Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
Hayat dediğimiz, bütünüyle zapt edilemeyen, çoğu zaman öngörülemeyen bir yolculuk. Hepimiz çok incinebilir varlıklarız, yaşadıklarımız kimi zaman canımızı çok acıtabiliyor. Yine de her şeye rağmen insan, ızdıraplarının toplamından çok daha fazlasını ifade ediyor.
ÖZLEM KANDEMİR
Dünya adı verilen bu mavi gezegende yaşayan insan denilen varlık; var olduğunun “bilincinde olduğunun bilincinde” olan ve varoluşuna bir “anlam” üretmeye çalışan tek canlı. İnsan, yaşamın değerini ve anlamını sorguladığı oranda anlamlı! Bir anlam var ise, çekilen acılar bile değerli!
DUYULMAYAN BİR ANLAM ÇIĞLIĞI
Geçtiğimiz yıllarda bir Amerikan üniversitesinde, intihar girişiminde bulunan 60 öğrenci üzerinde bir anket çalışması yapılmış ve bu öğrencilerin %85’i intihar girişimlerine gerekçe olarak “yaşamın anlamsız görünmesi”ni göstermişler. Ayrıca bu öğrencilerin %93’ünün aktif bir sosyal yaşantının içinde, akademik performanslarının yüksek ve aileleriyle olan ilişkileri de oldukça iyi düzeyde olduğu bildirilmekte. Burada söz konusu olan şeyin “duyulmayan bir anlam çığlığı” olduğunu ve sadece bu üniversite öğrencileri ile sınırlı olmadığını belirtmenin yanlış olmayacağı kanaatindeyim. Modern çağın insanlarının kesin ve keskin bir varoluş krizi yaşadıkları ortada. İnsan, savunma mekanizmaları için yaşamaz, etki-tepki oluşumları uğruna ölmez. Ama bir anlam için yaşar, bir dava uğrunda ölebilir. Doğası gereği ve doğuştan gelen bir güdüyle, anlam yönelimlidir tüm insan-lık. Anlam arayışının sekteye uğraması, “varoluşsal bir kara delik” yaratır. Bu yüzden insan, yaşamını anlamlı kılacak bir “mana” nın peşinden koşmak zorundadır.
HAYATA ANLAM ARARKEN
İnsan arar. Aramak dediğin zor bir eylemdir. Her arayış sıkıntılı ve zahmetlidir. Hele de nerede arayacağınızı, bir de neyi aradığınızı bilmiyorsanız, bu arayışların içinde kaybolmuşsunuz demektir. Bugünün toplumunda doyumsuz kalan ve modern psikoloji akımlarının birçoğunun göz ardı ettiği en önemli kilit soru, işte burada bu önemli kavşakta bir uyarı levhası olarak karşımızda dikiliyor: “İnsan, hayatına anlam ararken, düşünce kervanlarını hangi tarafa yöneltecek?”
Kadim dünyanın bütün büyük kültürlerinde, ilahi ve insani olan arasında bir merdiven vardı. En ilkel olarak tanımlayabileceğimiz insanlar bile, parçası oldukları büyük bir ilahi Gizeme ait ve dahil olduklarını hissediyorlardı. Hayatlarındaki anlam ihtiyacını bu aidiyetten doğru devşiriyorlardı.
Dinsel inançlar, anlaşılmazın anlaşılmasına ve hayatın meydan okumalarına karşı koymada etkilidirler. İnanç, bir anlam duygusu ve zorluklara göğüs germek için ihtiyaç duyulan cesareti aşılar ve bizim kim olduğumuzu ortaya koyar.
Kimileri için bilimin sağlam(!) temelini reddetmek ve inanca yönelmek şaşırtıcı olabilir. Ancak bu yöneliş insanî durumun bir parçasıdır. Eğer psikoloji insana ilişkin bütün görünümleri tasvir etmek istiyorsa onun manevî yönüyle de ilgilenmelidir. Diğer taraftan elbette ki Psikoloji tüm inançlara ve ifade şekillerine açık olmalıdır. Psikoloji bir yandan deneysel bir yapı içinde çalışırken diğer yandan metafizik, ahlakî ve dini inançları da dikkate almak durumundadır. Çünkü aslında pratikteki insanlık gerçeği bu şekilde işlemektedir.
ZİHNİN İÇİNDE KAYIT CİHAZI
Dünyayı kocaman bir rahim ve insanı da bir fetüs olarak tasavvur edelim şimdi; fetüsün beslenebilmesi, canlılığını sürdürebilmesi için plasentaya ihtiyacı vardır, işte bu plesanta vazifesini ruhu beslemek adına inanç üstlenmektedir. Öyleyse bir hayata dair bir anlam üretebilmek için inanç kaynaklarından beslenmek mecburiyetindeyiz. Dünyadaki tüm değerlerin maddileştiği bir zaman diliminde “anlam” üzerine konuşmak, bir psikolog olarak benim için çok anlamlı. Çünkü hayatımızın yönünü/yönelişini belirleyen, şeklini, dokusunu, rengini, kokusunu tayin eden temel mefhum işte bu anlam duygusunun ta kendisidir. Varoluşumuzun gayesini keşfetmek ve yerine getirmekten daha önemli bir şey yok gibi. Zihnimin içinde bir kayıt cihazı varmışcasına yıllardır insana dair halleri gözlüyor ve fikir kumbaramda biriktirmeye çalışıyorum. Kendi aczini kabullenemeyip hayatın kontrolünü tümüyle kendi elinde olduğunu düşünen, bütün anlamsal yüklemeleri kendi “ben”liği üzerinden devşirmeye çalışan insanların acıları ile yüz yüze geliyor ve bu gerçekle onları yüzleştirmeye çalışıyorum. Çünkü ben hem bir insan hem de bir psikolog olarak Aşkın olan ile bir rabıta kurmadan, yüceler yücesi bir Varlığa sığınmadan hayata nasıl anlam yüklenir bilmiyorum. Sözgelimi, iki çocuğunu birden elim bir trafik kazası sonucu kaybetmiş bir anneyi; bu bağ/lantı olmaksızın, ötelere dair bir kelam etmeksizin nasıl teselli edebileceğime dair bir fikre sahip değilim.
Asıl önemli soru/n bu olsa gerek: Nerede bulacağız aradığımız anlamı? Global köyün kavalcısının u/yutturduğu ninnilerde mi, hiç değişmeyen asıl olan Aşkın olan AŞK’ta mı?
İnsanı ve hatta eşyayı anlamlandırırken çıkış noktamızın, referans kaynağımızın ne olduğu çok önemli. Kimse anlam boşluğu içinde ve kimlik bunalımlarının yarattığı vehimler ile yaşamak istemez. Günümüzde inanç denilen mefhum, seküler rüzgarlarla bizlere sanki hayatımızın bir kompartımanı olarak takdim ediliyor, oysa ki inanç tüm yaşamı kapsayıcı ve kuşatıcı bir kavramdır. Yaşamı nasıl anlamlandıracağımızın ve hayat rotamızın temel belirleyicisi olan lokomotifimizdir.
HAKİKİ ANLAM ARAYIŞI
Naçizane kanaatimce varoluş sorunlarımızı ve çelişkilerimizi, Hayat Kitabına hakkıyla muhatap olarak çözebiliriz. Çünkü bütün erdemleri, ancak O’nun şahitliğinde inşa edebiliriz. İşte bu sebeplerle din işleri ile psikoloji işlerinin birbirinden ayrılmasının ve ayrılmasının teklif dahi edilmesinin mümkün olmadığını düşünenlerdenim ben. Din ve psikolojinin birbirinden ayıklanması, yürümek için ihtiyacımız olan iki ayağımızdan birine taş bağlamak gibidir. İnsan denilen çok bilinmeyenli denklemin en bilinenleri din ve psikoloji eşitliğinin içindedir. İnsan yeryüzü yolculuğunda solmayacak, batmayacak, değişmeyecek, terk etmeyecek ve kendinden Aşkın olacak hakiki bir anlam arayışının peşine düşmedikçe; varlığını da hayatını da anlamlı kılmakta zorlanacaktır! Şimdi soralım kendimize: Ne kadar anlamlıyız?