Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
Mevlana Celaleddin Rumi doğumunun 804`üncü yılı münasebetiyle tüm dünyada 30 Eylül günü çeşitli etkinliklerle anılacak. Hz. Mevlana`nın bilgeliği ve yol göstericiliği bir kez daha düzenlenecek olan paneller ile hatırlanacak...
HÜLYA ÖZKAN
"Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil. Topluluk rahmettir, ayrılık değil."
Bugün yaşadığımız dünyada artık düşüncenin önüne çekilmiş olan setler yıkılmış durumdadır. İnsanlar birbirlerini ve diğer kültürleri tanımak istiyor ve bununla meşgul. Herkes diğerini/ötekini “tanımaya” çalışıyor ve herkesin, hakkında bilgi almak istediği kültürler, toplumlar hakkında doğrudan bilgi alabileceği imkanlar çok fazla. Dolayısıyla Müslümanları da dünya her geçen gün daha yakından tanıyor. Bu tanıma faaliyetinde Mevlana, İbn Arabi, Abdülkadir-i Geylani gibi gönül adamı büyük zatlar var.
İSLAM’A BÜYÜK KATKI
Sufiler Müslümanların dünyada tanınmasının tarih boyu hep müspet yönünü oluşturmuştur ve bugün de öyledir. Medeniyetten, muhabbetten habersiz insanlar vasıtasıyla İslam’ı tanıyanlar Müslümanları hep kötü görecek ve kaçacaklardır. Öte yandan Hz. Mevlana gibi şahsiyetleri tanıyanlar bizim inanç sistemimizin, insanlık anlayışımızın, hayata bakış açımızın ne kadar mükemmel, muazzam, insan onuruna nasıl yaraşır olduğunu anlayacaklar, bu güzelliği özümseyenler Müslüman olacak, diğerleri de en azından Müslümanlara kötü gözle bakmayacaklardır. Bugün diğer inançlardan olup da sonradan Müslüman olanların kahir ekseriyeti, Mevlana ve diğer sufilerin düşüncesinden yola çıkarak İslam’la şereflenmişlerdir. Bu sayı her geçen gün daha da artmaktadır.
TEVHİD NEŞESİ VE MEVLANA
Mevlana derken aklımıza onunla ilgili pek çok sıfat gelebilir ve onu belki birçok yönüyle tarif edebiliriz. Ancak herhalde onu en güzel bir biçimde, efradını cami ağyarını mani bir şekilde tanımlamak gerekirse, "sufi, mutasavvıf, pir" ile onu vasıflandırmamız uygun olacaktır. Çünkü onun diğer bütün yönleri, bütün özellikleri İslam"dan beslenir, onun Müslümanlığından beslenir. Ancak o, İslâm"a sufi bakış açısıyla bakar ve onu bu bakış açısıyla anlar. Genç yaşında Selçuklu devrinin en hatırlı âlimleri arasına giren Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî ile tanıştıktan sonra mana aleminin yüksek ufuklarında dolaşmaya başladı. "Nereye başımı koysam secde edilen O`dur. Bağ, bülbül, sema ve sevgili hep birer bahane... Bunların hepsinden maksat O`dur." diyerek ömrünü tevhid neşesi içinde geçirdi.
Vefatından sonra onun izinden gitmek isteyenler, sevenlerinden ve sevdiklerinden Hüsameddin Çelebi`nin etrafında toplandı. Meşrebi, yaşayış tarzı, oğlu Sultan Veled zamanından itibaren sistematik bir tarzda tespit edildi. Bu yola Mevlevîlik adı verildi.
HÂL EHLİNİN KALPLERİNİN HİZMETKÂRIDIR ‘SEMA’
Semâ, Mevlevî yoluna mahsus bir zikir tarzıdır. Mevlana’nın semayı, bir merasime tabi değildi. İçinden geldiği zamanlarda, bazen bir dost meclisinde, hatta bazen yolda yürürken dönerek zikretmeye başlardı. Usulleri zamanla tespit edildi. Sema, Mevlana’dan sonra zaman içinde belli usullere tabi olan, ayin-i şerif denilen hususi beste eşliğinde icra edilen bir hal almıştır. Mevlevîhanelerin açık olduğu dönemde sema ayini, vakit namazının kılınmasıyla başlardı. Ardından Mesnevî dersi yapılarak semaya geçilirdi.
