Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
İLKAV Ortadoğu`da yaşanan halk ayaklanmalarını düzenlendiği panel ile masaya yatırdı. Panele katılan konuşmacılar ayaklanmaları değerlendirirken, “Bundan sonra neler yapılmalı?” sorusuna da cevap aradılar.
İLKAV’ın düzenlediği “Ortadoğu’da halk Ayaklanmaları, Ülke ve Bölge Müslümanlarının tutumu” konulu panel, Ankara Kocatepe Kültür Merkezi Konferans salonunda büyük bir katılımla gerçekleştirildi.
Paneli yöneten Ahmet Kalkan yaptığı konuşmada, Ortadoğu’da yaşanan ayaklanmaların, despot, diktatör taguti rejimleri devirme anlamı taşıdığını ve bu anlamıyla da görece bir olumluluk sayılsa da, bazı Müslümanların abarttıkları gibi İslami bir intifada ya da inkılâbın söz konusu olmadığını söyledi. Bölgede yaşananlar hakkında değerlendirmeler yapan Gazeteci Adem Köse ise, Ortadoğu’da yaşanan halk ayaklanmalarının, despot yönetimlerin on yıllardır süren büyük zulümleri sonucunda biriken öfkenin patlaması olduğunu söyledi. Bölgede yıllarca büyük acıların yaşandığını, ailelerin dağıldığını, işkence altında ölümlerin çok yaygın olduğunu, açlığın, sefaletin ve temel haklardan yoksun bir esaretin sürdürüldüğünü ifade eden Köse, bu öfke birikiminin özellikle genç insanlarda isyan ruhunu ateşlediğini vurguladı.
ÖZGÜN PROJELERE İHTİYAÇ VAR
İnsanların özgürlükleri uğrunda can feda etmeyi göze alarak sokaklara çıktıklarını ve özgürlüğe ulaşmadan da evlerine dönmeye niyetlerinin olmadığını belirten Özköse, bu insanların büyük çoğunluğunun aynı zamanda İslami duyarlılıklara da sahip olduklarını ancak bir İslami model ve hedefe doğru ilerlediklerini söylemin zor olduğunu söyledi. Özköse, Müslümanların özgün modellerini geliştirerek, özgün projelerle gençlere ulaşma ve onların bu samimi isyanlarını sahih istikamete yönlendirme cehdi içine girmeleri gerektiğini, bu konuda ciddi bir kadrolaşma ve proje eksikliğinin olduğunu hatırlattı.
YERELLİKTEN KURTULMALIYIZ
Atasoy Müftüoğlu ise konuşmasında, “Son iki yüz yıldır çözülmeyi yaşıyoruz. Yeniden inşayı başaramadık” dedi. “Küreselleşen dünyanın taşrası olmaktan çıkıp, tarihe müdahale edecek bir nitelik kazanmalıyız” diyen Müftüoğlu, “Tarihe bir şeyler üreterek tanıklık etmemiz gerekiyor. Müslüman olmak demek hayatın tarihin, toplumun, siyasetin, olayların, gelişmelerin farkında olmak demektir. Bir farkındalık bilincine sahip olmak demektir. Peki bilgi üretemeyen, bilinç üretemeyen, içerik üretemeyenler bu farkındalığa nasıl sahip olacaklar? Bu küresel çağda kendi yerelliklerimize kapanmış bulunuyoruz. İletişim devriminin yaşandığı, enformasyon devriminin yaşandığı bir çağda biz kendi yerelliklerimizle tatmin olmaya çalışıyoruz. Küresel çağda yerelliklerimiz hiçbir şeye direnemiyor. Büyük kültürler küçük kültürleri yutuyor. Yabancılaşıyoruz. Zihinsel cesarete ihtiyacımız var. Müslümanlar zihinsel bir bağımsızlık savaşı vermek zorundadır” dedi. Müftüoğlu, Ortadoğu’da yaşanan halk ayaklanmaları için ise, “Direniş mücadelelerine şükran borcumuz var. Emperyalistlere karşı mücadele edilebileceğini göstermişlerdir” şeklinde konuştu.
YEGANE KAYNAK KUR’AN OLMALI
Panelistlerden Süleyman Arslantaş ise konuşmasında şunları söyledi: “Tunus ve devamı olan hareketler için İslam adına heyecanlanmamızı gerektiren bir şey yok. Şüphesiz despot zalim yönetim ve yöneticilerden kurtulmak Ortadoğu halkları için sevindirici gelişmelerdir. İnsanların kendilerini yönetecek olanları kendilerinin seçmelerinin hiçbir sakıncası yok. Ama mesele burada kalmıyor ve kalmayacak. Yeni Dünya Düzencileri Müslümanları kendi aidiyetlerinden İslami ilke ve yöntemlerden uzaklaştırarak temel akidesi insan ve onun aklının egemenliğine dayanan ve aslında bir yönetim biçimi olmaktan çok bir dünya görüşü olan, yasama yetkisini insanlara veren demokrasiye davet etmekte. Oysa Müslüman’ın aidiyetinde inanmış olduğu Allah’ı ve O’nun gönderdiği yüce Kitab’ı yasamanın yegane kaynağı olarak görmek ve inanmak vardır. Kur’an’da şöyle buyruluyor: “Allah’la beraber bir başka tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun.” (İsra: 22) “Ey Muhammed! Seni sana vahyettiğimizden ayırıp başka bir şeyi bize uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler. Sana sebat vermemiş olsaydık andolsun ki az daha onlara meyledecektin.” (İsra:73-74) Batı menşe’li ve İslam karşıtı bir kısım kavram, slogan ve söylemler karşısında neredeyse savrulmayan Müslüman sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.”
Haber Merkezi-
KUTU KUTU KUTU
BÖLGE DEĞİŞİME SÜRÜKLENDİ
Kapanış konuşmasını yapan İLKAV Genel Başkanı Mehmet Pamak, “Bölgede biriken öfke, dirilen direniş ruhu ve konjonktürün zorlaması, değişimi kaçınılmaz kıldı” dedi. “Bölgede, on yıllardır Batı tarafından desteklenen despot yönetimler, monarşiler, diktatörlükler, Batıcı sert politikalarla halkın haklarını, özgürlüklerini yok edip acımasız zulüm politikaları uyguluyorlar” diyen Pamak, “Ancak emperyalist güçler, destek verdikleri bu despot yönetimlerin, haklarını, özgürlüklerini ve kaynaklarını çalarak köleleştirdikleri kitlelere ve Müslümanlara yaptıkları çok boyutlu zulümler sonucunda, bölge halklarının Batı düşmanı ve İslami bir eğilim içine girdiklerini gördüler. Yaklaşık yüz yıl önce kurdukları bu sistemler ve despot yönetimleri artık batı çıkarlarına zarar vermeye başlamıştı. Pek çok iç ve dış sebeple, konjonktürün de zorlamasıyla, bölge değişime doğru sürüklenmiş, biriken öfkenin ve direnişin sonunda değişim kaçınılmaz hale gelmiş ve artık emperyalist ülkeler de despot yönetimleri savunamaz olmuş ve değişimi sahiplenip yönlendirmek tek çıkar yolları haline gelmiştir” diye konuştu.
İsyan eden halkların, emperyalist ülkelerce laik liberal demokratik batıcı sistemlere doğru yönlendirilmeye çalışılmakta olduğunu ifaden Pamak, “Emperyalist ABD ve AB son ana kadar, bir yandan Firavun diktatörlüklerinin sopasını meydanları dolduran halklara göstererek, bir yandan da laik liberal demokrat Batı yanlısı hükümetler kurmanın önünü açma anlamında havucu uzatarak, mazlum halkları “ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye” çalışmaktadırlar” dedi.
SORUMLULUK ALMALIYIZ
Pamak sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Biz Müslümanlar, despotizme karşı ayaklanan mustaz’aflar, Müslüman olmasalar da, despotizme karşı onların Allah tarafından lütfedilen temel hak ve özgürlüklerinin savunucusu olmak ve onların adalet ve özgürlük arayışlarını görece olumluluk olarak görüp, despotizmin yıkılmasını teşvik etmekle mükellefiz. Allah’ın sosyal, siyasal dönüşüm yasasının, baskı ve zorbalıkla engellenmeden doğal ortamda, fıtri niteliklerin özgürce kullanılmasıyla işlemesi sonucu, toplumların layık oldukları sisteme ulaşmalarının önünün açık olmasını istemeliyiz. Sonuçta despotizme karşı mazlumların yanında yer almakla mükellef olmakla beraber, zulüm ve sömürüden sahici anlamda kurtularak dünyada gerçek adalete ulaşmanın ve ahrette kurtuluşa ermenin yolunun, bütün insanların Rabbi olan Allah’ın hükümlerinin hakimiyetinde tevhidi adalet sistemini talep edip egemen kılmaya çalışmaktan geçtiğini anlatmalıyız. Karanlıklardan, zulümattan aydınlığa ve adalete ulaştıracak kurtarıcı mesajı her şart altında gündeme getirerek, mazlum halkların zulümatın gri tonlarında oyalanmaması ve bir zulüm sisteminden bir başkasına savrulmamaları için uyarı görevimizi, dikkate alınıp alınmayacağına, sonuç alıp almayacağına aldırmadan yerine getirmeliyiz.”