Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
Cerrahtan çok boksöre benzeyen bu doktorun eli karanlık gezen Çeçenlerle arası iyi olmadı. Şimşek gibi bir delikanlıydı. Yöntemini benimsemediği Salman Raduyev`i tedavi etti. Baştan çıkan şiddet karşısında dayanıksız kalan ve 1997`de başkan seçilen Aslan Maşodov`u yakın buldu kendine. Şamil Basayev`in mayına basmasının ardından onu da tedavi etti.
ALTAN ALGAN
Çeçenya’dan gelen bir arkadaşıma Hasan Bayev’den ve eserinden heyecanla bahsettiğimde, “Onu burada tanımayan yok, buranın kahramanı gibidir.” demişti. Gerçekten de bu ünü hak edecek güzellikte bir insan Bayev. Rusya ile ikinci savaş sırasında, ülkesi bombalanırken, yıkık duvarların arasında saat saat tuttuğu günlük ile, dünyaya neler yaşadıklarını anlatmayı amaçlıyordu Bayev. Onu savaş sırasında ayakta tutan umutlardan birisi olmuştu bu. Babasının sürgünden dönüşünün ardından 1963 yılında ikiz kardeşi Hüseyin’den yarım saat önce Çeçenistan’ın başkenti Grozni’nin altı mil güney batısında yer alan on altı bin nüfuslu Alhan Kala’da dünyaya geldi. Annesine nereden geldiğini sorduğunda “Bir gün ekmek yapıyordum ve hamurun içinden sen yuvarlandın” cevabını almıştı. Dünyaya otuz dakika erken geldiği için ailesinin müstakbel reisi olarak görüldü. Kardeşi Hüseyin ona göre daha yapılıydı ve daha az hasta olurdu. Büyüdükçe anne ve babasının sürgünde neler yaşadığını daha iyi anlar. Oturdukları bölgede 1991 yılında Sovyet yetkilileri ibadet yasağını kaldırdıktan sonra halkın topladığı parayla bir cami yaptırılmıştı.
Eski çocukluk günlerini sürgün acılarına rağmen güzel hatıralar olarak hatırlar Hasan Bayev. Annesi ekmek pişirir, o ise kardeşleri ile birlikte inekleri sağardı. Sabahları uyandığında sislerin ardından Kazbek ve Elbruz dağlarının ortaya çıkışını izler. Nesiller boyu ataları da aynı şeyi yapmıştır. Rusya ile yaşanan son savaş sırasında aklını kaçıracak gibi olduğunu hissettiği her zaman o tepeler bakmak, sakinleşmesi için ona bir nebze yardımcı olur.
On üç yaşında iken judo ile uğraşmaya başlar. Babasına haber vermeden uzun zaman judo ile uğraştı maçlara çıktı. On dört yaşında Grozni’de düzenlenen judo turnuvasında ilk ödülünü kazandı. Artık hayatının kontrolünü eline aldığını hissetmeye başladı. Ne var ki, başarısı televizyonda yayınlandığında babasının hışmına uğradı. Ondan izinsiz judo ile uğraşması başını belaya sokmuştu. Sonunda antrenörü babasını ziyaret ederek spor yapan oğlanların içki ve sigara içmeye fırsat bulamadığını söyleyince babası buna ikna olur. Çeçen geleneklerinin önemli bir unsuru olan misafirin ricasının yerine getirilmesi uygulaması Hasan Bayev’in işine yarar. Artık gönül rahatlığıyla spor yapabilecektir.
Okul yıllarında iki farklı kültürle büyüdü. Gittiği ortaokul her çeşit yarışmada ödül kazanan en iyi Rus dil okuluydu. Okul arkadaşlarından biri ondan birkaç sınıf alttaki ‘sessiz çocuk’ Şamil Basayevdi. Hem Rus hem de Çenen öğretmenlerin görev yaptığı bu okulda çarların yaşam hikâyeleri başta olmak üzere Rus kültürü öğretilirken Çeçenlerin kendi kültürleri öğretilmezdi. Okulda Çeçence konuştuklarında ceza alan çocukların çoğu sindirilerek yetiştirilirdi.
Lisedeyken spor onun önemli bir uğraşıydı. Çalışmaya ve yolculuklar için para kazanmaya ayırdığı zamanı ders çalışmaktan çalıyordu. Çok başarılı değildi bu yüzden. Notları ancak bir teknik okulu kazanabilecek kadardı. Evlerinde her zaman tıptan da bahsedilirdi tabii. Çünkü kız kardeşleri hemşirelik okulundan mezun olmuşlardı. Babası ise doğal tedaviye takıntılıdır. Sovyet Sağlığı dergisine abone olan baba sürekli yeni beslenme şekilleri denemekte kararlıdır. Bu ortam içinde bazen Hasan Bayev’de doktor olma hayalleri kurar ama okuldaki notlarından dolayı bunu hiç kimseye açamaz. Çünkü bunu söylediğinde insanların onunla dalga geçeceğini yakinen bilmektedir.
YILAN AMBEMLİ FAKÜLTE
1980 yılının yazında arkadaşı Musa Salehov ile Hukuk Enstitüsüne kaydolmak için Sibirya’nın Krasnoyarsk şehrine gitti. Şehirde dolaşırken dört katlı, sarı tuğlalı, merdivenlerle çıkılan giriş kısmı dört sütunla desteklenmiş etkileyici bir bina dikkatini çekti. Çatının tepesinde, etrafında beyaz bir yılan dolanmış iki metrelik bir kadeh vardı. Sürünün birine binanın ne binası olduğunu sordu. Sürücü binanın İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgalinden kaçmak için Leningrad’dan taşınan Krasnoyarsk Tıp Enstitüsü’nün asıl binası olduğunu söyledi. Çatıdaki yılan amlebimini merak etti Bayev. Çünkü Sovyet döneminde binalara sembol konulacağı zaman genelde Lenin büstü ya da Sovyet orak çekici konulurdu. Yılan hiç konulmazdı. Soru sorduğu sürücünün bu sembolden hiç haberi yoktu. O an içinden bir ses doktor olması gerektiğini söyledi ona. Daha sonra öğrendi ki, kıvrılmış yılanın tıpta derin bir anlamı vardı. Yılan her yıl deri değiştirdiği için yenilenmeyi ve iyileşmeyi temsil ediyormuş. Hukuk okumaktan vazgeçtiği gibi arkadaşı Musa’yı da ikna etti Tıp okuma konusunda. Tıp okumanın ve aynı zamanda sporla uğraşmanın zor olacağını biliyordu; ama bunu her şeyden çook istediği için çok çalışmak zorunda kalacağını bilmek Hasan Bayev’i korkutmuyordu.
Fakülteye başvurduklarında ilk dikkatini Kiril alfabesiyle yazılmış olan Hipokrat yeminiydi. Yeminin şu cümleleri onu çok etkilemişti: “Hastalara yardım etmek için elimden geleni yapacağım, aldığım kararlarla hiç kimseye zarar vermeyeceğim ve kimseyi yanıltmayacağım. Teklif edilse dahi kimseye zarar verecek nitelikte bir ilaç vermeyeceğim, kendim de böyle bir teklifte bulunmayacağım. Hiçbir kadına kürtaj yapmayacağım… Bu yemini tuttuğum ve bozmadığım sürece insanlar arasında iyi bir üne kavuşup hayatta ve işimde başarılı olayım. Bu yemini bozarsan kaderim tersine dönsün.”
Ne var ki kayıt yapmakta zorlanacaktı. Yoluna taş konulmuştu. Çünkü fakülteye yalnızca Sibirya’dan ve Uzakdoğu’dan kayıt yapılabiliyordu. Onlar ise Çeçen-İnguş Cumhuriyetindendi. Bu söz aslında Rus olmayan milletleri belli başlı mesleklerden uzak tutmak amacıyla oluşturulmuş illegal kurallardandı. Konuyla ilgili yazılı bir belge isteyince bu, illegal kuralın foyası ortaya çıkıvermişti. İki kez girdiği sınavda haksızlıkla karşılaşınca sınav komitesine, basına mektup göndererek durumu anlatacağını bildirdi. Hele onun Sovyet Spor Komitesi’ni de durumdan haberdar edeceğini söylemesi sonunda sınavlar adil yapıldı. Ama bu sonuçta ona yetmiyordu. Toplam puanı 18,5’tu ona gerekli olan puan ise en az 19 puandı. Lise puan ortalaması düşük olduğundan yarım puan eksiği kalmıştı. Krasnoyarsk’ta antrenörü Aleksey Krikov’a rastladı. Krikov “Tıp fakültesi senin usta sporcu olduğunu ve tüm karşılaşması kazandığını biliyor mu?” diye sordu ona. Ardından labirenti andıran bir sürü uygulama gelir ve Tıp fakültesine kayıt yaptırmayı başarır. Okula devam ederken üçüncü yılda uzmanlık alanı olarak cerrahlığı seçmeye karar verir. Cerrahlık düşüncesi yetmişlerde izlemiş olduğu bir Amerikan filminden sonra aklının bir köşesine yerleşir. Beş yıl okuduğu fakültenin ders programı oldukça ağırdı. Hem bir sporcu hem bir doktor olarak iki dalda almış olduğu eğitim Çeçen-Rus savaşı sırasında karşılaştığı güçlükleri aşmasına yardım etti. Sanki Krasnoyarsk yılları onu gelecekteki inanılmaz fiziksel dayanıklılık ve zihinsel güç gerektiren sıkıntıya hazırlıyordu.
ÇEÇENİSTAN’A DÖNÜŞ
Tıp ihtisasını üstçene ve yüz bölümünde yatı. Aynı zamanda öğrencilere ağız ve yüz kanseri dersleri verdi. Anatomi ve insan organizmasının yaşama azmiyle ilgili pek şeyi onkolojiden öğrendi ve şöyle dedi: “Bir hasta çok acı çekiyor olabilir ve kurtulmak için ölümü düşünebilir; ancak hayat, beden dışarıdan gelen bir güçle yönetiliyormuşçasına buna izin vermez.” Stajını ve ihtisasını tamamladıktan sonra eve yani Çeçenistan’a dönme vaktinin geldiğini düşündü. Dokuz yılın ardından Çeçenistan’a alışmak zor olacaktı onun için. Tıp yöneticisi ona kalması için pek çok alternatif sundu. O ise Sibirya’ya bağlanıp kalmak istemiyordu. 1988 yılının Mayısında Grozni’ye döndü. Çok iyi kazanan bir doktor oldu. Özellikle doğuştan gelen kusurları düzelttiği estetik cerrahiden çok kazandı. Kur’an’a aykırı olduğunu düşündüğü bu müdahaleleri ameliyattan sonra aynaya bakan kadının yüzünde beliren ifadeyi ve artan bir güvenle muayenehaneden çıkışını mutlulukla izleme duygusu ile savundu. Müşterilerinin bol olmasının sebebi bu ileri ucuza yapmasıydı. Çok para biriktirince en pahalı cihazları da almaktan kaçınmadı.
“BENİM TUTKUM SİYASET DEĞİL, TIP”
Çeçenistan general Cahar Dudayev liderliğinde 1991 sonrasında bağımsızlığını ilan edince kısa bir tereddüt yaşadı. Olayların çok hızlı geliştiğini düşündü. Bağımsızlığın Rusya’ya ters düşerek kazanılmayacağını, Rusya ile dostça ilişkiler kurmayan Çeçenistan’ın ayakta kalamayacağını anlattı. Arkadaşları bağımsızlığa niçin katılmadığını sorduklarında “Benim tutkum siyaset değil, tıp” dedi. 1 Kasım 1991 sonrasında evlendi. Bir ara Moskova’da yaşadı. Pek çok doktorun Çeçenistan’ı terk ettiği 1994 sonrasında ateş hattında çalışmaya karar verdi.
Şişko ruhlarla gezinen Ruslara inat ateş altında hekimlik yaptı. Çeçen ruhuna sadık kalarak kimseyi ispiyonlamadı. Kardeşlerinin hışmına uğradı, esir Rus askerlerini tedavi ettiği için. Kar yağan kışlarda çokça üşüdü. Üşüdükçe arttı insanlığı. Ölüme dirime ve ameliyata düğüne gider gibi gitti. Pek çok ölü verdi Azrail’e. Öylece kanlı ve kimsesiz kalırdı cesetler ameliyat masası olan koridorlarda Onu anlamak için Aleksandr Solijenistin’in Gulak Takımadaları’nda Çeçenler için kurduğu şu cümlelere dikkat kesilmek lazımdır: “Çeçenler hiçbir zaman patronlarını memnun etmeye uğraşmadılar ve onlara yağcılık yapmadılar. Onların yalnızca isyancılara saygısı vardı. İşte sıra dışı bir gerçek: Herkes onlardan korkardı. Hiç kimse onları alıştıkları şekilde bir yaşamdan alıkoyamazdı. Ülkede otuz yılı aşkın bir süredir hüküm süren rejim onları koyduğu kanunlara saygı göstermeye mecbur etmezdi..”