Semazenler, sema esnasında başlarına keçeden sikke, üzerlerine tennure denilen uzun etekli kolsuz elbise, destegül adlı önü açık bir ceket giyerler. Bellerini elifî nemed isimli bir kuşakla sararlar. Mevlana zamanında Mevleviler o devrin kıyafetlerini giymekteydiler. Zaman içinde kıyafetler değişti; fakat Mevleviler, Selçuklu tarzı kıyafetlerini muhafaza ettiler.
CEMAL CEMALE NİYAZ
Sema öncesi şeyh efendi ve semazenler ağır adımlarla üç kere meydanı devrederler. Devr-i Veledi denilen bu yürüyüşün ilme`l-yakin, ayne`l-yakin, hakka`l-yakin ya da tevhid-i ef`al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zat mertebelerini tefekkür için yapıldığı ifade edilir. Devir esnasında post önüne gelenler `cemal cemale niyaz ederler` ki bu, canın canı, insanın insanda tecelli edeni selamlamasıdır.
ÂŞIKLARIN GIDASI: SEMA
Hırkalarından soyunup şeyh efendinin izniyle meydana çıkan semazenler, kalp istikametindeki sol ayakları sabit, sağ ayaklarıyla çark atarak dönmeye başlarlar. Sağ el yukarıya, sol el aşağıya bakacak şekilde kol açılır. Sema ayini, aralarda bir miktar durarak dört `selâm` halinde icra olunur. Dört selam şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebelerini ifade eder.
DOĞU DA, BATI DA O`NUN
Sema sırasında her dönüşte içten bir kez `Allah` denilir. "Doğu ve Batı Allah`ındır. Yüzünüzü nereye çevirseniz Allah`ın yüzü oradadır." (Bakara, 115) hükmünce her türlü varlıktan soyunup, O`na teslim olunur. Kur`an tilaveti ve dua ile mukabele sona erer. Mevlevilikteki zikir belirli zamanlarda yapılan semadan ibaret değildir. İsm-i celal zikri ve Mevlana’nın okuduğu duaları ihtiva eden evrad da vardır.
ÜMİTSİZLİK DERGÂHI DEĞİL!
"Yetmiş iki millet sırrını bizden dinler. Biz ney gibiyiz, iki yüz mezhep ehli ile bir perdede konuşuruz." diyen Mevlana’nın dergâhı, her dönem insanların sığınağı oldu. Osmanlı devrinde Konya`daki dergâhtan başka asitane denilen on dört büyük dergâh, köylerdekiler hariç yetmiş altı zaviye vardı. Mevlevî dergâhları asırlar boyu muhabbetin, güzelliğin, zarafetin menbaı olarak hizmet etti. Bu zarafet Mevlevîlerin konuşmalarına kadar sirayet etmiştir. Bir Mevlevî hiçbir zaman kapıyı kapatmaz, sırlar. Lâmbayı söndürmez, dinlendirir. Onların nazarında kapatmak, söndürmek nahoş kelimelerdir.
1001 GÜN SÜREN MANEVÎ TERBİYE
İnsan, bir tarafı meleklere, bir tarafı şeytana uzanan tecelliler manzumesi. Nefis ise Kur`ani ifade ile `kötülüğü çok emredici`. İnsanoğlu, nefsini terbiye edip yaratılma gayesine uygun bir inanış ve yaşayış içine girdiğinde `mahlûkatın en şereflisi` sıfatına bürünüyor. Mevlevilik yolunda 1001 gün süren bu manevî terbiyeye `çile` deniliyor. Çileye talip olan, üç gün boyunca dergâhta saka postu denilen yerde oturtulur, gerçekten bu yolda kararlı olup olmadığı sınanırdı. Çile çıkarmakta olan `can`lar, manevi eğitimleriyle birlikte mutfakta ayakçılık, süpürgecilik, pazarcılık, bulaşıkçılık, şerbetçilik, çamaşırcılık gibi on sekiz çeşit hizmeti de sırasıyla ifa ederlerdi.
Çile çıkaran dervişlerin eğitiminden aşçı dede ile onun muavini mahiyetindeki kazancı dede sorumluydu. Sema meşki de dervişlere verilen eğitimlerden biriydi. Mevlevihanelerde Mesnevi okutulur, dervişlere rızkını helalinden kazanması için kabiliyetine göre güzel sanatlardan biri öğretilirdi. Mevlevihaneler birer sanat akademisi gibiydi. Çilesini tamamlayan derviş, `dede` olur. Ancak Mevlana yoluna gönül veren herkesin dergâhta 1001 gün çile çıkarması gerekmez. Böylelerine tarikat usulünce muhip denilir.