Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Haber-Analiz
17-02-2011 / 18:06
Milliyetçiliğin doğuşu ve Türkiye
Tarihe Fransız ihtilalinin “armağanı” olan ulus-devlet ve ulus-devletin ideolojik zemini, ulusçuluk-milliyetçiliktir. Fransız ihtilali ile önce Avrupa’ya akabinde tüm dünyaya yayılan milliyetçilik akımının ilk etkisi, kadim-geleneksel toplumların parçalanması ve/veya dönüşmesi olmuştur. Ulus-millet ve ulus(milli)-devlet ulusçuluğun-milliyetçiliğin etkilediği zihniyetler sayesinde inşa edilmiş, tasarlanarak inşa edilmiş, bir nevi hayal edilerek inşa edilmiş, toplulukların ortak adıdır.
CELAL TAHİR - ÖZGÜN DURUŞ
Batı’da 15. yüzyıldan sonra, toplumsal hayatın bütün süreçlerinde ortaya çıkan moderniteyi “mod” değişimi ve/veya “hâl/kiplik” değişimi gibi anlamak mümkündür. İktisadi hayatta, siyasi hayatta, sanatta ve edebiyatta bu değişim açıkça gözlemlenebilir bir husustur. Bu yanıyla modernite, kadim düşüncenin, dinin ve geleneğin karşıtı olarak konumlanır. Meseleye bu şekilde bakıldığında, örneğin bazılarının “dinin modernleşmesi”nden söz etmesi ve dinin modernleşmeye engel olmadığını ifade etmesini anlamak güçtür.
Modern toplumu karakterize eden üç hususiyet, ideolojilerin, ulus-devletin ve ulusçuluğun/milliyetçiliğin ortaya çıkışı ve toplumsal hayatı belirlemeye başlamasıdır. Dikkat edilmesi gereken şey, bu üç hususta da bir kurgunun görülmesi ve bunların belirlediği modern toplumun da kurguların hayata geçirilmesine açık olmasıdır. İdeoloji, vahiy ile irtibatı olmayan beşeri düşünce formu, kapalı devre bir düşünce sistemi ve merhum Cemil Meriç’in deyişiyle “İdrakimize giydirilen deli gömleğidir”. Bu “gömlekler” vasıtasıyla, en azından son üç yüz yıldır, bireyin ve toplumun zihin dünyası belirli bir istikamette yönlendirilmektedir. Bu ideolojilerden biri olan milliyetçiliğin en önemli vasfı ulus-devletin inşasını gerçekleştirmesidir.  Bilindiği üzere ulus-devlet, kadim toplumsal yapıların parçalanması/dönüşmesi neticesini doğurur.  Tarihe Fransız ihtilalinin “armağanı” olan ulus-devlet ve ulus-devletin ideolojik zemini, ulusçuluk-milliyetçiliktir. Fransız ihtilali ile önce Avrupa’ya akabinde tüm dünyaya yayılan milliyetçilik akımının ilk etkisi, kadim-geleneksel toplumların parçalanması ve/veya dönüşmesi olmuştur. Ulus-millet ve ulus(milli)-devlet ulusçuluğun-milliyetçiliğin etkilediği zihniyetler sayesinde inşa edilmiş, tasarlanarak inşa edilmiş, bir nevi hayal edilerek inşa edilmiş, toplulukların ortak adıdır.
Osmanlı, Habsburg, Romanov hanedanları ortadan kalkar; Uzakdoğu medeniyetleri de (Çin ve Hindistan) farklı yollarla modernleşme sürecine dahil olurlar. Bu süreçte altı çizilmesi gereken husus, Britanya İmparatorluğu’nun elan hükümran oluşudur. Esasen Britanya İmparatorluğu modern zamanların asli/merkezi siyasi erki/aktörü gibidir. İngiltere’nin bu rolü, İngiliz lordlarının, Fransız kralı Güzel Filip’in takibatından kaçan Tapınak Şövalyeleri ve İspanya’dan kovulan Yahudilerle bir sacayağı oluşturmasıyla başlar. Uzun zaman göçebe hayatı sürdüren Yahudilerin modern dünyada asli bir unsur olması, göçebelerin tarihte yerleşik toplumları yıkmaları, modernitenin insan topluluğunda yarattığı kargaşa ve doğanın tahribatı birarada düşünüldüğünde, Yahudi göçebeliğinin yıkıcı yanının modernitenin inşa edici asli unsurlardan biri olduğu ve bu yıkıcılığın modern toplumda içkin bir hususiyet olduğu açıkça görülmeli ve kavranmalıdır. Demek ki mesele semitizm anti-semitizm meselesi değildir. Yahudilerin Batı’da yüzyıllar boyunca zulme uğradığı doğrudur. Ancak ifade etmeye çalıştığımız gibi, asli kurucu unsurularından biri oldukları modern dünyadaki yıkıcı rolleri tarihi vakadır.
Ulus ve ulus-devlet, kadim imparatorlukların ve geleneksel cemaatlerin yerine, yani dinlerin ve dini doktrinlerin vazettiği “asli prensipler” ile -nispeten- daha uyumlu sosyal formasyonların yerine, inşa olunmuştur. “Ulus”un tanımı ancak “öteki” ile birlikte mümkün olduğu içindir ki kavimler, etnisiteler ve cemaatler arasına çatışmayı, düşmanlığı da eşzamanlı olarak başlatmış, geliştirmiş ve bugüne taşımıştır. Modern zamanlar kargaşa, parçalanma (atomizasyon) ve çatışmanın zamanıdır. Marx’ın “sınıf çatışması” teorisi, psikanalizin kurucusu Freud’un insan ruhunda dinginlikten ziyade çatışmaya kuramında daha fazla yer vermesi, Darwin’in ve Malthus’un ırkçılığa zemin hazırlayan teorileri, Einstein’ın izafiyet kuramıyla birlikte atomun fiilen parçalanması  ve tarihin gördüğü en dehşetli silah olan atom bombasının icadı, aynı çerçevede düşünülmelidir. Tüm bu tezahürler modern zamanların ruhu ve karakteriyle uyumluluk arz eder.
Milliyetçiliğin ifrat noktası diyebileceğimiz ırkçılık, Afrikalı, Amerika ve Avustralya’nın asli kavimlerinin büyük ölçüde soykırımına yol açmıştır. Bizde, yani Osmanlı’da da yaşananlar hemen hemen aynıdır: Gerçi bizde ırkçılık Cumhuriyet sonrası bir dönem söylem düzeyinde kalmıştır. Sistematik bir soykırım yaşandığı da söylenemez. Ancak savaş şartlarında Rum ve Ermeniler tehcire tabi tutulmuş, bir nevi “soysürüm” yaşanmıştır. Milliyetçilik rüzgârı ve yabancı güçlerin kışkırtmaları ile gayrimüslim ahali isyana kalkışmış ve Müslüman ahaliyi katle girişmiş ise de, devletin devlet olarak sorumlu olduğu ve devlet gibi davranması gerektiği izahtan varestedir. Her ne olmuşsa ve yaşanmışsa, tüm bunların ırkçılık/milliyetçilik üst başlığı ve bağlamında ele alınması gerekmektedir. Elan Kürt meselesi etrafında yaşanan tartışmalarda bu sorun güncelliğini korumaktadır.
Kimlik, aidiyet sorunu milliyetçilik ile değil, doğal aidiyetlerin doğallığında benimsenmesi ve doğrudan ifadesinin önündeki engellerin kaldırılmasıyla çözüm sürecine girebilir. Cumhuriyetin kuruluşunda, kurucu elitlerin Türkçülüğü unsurları bir arada tutacak tutkal olarak görmeleri az çok anlaşılabilir. Lakin bu tutkalın yeterli olmadığı artık herkes tarafından görülmektedir. Türklük alt kimlik midir, üst kimlik midir, yoksa nedir gibi tartışmalar, “Türkiye Türklerindir” yerine Türkiye’de yaşayan insanların Türkiyeli olduğu tanımıyla ve muhtemel yeni anayasanın etnisite açısından kör oluşuyla çözümlenebilir.
Telmih: Kürtlerin haklarını talep etmeleri gayet anlaşılır ve doğaldır. Lakin Türk milliyetçiliğinden sonra, ifrata varabilecek bir Kürt milliyetçiliği de günümüzün ve önümüzdeki günlerin muhtemel sorunlarındandır. İzan ve vicdan sahibi Kürtlerin, Kürt diyarında Kürtlerin dışında Türkmenlerin, Ermenilerin, Asurilerin, Süryanilerin ve Arapların da geçmişten bu yana yaşadığını unutmamaları gerekir. Bu topraklarda yeni bir milliyetçi ideolojiye ve yeni bir “hayal edilmiş cemaat”e ihtiyaç yoktur.
 

 


Bu haber 2097 kez okundu...
Yorumlar Toplam 1 Yorum Yapılmış
  • Recep Yilmaz / 19-02-2011 20:11 Milliyetcilik
    Sayin Celal bey,
    Bir Türk Milliyetcisi olarak yazinizi tatminkar ve cok "temiz" buldugumu belirterek saygilarimi sunarim.
    Milliyetciligi kültür ve medeniyetimizden soyutlayarak "biyolojik" acidida ele alir ve uygulama alanina da böyle koyarsak;ortaya "Fasizm" cikar.Bu da avrupalilarin anlayisi ve uygulamasidir.Cok samimi olarak soruyorum (genel anlamda) Türkiyede "kan-gen" baglarini esas alan bir "milliyetci olusum(kurumsal-Türkler acisinda)) varmi?
    Rabbimin, bahsettikleri disinda bir arayis icinde olanlari islah etsin.
    Hatir ta
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası