Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Haber-Analiz
05-07-2014 / 16:41
IŞİD karşısında büyük bozgun iddiası
30 Mart seçimleri sonrası BDP/HDP vekillerinin İmralı`ya gidip Abdullah Öcalan`la görüşmesi ile eş zamanlı olarak kalekolların yapımının Lice`den başlayarak protesto edilmesi, yine Lice`de yaşanan bayrak krizi, araç yakma, yol kesme olayları sonrası iki kişinin ölmesi ile artan siyasi gerilim, toplumsal tüm kesimlerin çatışmasızlık ve çözüm sürecine yönelik yeniden kaygı ve tedirginliklerinin artmasını beraberinde getirdi.

 Hasan Postacı - Özgün İrade

Aynı günlerde pikniğe götürülen çocukların PKK kamplarına katıldıklarının ortaya çıkması ve ailelerin Diyarbakır Büyükşehir belediyesi önünde oturma eylemine başlaması ile Kürt halkı tarafından ilk kez sivil siyasi tepkiler bu kadar yoğun BDP/HDP/PKK cephesine yöneliyordu. Ak Parti milletvekillerinin ve Beşir Atalay’ın da içinde bulunduğu bakanlar düzeyinde eylem alanına giderek ailelere destek vermesi Kürd sorununda yeni farklı dinamiklerin ortaya çıkacağının ilk işaretleri olarak görülebilir.

Cumhurbaşkanlığı seçim süreci başta Ak Parti olmak üzere birçok parti ve çevrede geleceğe yönelik önemli etkiler ve değişimler oluşturması ihtimal dâhilinde. Bu bağlamda tüm çevrelerde yeni hesapların yapılması, strateji, taktik ve söylemlerin belirlenmesi, yeni ittifak arayışlarının gündeme gelmeye başladığını söylemek mümkün.

Nitekim CHP-MHP ittifakı çatı adayı olarak eski İKÖ genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ismini gündeme taşıdı. Kuşkusuz bu isimin başta Ak Parti olmak üzere birçok kesimde yeni tutum almaları ve sürece dönük yeni değerlendirmeler yapmayı beraberinde getirecek. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçiminin en kritik etkilerini Ak Parti’de göreceğimizi ayrıca belirtelim. Bir bakıma bu seçimde gösterilecek aday Ak Partinin de geleceğini belirleyeceğini söylemek abartı olmaz.     

Rojova’da PYD ile IŞİD arasında meydana gelen çatışmaların ivme kazanması, çatışmalarda sivil kayıpların artması sonrası Türkiye’ye yönelik ağırlıklı olarak Kürd sivillerin yönelmesi ile sınırda yaşanan sivil kayıplar çözüm sürecinde suların biraz daha ısınmasına yol açıtı.

IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ve Türkiye Konsolosluğunu içindeki sivillerle beraber rehin alması sonrasında IŞİD’in Kerkük ve Bağdat’da yönelmesi tüm dünya gündemine otururken Türkiye’deki etkileri kuşkusuz daha fazla oldu.

IŞİD olayının Irak’taki siyasi dengeleri derinden etkileyeceği söylenebilir. Özellikle Kürdistan Bölgesel yönetiminin başından beridir merkezi hükümetle sorunlarının devam ettiği düşünülürse bu yeni gelişmeler güney Kürdistan’ın bağımsızlığını yeniden gündeme getireceği ve yeni koşulların süreci hızlandıracağını belirtmek gerekir.

Öncelikle kalekollar ilgili soruna bakarsak; 30 Mart seçimleri ile Ak Partinin toplumsal desteğinin bir kez daha tescillenmesi sonrası, çözüm sürecine dönük yeni düzenlemeler, adımlar atılması beklentisi seçimler öncesinde hem Abdullah Öcalan, hem de Kandil tarafından birkaç kez gündeme getirilmişti. Mevcut durum, yani hiçbir şey yapılmadan bekleme pozisyonu, Ak Parti’nin lehine bir duruşu beslediği söylenebilir. Yani silahların sustuğu, ölümlerin olmadığı ve özellikle milliyetçi muhafazakâr tabanı rahatsız edecek, PKK’ya taviz sayılabilecek herhangi bir adım atmadığı sürece Kürd sorununu çözen bir aktör algısı üzerinden hedeflediği toplumsal desteği korumuş olmanın hesapları ile Ak Parti süreci yayabildiği en uzun zaman dilimine ertelemek gibi bir strateji ile hareket ediyor. Bu stratejinin bir diğer hedefi ise özellikle Kandilin, yani silahlı kanadın etkisini zaman içerisinde bir çeşit siyasi çürümeye terk ederek azaltmak olduğu söylenebilir.

Ancak PKK açısından bu sesiz bekleyişin kendi siyasi gücünü eriteceği gerçekliğini hemen her birim farkında. Bu farkındalık, kendi kitlesini dinamik hale getirecek ve çözüm sürecindeki çatışmasızlığı açıktan bozmayacak yeni adımların atılmasını PKK/KCK için kaçınılmaz kılıyor. Nitekim PKK/KCK tüm fırsatları bu bağlamda değerlendirdi. Rojova’da yaşanları, IŞİD’in PYD saldırısında Hükümetin dış politikasının bunda etkili olduğunu çeşitli sivil siyasi destek eylemleri ile gündeme getirdi. Son yaşanan kalekollara yönelik protestoları da bu bağlamda değerlendirmek mümkün.

Doğal olarak PKK/KCK, çözüm sürecinde müzakere ve barışa dair adımların atılmasını beklendiği bir süreçte, Kürdistan Coğrafyasındaki 300 civarında kalekolun yapılmasını bir çelişki veya kirli hesap olduğu üzerinden eleştirilerini gündeme getirerek, birçok il ve ilçede protesto eylemlerini örgütlüyor. PKK/KCK bir yandan ucu açık, belirsiz bekleyişlerin çürümüşlüğüne kendini terk etmemek için bu tip çıkışlar yaparken, diğer yandan bu kirli çatışmadan nemalanma hesapları yapan derin güçlerin provokasyonlarına da açık alan oluşturuyor.

 Nitekim bayrak krizini böyle bir provokasyon olarak görmek mümkün. Acaba istenseydi o bayrak indiren çocuk (!) engellenebilir miydi? Ya da ajitasyonun, bayrağı indireni kör bir kurşunla öldürüp süreci daha kaotik bir hale getirmek gibi düşünülüp de gerçekleştirilemeyen boyutları da var mıydı? Bu soruların yanıtını belki hiçbir zaman veremeyeceğiz. Sonuç olarak bu provokasyonun da çözüm ve müzakere sürecine çok büyük zararlar vermeden atlatıldığı söylenebilir.

PKK’nin okul çağındaki çocukları piknik bahanesi ile silahlı kapmalara götürmesi de Çözüm sürecine iyi niyetli bir yaklaşım olarak görmek mümkün değil. Selahattin Demirtaş’ın kalekolların yapımını hükümetin çözüm sürecindeki samimiyetini sorgulaması olarak okumasında bir tutarlılığın oluşması için aynı eleştirileri PKK’ya da getirmesi gerekir.

PKK’nın silahlı gerillaya ihtiyaç duymadığı bu süreçte, tersine silahlı grupların dağdan indirilme pazarlıklarının yapıldığı ve çözüm sürecindeki müzakerelerde tartışıldığı böyle bir dönemde dağa çocuk yaşta öğrencilerin çıkarılmasını ancak PKK kendi siyasi otoritesini topluma yeniden hissettirmek gibi bir amacı olabilir. Fakat beklenilen olmadı. Çocukların dağa götürülmesi olayı bir bumerang gibi dönerek PKK’yı vurdu.

Dağa götürülen çocukların aileleri Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığının önünde çadır kurarak çocuklarının iadesinin istenmesi olayı kısa sürede geniş toplumsal bir yankı buldu. Ak Parti hükümeti de bu yeni durumu önemli bir mevzi alanı olarak görüp destekledi. Bunun üzerinden BDP/HDP, KCK ve Kandil’e yüklendi. Beşir Atalay dahil birkaç Bakan’ın ve milletvekillerinin eylemci aileleri bizzat ziyaret etmeleri, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın ailelerle görüşmeleri, PKK’yı sivil alanda Kürd halkı tarafından ilk kez örgütlü ve sivil bir güç olarak sorgulanmasını beraberinde getirdi. Son MGK toplantısında annelere yönelik takdirlerin sunulması devlet aklının da bu süreci yeni bir dinamiğe dönüştürmede aynı anlayışta olduğunu gösteriyor.

Kalekol protestoları sonrası Beşir Atalay koordinatörlüğünde Diyarbakır’da yeni sürece yönelik yapılan istişare toplantıları sonrası hazırlanan yedi maddelik yasal düzenleme yapıldı. Bu yedi maddenin, çözüm sürecinin geleceğine dair bir yol haritası içereceği tahmin ediliyor. Özelikle Abdullah Öcalan’ın ilk ve öncelikli beklentisi devam ettirilen çalışmaların yasal bir çerçeveye, tanıma ve güvenceye kavuşturulması. Ardından gelen önemli konulardan birinin Kandildeki silahlı unsurların silahlarını bırakıp sivil yaşama dönme sürecinin aşamaları ve bu konuda izlenecek yol haritasının nasıl şekilleneceği ile ilgili olabilir. Bir üçüncü konu Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşullarının esnetilmesi olduğu söylenebilir. Bu yeni düzenleme bu boyutta ne kadar tatmin edeci olacak bekleyip göreceğiz. Ancak Hükümet tarafından uzun bir zamandan sonra atılan bu somut adımın, çözüm sürecini yeniden canlandıracağını tahmin etmek zor değil.

Önümüzdeki sürecin en kritik dönüm noktalarından biri kuşkusuz cumhurbaşkanlığı seçimi olacak.. Çatı aday olarak Ekmellettin İhsanoğlu’nun gündeme gelmesi seçim iklimine girilmesini de beraberinde getirdi. İhsanoğlu ismine CHP içinden daha şimdiden ciddi itirazlar var. Özellikle Alevi kökenli tabanı temsil eden kesimler ya yeni bir aday çıkaracak ya da HDP adayını destekleyecekler gibi görünüyor.

 Selahattin Demirtaş, bu şartlar içerisinde cumhurbaşkanlığına adaylığını açıkladı. Sonuçta 1. turda HDP adayının ancak üçüncü olacağı şimdiden belliyken muhtemelen HDP daha önce de belirttiği gibi 2. Turda çatı adayını destekleyecek. 

İhsanoğlu’nun CHP ağırlıklı bir aday olarak ortaya çıkmasını muhafazakâr oyları da kendisinden uzaklaşmasını beraberinde getirdiğini ayrıca belirtmek gerekir.

Siyaset sahnesine İhsanoğlu gibi bir ismin Cumhurbaşkanlığı vesilesiyle çıkması sürecini ve sonrasını iyi izlemek gerekiyor. İngiltere’de akademik hayatının bir kısmını geçirmiş, İKÖ gibi uluslar arası kuruluşların genel sekreterliği yapmış, yani küresel iradenin onayını almış yıpratılmamış yani bir isim. Çok daha üst düzeyde Yeni bir Kemal Derviş projesi olarak bu ve benzeri isimleri yakından izlemek gerekir.  

İşin en önemli tarafı şüphesiz Erdoğan’sız Ak Partinin geleceğinin ne olacağına ilişkin. Ak Partinin başına kim gelirse gelsin kısmen bazı sorunların yaşanacağı görülüyor. Abdullah Gül ismi Ak Parti için konsensüs sağlanmış bir isim henüz değil. Sanırım Başbakan’ın Gül ile yaşadığı son birkaç yılık deneyim de düşüncelerini bazı boyutlarda değiştirdi. Yani Başbakan’ın kendisi de açıkça benim desteğim Gül’den yanadır demeyecek. Ak saçlıların adayı Gül olmasına rağmen, genç kadroların teveccühü Ahmet Davutoğlu’na yönelik olduğu görülüyor. Ahmet Davutoğlu ismi Erdoğan’ın da daha az sorun yaşayacağı isimlerin başında geliyor. Bakalım zaman neler gösterecek. Her durumda Ak Parti kuruluşundan bu yana en kritik dönemeçlerinden birini geçmeye çalışacak önümüzdeki aylarda.

IŞİD’in Musul’u ele geçirmesinin ardından Kerkük ve Bağdada yönelmesi tüm dünya’da şaşkınlık ve kaygı yarattı. IŞİD’in küresel irade’nin kullandığı taşeron bir yapılanma olduğunu bir tespit olarak altını çizelim. Irak’taki bu yayılmacılığını tek başına kendi örgütlü gücü ile yapmadığını da yarıca belirtelim. Özellikle Sünni Arapların merkezi hükümetle sorumlarının onarılmaz boyutlarda olduğu düşünülürse IŞİD bu muhalif kitlesel gücü arkasına alarak bu kadar etkili haleler yapabildiğini de görmek gerekir.

Bu krizin sonuçlarının ne olacağını çeşitli boyutlarda hesaplamak gerekir. Kerkük’ün Kürd peşmergeler tarafından kontrol altında tutulduğunu ve korunduğunu ilk önemli gelişme olarak belirtelim. Kerkük Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Merkezi hükümet arasında ihtilaflı konuların en önemlisiydi. Şimdi Kerkük’ün fiilen Kürdistan Bölgesel yönetimine bırakıldığı söylenebilir. Bu Güney Kürdistan için altın bir fırsattır aynı zamanda.

Merkezi Hükümetin IŞİD karşısında zafiyete düşmesi ve işlevini kaybetmesi Kürtlere kendi bölgesinde yeniden bağımsızlık ilan etme talebinin meşru ve haklı koşullarını bir kez daha gündeme getirdi. Nitekim Mesud Barzani konuyla ilgili olarak ilk kez çok net vurgularla bağımsızlık ilanının referanduma sunulacağını tüm dünyaya duyurdu. Sanırım yakın zaman da konu ile ilgili daha somut gelişmeler olacak.

Musul’daki Türk konsolosluğunun kuşatılması ve içindekilerin rehin alınması ise Türkiye açısından önemli bir siyasi krize dönüşüyor. Bu satırların yazıldığı dakikalarda henüz rehineler serbest bırakılmamıştı. Türk dış politikası hala çalışmalarını sürdürüyor. Karşınızdakinin silahlı bir örgüt olması ise klasik diplomasi yollarını anlamsız kılıyor.

IŞİD’in Suriye iç savaşının bir sonucu olduğu düşünülürse, dış politikada izlenen stratejinin sonuçlarının gelişmelerde payı olduğu eleştirisi yüksek sesle Ak Parti hükümetine yöneltilmesini de doğal olarak beraberinde getiriyor. Son olarak terör listesine alınıp tekrar çıkarılan örgütlerin bir kısmının ideolojik ikliminin selefi cihatçı karakterde IŞİD’le aynı olması bu eleştirilerin dozajını arttırmış durumda.

IŞİD ile rojova’da PYD arasında devam eden çatışmaların yansıması ise çözüm süreci bağlamında olumsuz olduğu söylenebilir. PYD’nin PKK iradesine bağlı bir oluşum olduğu düşünülürse burada yaşanan her gelişmenin çözüm sürecine olumlu olumsuz etki edeceğini belirtmek gerekir.

Sonuç olarak özellikle çözüm sürecinin dış dinamikleri de başta olmak üzere Türk dış politikasında yaşanan kritik sürece dönük güçlü analizlerin yapılarak, iyi hesaplanmış doğru hamlelerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekir.   

Özgün İrade


Bu haber 1800 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası