Site içi arama :
Haftanın Anketi
Haber-Analiz
04-10-2011 / 12:48
Doğu Akdeniz`de petrol savaşı kızışıyor
Son yılların gizliden gizliye büyüyen tartışması Doğu Akdeniz`deki petrol ve doğalgaz tartışması yakın geleceğin en ihtilaflı bölgesinin bu bölge olacağını gösteriyor. Özellikle son birkaç yılda yaşanan gelişmeler bu bölgenin önemli gerginliklerin merkezi olacağını gösteriyor.

ENGİN DİNÇ

Doğu Akdeniz’de yaklaşık 100 trilyon dolarlık doğalgaz ve petrol rezervi olduğunun belirlenmesi bu bölgeye kıyısı olan Güney Kıbrıs, Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye ve tabii ki Türkiye arasında önemli gelişmeleri hızlandırdı. Tabii bu kadar büyük petrol ve doğalgaz rezervinin olduğu bir bölgede küresel güçlerin de inisiyatif savaşına girdiğini söyleyebiliriz.

 

Özellikle Güney Kıbrıs yönetiminin Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arayışları 2000’li yılların ardından büyük hız kazanmıştı. Güney Kıbrıs, Türkiye ile İsrail arasındaki son gerginliklerin ardından ise bu bölgede yeni bir müttefik kazanarak, İsrail ile olan ilişkilerini daha da geliştirdi. Aslında başından beri Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliklerin temelinde Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz yatakları konusunun olduğunu iddia edenler mevcut. Bölgenin siyasi dokusunu ve tarihi mirasını göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliğin sadece petrol ve doğalgaz yatakları üzerinden okunamayacağı da bir gerçek. Ancak gelinen noktada Türkiye ve İsrail arasındaki gerginliğin Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz yataklarının paylaşımı konusundaki tartışmalarla daha da büyüyeceği kesin gibi. Çünkü sadece İsrail değil, ABD ve AB’de Doğu Akdeniz’in bu çok büyük ekonomik pastasından mümkün olduğunca fazla yararlanmak istiyor. İşte bu nedenle de, Güney Kıbrıs ve İsrail ilişkileri büyük bir ivme kazanmış durumda. Tabi iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi batılı güçlerin de desteklediği ve ilerletmeye çalıştığı bir durum olarak dikkat çekiyor.

 

PETROL VE DOĞALGAZ ARAMA SÜRECİ

Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiye ve KKTC`nin tüm uyarılarına rağmen, hafta sonu petrol ve doğalgaz sondajına başlaması, adada son on yıldır zaman zaman artan petrol gerginliğini iyice tırmandırdı. Adanın etrafını çevrelediği belirtilen zengin petrol yatakları, son yıllarda, devam eden Kıbrıs müzakerelerini de gölgeledi ve adadaki tansiyonu yükseltti. Rumların, sondaja başlamasıyla Ada`da yeni bir süreç başlamış oldu.

 

Aslında Adadaki petrol gerginliği, 2003`den itibaren gündemdeki yerini korudu. 2009`da, Kıbrıs açıklarında Güney Kıbrıs`ın sözde "münhasır ekonomik bölgesi" içinde Kıbrıs Rum yönetimi adına petrol araştırma çalışması yapan Panama bandıralı Norveç araştırma gemisine Türk savaş gemisince müdahale edildiği haberleri Rum basınında çıktı.

 

Kıbrıs Rum yönetimi 2003 yılında Mısır`la başladığı Doğu Akdeniz`de petrol ve doğalgaz arama anlaşmasına, 2007`de Lübnan, Suriye ve İsrail ile devam etti. Hidrokarbon arama ruhsatı ihalelerine ilk olarak Şubat 2007`de başlayan Rum yönetimi, Doğu Akdeniz`i kendince parsellere ayırarak, uluslararası ihaleye çıktı.

 

ABD`nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi 27 Mayıs 2009`da yaptığı açıklamada, ``bir Amerikan şirketinin yakında petrol arama çalışmalarına başlayacağını duyurdu, KKTC bu duruma tepki gösterdi ve KKTC Dışişleri, ABD Büyükelçisini kınadı. Rum tarafı, petrolle ilgili faaliyetlerini "egemenlik hakkını kullanma" olarak niteledi. Dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafına, petrol arama çalışmaları konusunda "Türkiye`ye meydan okumak akıllıca değil" uyarısı yaptı.

Rumlar, aslında 1979`da, Spiros Kiprianu`nun Rum yönetimi lideri olduğu dönemde de, Mısır`la birlikte petrol macerasına girişir. Ancak Rauf Denktaş, ``Bu, bir savaş nedeni olur`` açıklaması yapar ve Türkiye`nin de tepkisiyle BM devreye girer. Rum lider Kiprianu, bir açıklama yaparak, ``BM Genel Sekreteri, petrol konusunda geri adım atmamızı istiyor ve Türklerin şaka yapmadığını söylüyor`` der ve Rum tarafı geri adım atar.

 

KKTC`deki Demokrat Parti`nin (DP) Genel Başkanı, o dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da 10 Aralık 2003`de yaptığı açıklamada, Kıbrıs adasının etrafında dünyanın en zengin petrol rezervleri olduğunun tespit edildiğine işaret ederek, Avrupa Birliği (AB) ve ABD`nin bu petrol kaynaklarını kendi kontrollerine almak istediğini, bu nedenle Annan planının derhal imzalanarak, tüm Kıbrıs`ın Mayıs 2004`te AB`ye girmesi yönünde uğraş verdiğini söylemişti.

 

NOBLE SONDAJA BAŞLIYOR

Gelinen noktada Rum yönetimi, ``Afrodit`` adı verilen 12 parselde petrol ve doğalgaz arama ruhsatını, Amerikan menşeli Noble Energy şirketine verdi. Geçtiğimiz aylarda, petrol ve doğal gaz aranmasına, sözde ``bağımsızlık günü`` olan 1 Ekim`de başlanacağını duyuran Rum yönetimi, bu kararını öne alarak, sondaja 18 Eylül Pazar akşamı başladı. Rum radyosu, sondaja başlayan Noble Energy şirketinin platformunun üzerinde İsrail insansız casus uçaklarının uçuş yaptıklarını ve İsrail donanmasına ait gemilerin de platformun doğusunda görüldüklerini duyurdu. Sondaj öncesi, İsrail`in ``Leviathan`` ismi verilen parselinde bulunan doğalgaz platformu 12. parsele taşındı. Rum yönetiminin 12. parselde imtiyaz haklarını verdiği, sondaj çalışmalarını yapacak Amerikan Noble Energy şirketi de, İsrail`in Delek adlı şirketi ile 25 Ağustos da anlaşma imzaladı.

 

Noble Energy şirketinin üst düzey bir yetkilisine göre, Kıbrıs Rum kesimin tek yanlı parsellediği ``12. ve 3. parsel``deki yataklar ``çok büyük`` ve ``Bu iki Kıbrıs parselinde bulunan yataklar Avrupa`nın önümüzdeki 100 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabilecek ölçüde.``

 

GERGİNLİKTE KİM NE İSTİYOR?

Rum kesiminin Doğu Akdeniz’de petrol arama çalışmaları başlatması kararında, Yunanistan’daki ekonomik krizin ve İsrail’in oyununun bulunduğu belirtiliyor. Rum kesiminin, bir anda gündeme gelen bu kararı, garantör ülke Yunanistan ile birlikte aldığı yorumları yapılırken, Atina’da, yaklaşık 3 trilyon dolar değerinde olan bu petrol-doğalgaz kaynaklarının Yunanistan’ın ekonomik krizden çıkması için önemli fırsat olacağı düşünülüyor. Bununla birlikte, Rum tarafı, petrol arama çalışmalarıyla, siyasi ve ekonomik olmak üzere, bir taşla iki kuş vurma hedefinde. Temmuz 2012’de AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak olan Rum Kesimi, KKTC ile sürdürülen müzakereleri baltalayarak, Türkiye’nin müzakere sürecini de tıkamayı hedefliyor.

 

Ankara, bütün bu gelişmelerde İsrail’in rolünü ise Rum tarafını ‘Truva Atı’ olarak kullanma niyetinde görüyor. AB Bakanı Egemen Bağış, bu konuda, “Maalesef Türkiye`nin AB üyeliğini engellemeye çalışanlara yılardır kalkan vazifesini gören Rum kesimi şimdi de İsrail`in `Truva atı` konumuna özenmiş, kendi çapında bir takım çabalar içerisine girmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı. Afrodit bölgesinde petrol ve doğalgaz arayan Noble Enery şirketine ait platforma, insansız casus uçakları ve donanmasına ait gemileri yollayan İsrail, Rumlar üzerinden, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de sınırlı bir alana çekme planını devreye koydu. Diğer yandan KKTC’li kaynaklar, İngiltere’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bölgesinde kalan Ağrotur ve Dikelya’da iki ayrı askeri üssü bulunduğunu anımsatarak, İngilizlerin şu an için ‘bekle ve gör’ politikası izlediği görüşünde. AB içindeki son durum, Rumlar’ın lehine işliyor. Rumlar’ın petrol arama çalışmalarını, Fransa, Almanya, Yunanistan, Danimarka, Avusturya, Belçika ve Hollanda destekliyor.

 

ASIL AKTÖRLER GERİ PLANDA

Ancak bu işin aslında bir de görünmeyen yönü var. Uzmanlara göre, ‘‘Düşmanımın düşmanı benim dostumdur’’ anlayışı içinde birbirlerine yaklaşan İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan; İsrail’in deniz sahalarından Güney Kıbrıs’a uzanacak boru hattı ve Güney Kıbrıs’taki sıvılaştırma tesisleri vasıtasıyla, Rusya’nın kıskacında bunalmış olan Avrupa’ya doğalgaz ihracatı projelerini gündeme taşımış bulunuyor. Dolayısıyla bugün Rusya’nın Suriye’deki rejime verdiği askeri mühimmat ve siyasi desteğin önemli bir sebebi de bu bölgedeki varlığını sürdürme sebebi olarak yorumlanıyor.

 

Özellikle Afrika’daki petrol ve doğalgaz kaynaklarına karşı ilgisi artan Çin’in de Doğu Akdeniz’deki bu kaynaklardan uzak tutulması planlanıyor. Çin’in Afrika’daki ekonomik ve ticari ilişkileri ile güçlenen varlığı, AB ve ABD ilgisinin Doğu Akdeniz’e yoğunlaşmasının başlıca nedenleri olarak öne çıkıyor. Çin; ABD’den sonra Afrika petrolünün ikinci büyük ithalatçısı durumunda. 1980’lerde ihtiyacının yüzde 15’ ini  Afrika’dan ikmal eden Çin, 2005 yılı itibariyle bu oranı yüzde 25’ e çıkarmıştır. Afrika, bu konumu ile; ABD ve Çin arasında kalan bir çekişme alanı özelliği arz ediyor.


Tüm bu gelişmelere bakıldığında ABD ve müttefikleri için, bu enerji güzergahlarını kontrol altında tutma isteği, Rusya ve Çin’in bu bölgedeki petrol ve doğalgaz kaynaklarına ulaşamayacağı bir konumda olmasını içeriyor.

 

Doğu Akdeniz’deki bu büyük paylaşım savaşında, bu savaşın birincil aktörleri durumundaki İsrail ve Kıbrıs konjonktürel olarak giderek daha da yakınlaşıyor. Mısır, Suriye ve Lübnan ise iç gündemlerine yoğunlaşmış ve bu anlamda fazla aktif bir konum alamayan bir konumda. Kaldı ki, bu üç ülkenin de geçmişte Güney Kıbrıs’la yaptığı anlaşmalar var ve –her ne kadar Mısır ve Türkiye giderek yakınlaşsa da- bundan sonraki tavırlarının ne olacağı henüz belli değil. Türkiye ise Akdeniz’e en uzun sınırlara sahip ülke olarak kendisinin onayı olmayan hiçbir adımı kabul etmeyeceğini belirtiyor ve biraz da hamasi bir dil kullanarak tepki gösteriyor. 33 yıllık Piri Reis gemisiyle Doğu Akdeniz’de KKTC ile alelacele bir anlaşma imzalayarak, petrol ve doğalgaz araması yapmaya başladı. Savaş gemilerini de bölgeye süren Türkiye’nin önümüzdeki günlerde hangi adımları atacağını ise hep beraber göreceğiz. 

 


Bu haber 627 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Özgün Duruş Yazarları
Bugünkü Gazete Manşetleri
Link Bankası