, karşı olmak başka bir şeydir!

Ali Bey, “Anayasa Mahkemesinin, (iptal kararıyla) HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapısını tahkim ettiğini” öne sürüyor. Abartılı olsa da, doğrudur! Biz de, geçen sayıda, “Anayasa mahkemesinin adeta tespihin ipini çektiğini”, “bu yapının, bir kaç dönem devam edeceğini” ifade ettik. Bu olumsuzlukların yanında, anayasanın 145.maddesinde önemli bir değişiklik yapıldığını, adaletin kılıcının (ilk kez) apoletlere dokunacağını, sırf bu değişikliğin bile referanduma değeceğini belirttik. Hükümet, cumhurbaşkanlığı, YÖK bir günde değişmedi, HSYK da bir günde değişmeyecek. Ama değişecek! Anayasayı değiştirmek isteyenler ile virgülüne dokunulmamasını isteyenler iki kampa ayrıldı. Değiştirilmesini istemeyenlerin safında kimlerin yer aldığını Ali Bey kendisi söylüyor. Bu değişiklik yapılmalı ki, devamı gelsin! Hiç ihtimal vermiyorum ama, referandumda hayır oyları fazla çıkacak olursa, sivil anayasa talepleri yerin yedi kat dibine gömülmez mi? Vesayetten kurtulmak isteyen herkesin, anayasa paketine “evet” demesi gerekmez mi? Yoksa Ali Bey, 12 Eylül anayasasının, yapılacak değişiklikten daha iyi olduğunu mu düşünüyor?

 

KUTU: Kadına pozitif ayrımcılık

Prof. Dr. ABDULAZİZ BAYINDIR

Batılılar, ana çizgisinden kaymış olan Hıristiyanlığın etkisinden çıkınca bazı konularda evrensel doğrulara yani fıtratlarına yöneldiler. Bu da Kur’ân ve Sünnet çizgisine oldukça uygun düştü.

Doğru din fıtrat, yani varlıklarda geçerli kanunlar bütünüdür. Bu kanunlar, indirilmiş veya yaratılmış âyetlerden öğrenilir. İndirilmiş âyetler Kur’ân’da olanlardır. Yaratılmış âyetler ise canlı ve cansız tüm varlıklardır. İşte Batılılar, yaratılmış âyetlerden bir şeyler okuyarak bazı doğrulara ulaştılar. Bunlardan biri de kadınları korumak yani onlara pozitif ayrımcılık yapmaktır.

Namus ve iffet konusuna büyü önem veren ve zinaya yaklaşmayı dahi yasaklayan Allah, kadınlara atılan zina suçunu ispat için dört şahit şartı koymuş, şahit getiremeyenleri iftiracı sayılıp cezalandırılmasını hükme bağlamıştır.  

Bu konuda erkeklerle ilgili koruma yoktur. Fıkıh kitaplarında onlarla ilgili hükümlerin tamamı, kadınlarla ilgili hükümlere kıyaslanarak konmuştur.

Batılılar, kadınların pozitif korumayı hak ettiğini keşfetmişler ama kısa vadeli menfaati, uzun vadeli menfaate tercih ettikleri için zinayı suç saymamış ve kadına yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmışlardır. İyilerle kötüleri karıştırdıklarından bu gibi konularda onlardan alacağımız bir şey yoktur.

Onların önde gözükmesi, Allah’ın yarattığı kitabı yani varlıkları okuyarak elde ettikleri bazı şeyleri uygulamalarıdır. Ama onu, Allah’ın indirdiği Kitap ile birlikte okumadıklarından bugün her şeylerini kaybetmekle yüz yüze gelmişlerdir.

Müslümanlar ise Kur’an’ı anlayarak okuma işini çoktan bırakmışlardır. Allah’ın yarattığı kitap olan varlıklar âlemini de okumadıkları için İslam âleminin içine düştüğü yanlışlardan biri de kadının, ciddi manada sıkıntıya sokulmasıdır. Mesela bir kadın tecavüze uğrasa da bunu şikâyete gitse, ondan dört şahit getirmesi istenir. Yoksa iftiracı sayılarak seksek değnek yer ve artık şahitliği de kabul edilmez. Çünkü Müslümanlar, fakihlerin yorumunu Kur’ân ve Sünnetin önüne geçirerek kadının lehine olan hükümler aleyhine çevirmişlerdir.

Sonuç olarak insanların zihni durulaştırılmadıktan sonra anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikle kadının konumunun düzelmesi mümkün değildir.


Bu haber 3755 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası