Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Düşünce-Analiz
23-04-2010 / 11:51
Haksöz dergisi için ne dediler?
Enes Malikoğlu, 20 yıldır aylık yayınını sürdüren Haksöz Dergisi`ni soruşturdu.

haksöz11-12 yaşlarında amcamın kütüphanesinde görmüştüm ilk kez onu.

Yanında Dünya ve İslam dergisinin muhtelif sayıları da vardı. Amcamın kütüphanesi hep dikkatimi çektiğinden onları da okurdum çocukça bir algım olsa da. Haksöz’den o zamanlara dair aklımda kalan, dünyanın dört bir köşesinden Müslümanların durumlarını anlattığı haberlerdi. Çok iyi hatırlıyorum, hiçbir gazetede yazmayan, acı mücadele ve zafer haberleriydi bunlar. Sonra büyüdük. Üniversiteyi kazandık. Gençtik, heyecanlıydık ve Haksöz yine vardı. Bütün sayfalarını su içer gibi okuyor, her sayısında yeni şeyler öğreniyorduk. Çok klişe belki ama bir nesil için gerçekten okul oldu Haksöz.

Haksöz Nisan 2010 Sayı: 229
(+)

O hep vardı

Sonra üstümüzden 28 Şubat geçti. Kimileri önemsemiyor, ‘takvimden sadece bir yapraktı’ diyor ama o günlerin yakın tanıkları bilir neler yaşandığını. Kişisel olarak ben büyük acılar çekmesem de o dönem, bizim kuşağın üzerinde çok etkili olmuştur ve o etki günümüze tüm tazeliğiyle sirayet etmeye devam ediyor. Psikolojimizin, mücadelemizin, inancımızın üzerinden tanklar geçtiğinde de vardı Haksöz; şartlar değişip ortam sütliman olduğunda da. İlginç olan, 11-12 yaşlarında ilgimi çeken canlılığı hâlâ üstünde…

Bu soruşturmayı hazırladığım için söylemiyorum, 20 yıllık bir derginin rehavetini görmek mümkün değil üstünde. Bir de üstüne haksozhaber.net sitesinin canlılığı girince, Müslümanların üzerindeki etkisi yadsınamaz diye düşünüyorum.

Haksöz dergisini bu kadar  övmenin tarafgirlik olarak algılanabileceği düşüncesiyle dergi hakkında bir soruşturma yaptım. Yazarlarımıza Haksöz hakkında ne düşündüklerini sordum. Birbirine benzemeyen özgün ve de ilginç cevaplar aldığımı söylemeliyim. İşte sorular ve cevapları:


Sibel EraslanSibel Eraslan

Haksöz dergisi 20 yılı geride bıraktı. Sizce Haksöz, dergiciliğin neresinde duruyor? 

İslamcılık düşüncesinin 2o yıldır onurlu temsilcilerinden Haksöz, içinden geçtiği tüm zorlu süreçlerde hak kavramını toplumsal bir çağrı olarak sürdürmeye devam ediyor. Onur, cesaret ve hak bağlamında sağduyu çağrısı, temsil ve ses imkânı tanınmayan kesimlerin temsil ve ses güzergâhı olarak görüyorum Haksöz’ü.

Kişisel olarak, Haksöz dergisinin sizin düşünce dünyanızdaki etkisi ne olmuştur?

Her şeyden önce arkadaşlarımın sesidir. Benim düşünsel çizgimde çok emeği olan Macide Göç ve Hamza Türkmen başta olmak üzere samimi ve cesur, entelektüel olduğu kadar elini taşın altından ve ateşin içinde hiç çekmemiş korkusuz insanlar...

Haksöz Mart 2010 Sayı: 228
(+)

Sadece herkesin rahat rahat konuşabildiği ortamlarda da değil, 28 Şubat gibi sıkıyönetim zamanlarında dahi Haksöz`ün ‘sert sesini kısmayan’ tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben buna "sert ses" değil, zulmün önünde bükülmeyen boyun, tevhidî duruş ve okuma çağrısı diyorum.

Haksöz`de makalelerin, dünyanın dört bir yanından Müslümanların ahvalini yansıtan haber ve röportajların yanında edebî eserler de mevcut. Haksöz`ün, bir edebiyat dergisi olmamasına rağmen bir direniş edebiyatı imkânının da var olabileceğini gösterdiğini söyleyebilir miyiz?

Edebiyat, içinde direnişi zaten barındırır. Niçin yazarız? Varoluşumuzun izidir yazmak. Ve fakat okuma eylemi ile kıyaslandığında elbette yazmak bir sıra daha edilgendir. Haksöz’ü, yazmak üzerinden bir edebiyat girişimi olmaktan çok okuma, kalbi, ruhu ve aklı ve aynı anda evreni okumaya davet olarak görüyorum. Bununla birlikte sorunuzdaki "direniş edebiyatı" ifadesini önemsiyorum. Daha çok edebiyat sosyolojisini ilgilendiren bir konu olsa da doğunun batı karşısındaki yenilgilerine itiraz ve özeleştirisi üzerinden çıkmış bir edebiyat elbette var.

Mehmet Akif, İkbal, Carullah, Hamidullah, Mevdudi; hatta Kısakürek, Karakoç, Zarifoğlu, Cahit Koytak`a kadar rahatlıkla getirebileceğimiz bir yol-edebiyat haritasında, sözünü ettiğiniz "direniş edebiyatı" izleğini sürebiliriz. Kitsch`e prim vermeden sokağın gücünü düşünsel olana ve edebiyata bağlam olarak yaslayabilmek elbette kolay değil. Asalarını devlet dairelerine değil sokağa ve sesler üzerine kurmuş sanatçıların verimlerinden söz ediyorsunuz sanırım. Bu elbette emek isteyen zorlu bir durum edebiyat açısından. Yani edebî kanonun din ve siyaset bağlamına yaklaşımındaki şüpheci ve reflektif tavrını da düşününce, evet zor bir durum...

Haksöz Şubat 2010 Sayı: 227
(+)

Haksöz şüphesiz bir edebiyat dergisi değil, düşünce ve aksiyon ağırlıklı bir dergi. Ama edebiyatçılara açık olduğu kadar, siyasal olanı edebî dil üzerinden var etme konusunda ciddi bir uğraş veriyor. Nehir Gökduman mesela, edebiyatçı olarak varoluşunu Haksöz’den izlediğimiz başarılı genç arkadaşlarımızdandır... Zehra Çomaklı`nın şiirli dili de keza, hep dikkatimi çekmiştir. 

Türkiye bu günlerde keskin dönemeçlerden geçiyor; hatta bazı yönlerden milat da denebilecek değişimleri yaşıyor. Bu süreçte Haksöz`ün de bir rol alabileceğini, özellikle Müslümanların düşünce dünyalarını olgunlaştırmada bir etkisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Aslında 12 Eylül sonrası depolitik basınç süreci, düşüncenin önünde ciddi bir engel olarak ve kendini abartarak geldi bugünlere. Özal dönemi yaygınlaşan serbest piyasa ve serbest rekabet algıları, bize erken dönem bir postmodern darbe yaşattı, henüz tam farkında değiliz bunun. 28 Şubat 1997`de rende görevi ifa eden ağır toplumsal baskı, liberal bir dönüşüme tâbi tuttu hepimizi.

Üniversitedeyken dünyayı değiştirebileceğimi düşünürdüm mesela, şimdilerdeyse dünyanın beni değiştirip dönüştürmemesi için çaba sarf ediyorum. Liberalizmin ciddi etkisi altındaki genç Müslümanlar, İslam’ı, bir yaşam tarzı teklifi olmaktan çok liberal demokrasiyi olumlamak esası üzerinden konumlandırarak ve dini, kendi içkin değerlerinden kopartarak bir tür içi boş hatıralık eşya durumuna getirdiklerinden habersizler. Haksöz`ün değerler dünyamız hakkında ciddi bir çağırıcılığı olduğunu düşünüyorum. Müslüman, liberal demokrat olamaz. Mükellefiyetleri vardır. Sözgelimi eşcinsellerin hukuk dışı bir şekilde darp edilmesine karşı çıkar ama eşcinsellerle beraber demokratik eylem adına dans edemez. Haksöz`ün kafası karışık dans meraklısı genç liberallere söyleyeceği çok şey var. 


Cihan AktaşCihan Aktaş

Haksöz, tok ve net bir sese sahip bir dergi ve bu özelliğiyle geçen yıllar içinde bir çevre oluşturduğu da söylenebilir. Sebat, istikrar ve kararlılık gibi kavramları çağrıştırıyor bana Haksöz.

Ezilenlerin yanında olma, sesi duyulmayanların meselelerini dillendirme gibi kaygıları var. Edebiyat alanında da basından itibaren edebî üretime yönelik belirgin bir ilgiyi koruyor. Edebiyat dergisi olmadığı halde hikâye yayınlaması bana çok anlamlı geliyor. Haksöz`ü, içinde bulunduğum şartlar nedeniyle mümkün olduğunca internet kanalıyla takip etmeye çalışıyorum. Sözü gerektiği yerde dillendirmekten geri kalmamak gibi bir özelliği nedeniyle, vicdanların diri tutulması bağlamında uyarıcı bir misyonu var bu derginin.

Eleştirel olduğu ölçüde toparlayıcı bir rolü var

Edebiyat bağlamına geri dönecek olursak... Haksöz`ün  yayınladığı hikâyeler ve edebiyat eleştirileriyle, edebiyatın hayattan kopuk bir söz ustalığı olmaktan öteye geçen bir işlevi, bir rolü olduğunu da hatırlatma kaygısına sahip olduğu söylenebilir. Hikâye kitaplarımdan bazıları etrafında bana hâlâ önemli gelen eleştiri yazılarına yer vermiştir Haksöz.

Türkiye`de siyasal bağlamların türlü ittifaklarla yeniden kurgulandığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dönemde İslamî bir dünya görüşüne sahip olan Haksöz`un, sözü net bir şekilde ifade etme özelliğiyle eleştirel olduğu ölçüde toparlayıcı rolünü sürdürmesinin büyük yararı olacağı kanısındayım.


 

Ahmet ÖrsAhmet Örs

Haksöz dergisi 20 yılı geride bıraktı. Sizce Haksöz, dergiciliğin neresinde duruyor? 

Haksöz çok boyutlu bir dergi. Sadece bir dergi olarak değerlendiremeyiz Haksöz`ü. Daha çok bir hareket biçiminde ele alabiliriz onu. İslamcı hareketin Kur`an ve bağımsız bir siyasi kimlik temelinde ortaya konulmasını öneren ve bunun teori ve pratikte mücadelesini veren bir yayın, bir anlayış olarak bambaşka bir yerde, öncü konumda duruyor bence.

Kişisel olarak, Haksöz dergisinin sizin düşünce dünyanızdaki etkisi ne olmuştur?

Kişisel olarak şunu söylemeliyim ki Haksöz beni "yetiştirmiştir". Üstad, rehber, ekol, artık ne dersek diyelim bir mektep olarak Haksöz, okuyucu, zihin ve bilinç inşacısı, yazar olarak bizim elimizden tuttu doğrusu.

Sadece herkesin rahat rahat konuşabildiği ortamlarda da değil, 28 Şubat gibi sıkıyönetim zamanlarında dahi Haksöz`ün ‘sert sesini kısmayan’ tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haksöz Ocak 2010 Sayı: 226
(+)

Bu tamamen İslamî kimliği ve onun yüklediği sorumlulukları algılamakla alakalı bir durum. Müslümanlar baskının yükseldiği zamanlarda seslerini daha da yükseltmelidir ancak İslamî çevreler genel anlamda 28 Şubatvari süreçlerde iyi imtihan veremediler.

Haksöz`de makalelerin, dünyanın dört bir yanından Müslümanların ahvalini yansıtan haber ve röportajların yanında edebî eserler de mevcut. Haksöz`ün, bir edebiyat dergisi olmamasına rağmen bir direniş edebiyatı imkânının da var olabileceğini gösterdiğini söyleyebilir miyiz?

Göstermiştir. Direnen edebiyatın dergisi Tasfiye`nin de mayalandığı bir yayın olmuştur Haksöz. Yozlaştırılan edebiyata bir kimlik kazandırdığına inanıyorum.

Türkiye bu günlerde keskin dönemeçlerden geçiyor; hatta bazı yönlerden milat da denebilecek değişimleri yaşıyor. Bu süreçte Haksöz`ün de bir rol alabileceğini, özellikle Müslümanların düşünce dünyalarını olgunlaştırmada bir etkisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Pratiğe dönük önemli tartışma alanlarının oluşacağına inanıyorum. Haksöz bu meyanda teorik tartışmaların nitelikli bir durağı olmalı ve Müslümanlar bu doğrultuda Haksöz`e ve mücadelesine omuz vermeli.


Metin Önal MengüşoğluMetin Ö. Mengüşoğlu

Haksöz dergisi 20 yılı geride bıraktı. Sizce Haksöz, dergiciliğin neresinde duruyor? 

Dergimiz Haksöz’ü ilk sayısından bu yana ilgi, dikkat ve sempatiyle izliyorum. Önemli bir işlev gördüğüne inanıyorum. Pek az dergi, çıkışından 20 yıl sonraya başlangıçtaki heyecan ve coşkuyu taşıyabilmiştir. Haksöz kanaatimce bunu başardı. Dergicilik diye bir toplamdan söz edilecekse Haksöz, sahih tevhid itikadını hiç bozmadan sürdürenlerin başında gelir. Sadece itikadını değil, çizgisini de alabildiğine sürdürmeyi başarmıştır. Onun -deyim yerindeyse- Kur’an merkezli İslâm anlayışı, kendisinden sonrakilere örnek teşkil edecektir diye düşünüyorum.

Türkiye’de İslamî görüntülü yığınla dergi yayınlanmaktadır bugün. Ancak onlardan pek azı sahici bir mektep ödevi görmüştür. Birçok dergi, yayıncı zihniyetin tepesindeki bir ağabey, üstad veya kanaat önderinin güdümünde, onu merkeze alarak hayatiyetini sürdürüyor. Haksöz’ün en önemli farkı böyle bir gelenekten doğmamış olmasıdır. Tam aksine yaşları birbirine yakın, başlangıçta amatör heveslerle bir araya gelmiş ve sahici bir kolektif ruh taşıyan ekip tarafından yayın hayatına atılmıştır. Bu da dergiye alabildiğine bir hürriyet atmosferi sağladığı gibi çok ciddi bir otokontrole sebebiyet veriyor. Bence derginin en önemli özelliği budur.

Haksöz Aralık 2009 Sayı: 225
(+)

Haksöz’de bir ağabey, üstad, kanaat önderi tahakkümünün bulunmaması onun en büyük avantajıdır. Hemen her yazarının, hizmetlisinin aynı seviyede bulunduğu, yazdığı, çizdiği bir dergi olması bakımından sahici bir derleyici hüviyeti taşımaktadır. İslamî camia arasına yeni bir fırka eklemedikleri, mütevazı biçimde bildiklerini ve düşündüklerini insanlarla paylaştıkları takdirde Haksöz’ün önü açıktır kanaatimce. 

Kişisel olarak, Haksöz dergisinin sizin düşünce dünyanızdaki etkisi ne olmuştur?

Ben Haksöz’ün ilk sayısını sevinç ve küçük kaygılarla karşılamıştım. Kaygılarımı da bir mektupla o zaman daha genç olan kardeşlerime ulaştırmıştım. Benim düşünce dünyamdaki etkisi ne(ler) olabilir diye düşündüğümde; öncelikle başlangıcından bu yana önemsiz firelerle bunca insanın bir arada aynı heyecan ve coşkuyla bulunmalarına gıpta ile baktığımı söyleyebilirim. Benim düşünce dünyamı tamamıyla tatmin ettiğini söylemem doğru olmaz. Beklentilerimin bütünüyle karşılandığı bir mektepte elbet ben de bir talebe olmak isterdim. Ancak hemen tamamını tanıdığım temel çekirdek kadrosu benden genç insanlardan kurulu. Hepsinden dönem dönem yararlandığımı memnuniyetle belirtmek isterim.

Türkiye’de bu tarihlere kadar gelişmiş hemen bütün yakın tarihli hareketler, dergi ve yayınları topluca inceleyen Hamza Türkmen arkadaşımızın çalışmalarını merak ve dikkatle okudum. Benzeri diğer çalışmalarla birlikte kendi dergi ve yayın çalışmalarını değerlendirirken en merkeze ve en doğru çizgiye kendi çalışmalarını oturtmaları ilk nazarda yadırgatıcı gelebilir. Ne var ki hepimiz böyle yapmıyor muyuz? Herkes kendi mektebini en iyi model olarak ortaya koyup diğerlerini bu modele göre değerlendirmeye tâbi tutuyor. Herkesin böyle yapıp durduğunu görmeme rağmen ben bu tutum ve tavrın deyim yerindeyse çok ‘şık’ düşmediği kanısındayım.

Belki bir ikinci ihtiyatlı bakışım, memleketteki aktif sosyal ve siyasal hayatın sokaklarına taşırılan kendilerince siyasi duruşa yönelik olacaktır. Ben bizim orada bulunmadan daha önce bulunmamız gereken başka mahfiller olduğu kanaatini taşıyorum. Bu anlamda onlar beni belki pasif mukavemetçi (ki kendim hakkında bu kanaatte değilim) olarak görmekteler. Bense onları biraz aceleci bulduğumu söylemekteyim. Ama hedef, menzil ve hesaplarımızın aynı istikamete baktığını düşünüyorum.

Sadece herkesin rahat rahat konuşabildiği ortamlarda da değil, 28 Şubat gibi sıkıyönetim zamanlarında dahi Haksöz`ün ‘sert sesini kısmayan’ tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haksöz Kasım 2009 Sayı: 224
(+)

Niyeyse ben Haksöz mektebinin tüm hoca ve talebelerini küçük kardeşlerim olarak görmüşümdür hep. Onlar eve her seferinde başlarını polis ve jandarmayla derde sokmuş olarak dönmekteydiler sanki. Onların galiba reel politik denilen güncel, aktüel her mesele içerisinde bulunma gayretleri, ille o hususta da bir şey söyleme çabaları, bunu yaparken ortaya koydukları yürekli tavır alkış ve takdiri hak ediyor. Buna bir şey dediğim yok.

Lakin evdeki dede, nine, baba, anne ve çocukların duygu ve ruh dünyası tahrip olmakla yüz yüze kalıyor. Bir başka husus, diyelim onlar TARİŞ olaylarında, TEKEL işçilerinin ayaklanmasında, kimi ölüm oruçlarında pek de kendilerine benzemeyen sıradan insanların dertlerine ortak olmak maksadıyla davranıp onlarla birlikte hareket ettiler. Sonunda bu sıradan insanlar nezdinde ne ölçüde bir etki yarattılar acaba? Kadirleri-kıymetleri bilindi mi, bundan kuşkuluyum. Denebilir ki biz doğru bir davranış içerisinde bulunalım, mahlûk bilmezse, Halik bilir.

İyi de insanların bilmesinin bir önemi yoksa bir eyleme katılmanın, dergi çıkartıp onları uyarmaya çalışmanın bir anlamı kalır mı? O zaman kalbimizden buğz edelim, nasıl olsa Halik bunu bilir. 28 Şubat ve benzeri hareketleri bence insanlar fazlasıyla ve anlamsızca gözlerinde büyütüyorlar. Ben son elli yıllık Türkiye tarihinin çok yakın bir tanığıyım. Ve bu ülkede düşünce ve sanat üreten bir kimse olarak devlet ile her münasebetim ve karşılaşmam bir 28 Şubat sertliğinde geçmiştir. Ve zaten bahsi geçen o süreci başlatanlar bunun bin yıl süreceğini de söylememişler miydi? Halen benzer bir kavga halk ile oligarşik bürokrasi arasında yok mu?

Şunu görmezden gelemeyiz elbette. En ufak bir baskı ve sindirme hareketinde, topuğu üzerinde geriye dönerek zalimlerin elini eteğini öpen, inanç ve eylemlerini inkârdan gelen yahut değiştiren tabansızlar da var aramızda. Üstelik onların hem sayısal hem maddi hem de manevi güçleri var. Çıkardıkları dergiler daha parlak, daha pahalı, daha çok satıyor. Çünkü onlar ellerine geçirdikleri her şeyi satabiliyorlar. Haksöz elbet bu çirkinliklere bulaşmayan yiğit Müslümanların dergisi. Ben 28 Şubat sürecinin, benim yaşadığım daha önceki süreçlerden daha çetin geçtiği kanaatinde değilim. Çünkü öncekileri 1960`tan bu yana bizzat yaşadım. O bakımdan 28 Şubat’ta topuğu üstüne geriye dönenler evvelkilerden daha tabansız olanlardı. Haksöz ve çevresini onlarla aynı zarfa koyamam.

Haksöz`de makalelerin, dünyanın dört bir yanından Müslümanların ahvalini yansıtan haber ve röportajların yanında edebî eserler de mevcut. Haksöz`ün, bir edebiyat dergisi olmamasına rağmen bir direniş edebiyatı imkânının da var olabileceğini gösterdiğini söyleyebilir miyiz?

Haksöz Ekim 2009 Sayı: 223
(+)

Sorunun içeriğinden buna olumlu cevap verirsem soranın çok sevineceği izlenimini edindim. Ben öteden beri sadece edebiyat veya sanat, sadece fikir dergisi diye bir modele olumlu bakmıyorum. Benim nazarımda her tür düşünce ve okuryazarlık işi aynı zamanda bir edebiyat ve sanat meşguliyetidir. Tersi de böyledir. Edebiyat ve sanat düşünceden asla kopartılamaz. Benim idealimdeki dergi makale, deneme, şiir, hikâye, çizgi gibi her tür ifade imkânını barındırmalıdır.

Dergi de bu demektir. Bir haber, röportaj veya makalenin edebiyattan yoksun oluşu onun yarı yarıya etkisini azaltır. Konuşmacı edebiyatçı olmasa bile konuşmanın redakte edilerek bir edebî üslup içerisinde sunulması umulur ve beklenir. Anlaşılır olmanın, anlatabilmenin, anlaşmanın temel şartıdır doğru bir dil kullanımı. Haksöz’ün 20 yıllık serüveni içerisinde benim gördüğüm en büyük noksanlık doğrudan sanat edebiyat ürünlerinden yoksunluğudur. Onlar mevcut dillerini ısrar ve inatla sürdürdüler.

Ben ise aynı ısrar ve inatla dergi yazarlarından Ali Değirmenci’nin şair kimliğiyle Hece dergisinde değil Haksöz’de boy göstermesini boşu boşuna bekledim durdum. Haksızlık etmeyelim Haksöz mevcut diliyle elbet tabir doğruysa direniş edebiyatına katkıda bulunmuştur. Ama bunun, benim ve sanırım diğer edebiyat mahfilleri nezdindeki sahici gerçekleştirilişi, ancak Ali Emre’nin şiirleri ve Cihan Aktaş’ın hikâyelerini okuyucuya taşınarak sağlanabilir diye düşünüyorum. Gerçi son yıllarda Asım Öz’ün katkıları bu kapının açılacağına dair sinyaller sayılabilir diye de ummak istiyorum.

Türkiye bu günlerde keskin dönemeçlerden geçiyor; hatta bazı yönlerden milat da denebilecek değişimleri yaşıyor. Bu süreçte Haksöz`ün de bir rol alabileceğini, özellikle Müslümanların düşünce dünyalarını olgunlaştırmada bir etkisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Bundan sonra ne yapacağını neler yapması  gerektiğini pek bilemem lakin Haksöz ve benzeri çalışmalar bahsi geçen bu miladın kapısını aralayıcı ciddi fonksiyonlar icra ettiler. Evvela sahih Müslüman söylem ve eylemin yok olmadığını, yok olmayacağını, yok edilemeyeceğini biraz da bu dergideki genç insanların dinamizmi, direnci sağladı diye düşünüyorum. Egemen güçler bu direnci sürekli izledi ve okudu; bunu görüyoruz. Yaşanan süreci milat olarak kabul ettiğimizi kabul etsek bile bugünden yarına ve kısa vadede çok da büyük bir değişim beklemek saflık olur.

Haksöz Eylül 2009 Sayı: 222
(+)

Tavanda olup bitenler, kavgalar, soğuk savaşlar, kurumların birbiriyle dalaşmaları elbette kimi sancıları yansıtmaktadır. Lakin önemli olan tabandır ve oradaki değişim ve dönüşümün o kadar kısa sürede ve kolaylıkla gerçekleşmesi çok mümkün gözükmemektedir. Çünkü bu topraklarda son derece zengin ve köklü bir kültürü bulunan halklar yaşamaktadır. Onların ruhlarına, genlerine sinmiş, yerleşik itikatları ve bağımlılıkları vardır. İnsanlarda huy ve karaktere dönüşmüş ve kişiliklerini oluşturan mevcut alışkanlıkların değişmesi, dönüşmesi, tashihi, sokaklardaki siyasal kavgalardaki başarılardan çok daha zordur.

Üstelik sistemle artık sağ sol herkes bir biçimde kavgalıdır; bir biçimde hepimizin sistemle başı derde girip çıkmaktadır. Lakin kimse babasıyla, atasıyla mücadeleyi göze alamamaktadır. Çünkü burada evden kovulmak vardır, mirastan mahrum olmak vardır, yatakların ayrılması vardır. Halkın ithamı, intikamı ve tokadı devletinkinden daha sert ve etkileyicidir, bunu bilen bilir.  Haksöz bence biraz da bu rolü üstlenmelidir. Müesses nizamı tepeden inme bir inkılâpla devirseniz bile toplumun sinesinde yatan muhafazakâr kötü ruhu aynı kolaylıkla yıkamazsınız. Bir yanda onları tümden geri zekâlı farz ederek kimi hakikatleri halktan gizleyen, itikatları bozulmasın diye yapa geldikleriyle baş başa bırakıp hakikat ile yüzleştirmeye yanaşmayan hocalar var. Öte yanda da halkın dünyevi mağduriyetinin yanında onunla birlikte hareket eden lakin onun uhrevi mağduriyeti hususundaki uyarıyı erteleyen birileri olmak istenmiyorsa buradan da bir cephe açılması zarureti vardır.


Yıldız RamazanoğluYıldız Ramazanoğlu

Haksöz birçok açıdan zamanın ruhunu yakalamaya çalışan bir dergi. İslamî yaklaşımlar bakımından şimdiki zamana cevap üretmeyi öncelediğini, bu yüzden de yıllar içinde sürekli geliştiğini düşünüyorum. Tolerans sınırlarının genişlemesi bakımından öteden beri eleştirdiğim bazı hususlar oldu elbette. Fakat olgunlukla bir tartışma ortamı yaratmış olması yeterince dinamik bir duruşa işaret ediyor. Darbe süreçlerini, baskı dönemlerini hiç geri adım atmadan aynı tutarlılık ve kararlılıkla sürdürmesi bile takdir etmemiz için yeterli.

Web sitesinin çok önemli bir işlevi olduğunu söyleyebilirim. Burada birçok meselede çok önemli tartışmalara tanık oluyoruz. Kim olduğumuzu anlamamıza yarayacak bir yayın anlayışı var. Nereye doğru evrilmemiz gerektiğine dair bir yol haritası çıkıyor ortaya, söylemler olgunlaşıyor. Bu konuda Özgür-Der’den ayrı düşünülemez dergi. Derginin geniş bir karşılığı var kitle olarak da. Bu ağır bir sorumluluk. Büyük bir emek ve özveri var. Allah emeği geçen kardeşlerimizden razı olsun. 


Süleyman CeranSüleyman Ceran

Haksöz dergisi 20 yılı geride bıraktı. Sizce Haksöz, dergiciliğin neresinde duruyor? 

İstikrar açısından tek. Bununla birlikte Haksöz’ün gündem okumalarının, yakın tarih ve Kur’an çalışmaları bağlamında oldukça ufuk açıcı olduğu yıllardır bilinen bir gerçek. Bugün “Temel kaynak Kur’an” diyenlerin Haksöz’den beslenmemiş olmaları söz konusu olamaz. 

Kişisel olarak, Haksöz dergisinin sizin düşünce dünyanızdaki etkisi ne olmuştur?

Haksöz Dergisi ile tanışıklığım, yaklaşık on beş yıl öncesine denk gelir. Ali Hoca’nın (Değirmenci) vesilesi ile edinmeye başladık Haksöz’ü. Abimin (Sinan Ceran) Haksöz’deki Kur’an çalışmalarını yahut tarih okumalarını, kıssaları, kadın yazılarını ayrı ayrı fotokopi çektirip ciltletmesi dün gibi aklımda. O vakitler Çizgi Kitap Kulübü’ne bakıyorduk abimle birlikte. Derginin kargodan gelmesini dört gözle bekleyip, gelir gelmez yüzün üzerinde olan aboneye dağıtma işini canhıraş yapışımız, düşündükçe yutkunmama neden oluyor. Üzerinde uzun uzun tartıştığımız yazılara bugün bile dönüp bakıyoruz. Düşünce, hayal ve eylem dünyamızın baş aktörüdür Haksöz; çok şey borçluyuz ona. 

Haksöz Ağustos 2009 Sayı: 221
(+)

Sadece herkesin rahat rahat konuşabildiği ortamlarda da değil, 28 Şubat gibi sıkıyönetim zamanlarında dahi Haksöz`ün ‘sert sesini kısmayan’ tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu bir duruştur. Türkiye’de bu duruşun benzerini geliştirme refleksi gösterecek dergi ne yazık ki çıkmadı. Türkiye, fosilleşen cemaat ve gruplarla doldu taştı 28 Şubat sonrasında. Değişmekten bahsedip buharlaşanları hep birlikte gördük. 28 Şubat sürecinde yapılan şahitliklerin ne kadar isabetli olduğu içinde bulunduğumuz Ergenekon zamanlarında daha iyi anlaşılıyor. Haksöz, bu süreçte çölde bir vaha olmak gibi hayatî bir pozisyon aldı. 

Haksöz`de makalelerin, dünyanın dört bir yanından Müslümanların ahvalini yansıtan haber ve röportajların yanında edebî eserler de mevcut. Haksöz`ün, bir edebiyat dergisi olmamasına rağmen bir direniş edebiyatı imkânının da var olabileceğini gösterdiğini söyleyebilir miyiz?

Ben de bu sürece yazılarımla katkıda bulunmaya çalışıyorum ama Haksöz’de tam olarak böyle bir edebiyat dilinin oluştuğunu düşünmüyorum. “Direniş Edebiyatı” fikri, arkasının iyi beslenmesi gerekli olan büyük bir proje. Haksöz tarafından bu dilin önemsendiğini kabul ediyorum ama böyle bir poetik manevranın gelişebileceği bir yaratı havuzu henüz yok. Bizim Edebi Pankart’la başlayıp sonunu getiremediğimiz süreci, Haksöz’den öte, belki Tasfiye Dergisi daha iyi okuyup geliştirebilir gibi geliyor bana. 

Türkiye bu günlerde keskin dönemeçlerden geçiyor; hatta bazı yönlerden milat da denebilecek değişimleri yaşıyor. Bu süreçte Haksöz`ün de bir rol alabileceğini, özellikle Müslümanların düşünce dünyalarını olgunlaştırmada bir etkisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Elbette. Gerek Haksöz Dergisi gerekse de Özgür-Der, süreci oldukça iyi okudular. Doğru zamanda doğru tavrı koymada basiretli çalışmaları oldu. Kürt sorununa dönük çalışmaları tartışmalar yarattı ilgi odağı oldu. Resmi tarih teziyle yapılan hesaplaşmalar da oldukça yerindeydi. Resmi törenleri boykot gibi bence zamanlama hatası olan projeler dışında sürecin gayet iyi tahlil edildiğini düşünüyorum Haksöz tarafından. Hamza Türkmen’in peş peşe yayınlanan kitaplarıyla birlikte Ekin Yayınları’nın daha aktif bir yayın politikası izlemesinin de gerekliliğinin altını çizmek isterim.    


Ali Emre Ali Emre

Haksöz dergisi 20 yılı geride bıraktı. Sizce Haksöz, dergiciliğin neresinde duruyor? 

Zirvesinde. Yaşadığımız ülkede; gelişimiyle, çizgisiyle, biriktirdikleri ve öğrettikleriyle, mücadelesini verdikleriyle, sürekliliğiyle bir benzeri daha yok Haksöz’ün. Hatta dünyada da yok. Derginin ötesine geçebilen bir durum bu. Çok saygın ve tertemiz bir mevzi, nitelikli ve zorlu bir okul, kolektif bir salih amel yurdu oluşturabilmiştir Haksöz. Bütün eksiklerine rağmen, imrenilecek bir örneklik oluşturmuş ve aynı zamanda sözünün arkasında durarak şahitliğini de gücü yettiğince ikame etmiştir.

Kişisel olarak, Haksöz dergisinin sizin düşünce dünyanızdaki etkisi ne olmuştur?

Haksöz yıllardır benim en iyi arkadaşlarımdan, kardeşlerimden, dostlarımdan biri olmuştur. Yolu göstermiştir. Yoldaşlığı öğretmiştir. Eğitmiştir. Dönüştürmüştür. Direnişe sevk etmiştir. Güzelliğimi çoğaltmış, yanlışımı azaltmıştır. Sahici bir perspektif sunmuştur. Bilgi, bilinç ve eylem arasında işlevsel bağlar kurabilmemi sağlamıştır. Hem hurafelerden ve kanıksanmış yenilgilerden hem de modernizmin soysuzluğundan ve türediliğinden kurtarmıştır. Dört gözle beklediğim bir dergi olmuştur bu yüzden.

Sadece herkesin rahat rahat konuşabildiği ortamlarda da değil, 28 Şubat gibi sıkıyönetim zamanlarında dahi Haksöz`ün ‘sert sesini kısmayan’ tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haksöz Temmuz 2009 Sayı: 220
(+)

Evet. Zor zamanlardı. Onlar, zor zamanda konuştular. Kimi zaman karanlığın bekçileri çıktı önlerine onların, kimi zaman dost bildikleri eller yaraladı gönüllerini. Sıkı çocuklardı onlar. Kitab`ın ve hikmetin koynundan inip uğuldayan hayatla yüzleştiler. Gecenin rahmetle bezenmiş avlusunda birikip bilendiler, gündüzün bereketini derleyip devşirdiler birlikte. Kitab`a tutundular. Hak üzere danıştılar birbirlerine, öz muhkemleşti, söz perçinlendi, az çoğaldı. Hayatın içinde, hayatın tam ortasında durmak istediler her şeye rağmen.

Günler acıları, yoklukları öğüttü; güzel sözü billurlaşırdı geçen aylar ve yıllar. Hatalarını görüp düzelttiler ve hep sahih ilmekler atlılar hayatın mümbit ve müşfik bağrına. Uyuşturulmuş, ağulanmış zihinlere, gönüllere cemre gibi düştü ürünleri, ürettikleri, önde yürüdüler, öncülük ettiler. Şahitlik ettiler ama şikâyet etmediler. Kendileri kalktılar düştükleri yerden. Fısk ve fitne ateşini söndürmek için avuçladılar şafağın görkemli ışığını; alabildiğine yansa da elleri. Zamanla "ekin"e dönüştü çabalarının doğurgan, üretken tohumu. Zira kimisi bahçeydi onların, kimisi tohum, kimisi bahçıvan. Bu imeceydi hayatın, direnmenin, özgürleşmenin özsuyunu çoğaltan, Bu imece doğurmaktaydı çünkü hem Meryem`i, hem Mesih`i, hem de Havariler`i. Meydanlarda yeşerdi bu kolektif çaba zamanla; ışığı ve yağmuru çoğalttı ve giyotini köreltti.

Haksöz`de makalelerin, dünyanın dört bir yanından Müslümanların ahvalini yansıtan haber ve röportajların yanında edebî eserler de mevcut. Haksöz`ün, bir edebiyat dergisi olmamasına rağmen bir direniş edebiyatı imkânının da var olabileceğini gösterdiğini söyleyebilir miyiz?

Evet. Derginin bu alandaki çabaları, katkıları da önemsenmelidir. Fakat bu açılım yeterince görülmemiş ve desteklenmemiştir. Netameli bir konudur bu. Çözülme ya da bulaşmama arasında sıkışmıştır birçok insan edebiyat konusunda. Müslümanların bu konuda sayılamayacak kadar çok sıkıntıları, özürleri, körlükleri olduğu söylenebilir. Fakat Haksöz’deki edebî nitelikli yazı, şiir, inceleme vb. çalışmalar tarandığında epeyce bir birikim olduğunu ve bunların farklı ve sarsıcı yönler taşıdığını görmek mümkündür.

Haksöz Haziran 2009 Sayı: 219
(+)

Türkiye bu günlerde keskin dönemeçlerden geçiyor; hatta bazı yönlerden milat da denebilecek değişimleri yaşıyor. Bu süreçte Haksöz`ün de bir rol alabileceğini, özellikle Müslümanların düşünce dünyalarını olgunlaştırmada bir etkisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Haksöz, insana çok şey katan bir dergidir. Sunduğu perspektif ve tanıklık başlı başına çok özgün ve önemlidir zaten. Kitap temelli bir bakış açısıyla vakıayı analiz eden bu yaklaşım, iyi niyetli olunduğunda çok yönlü bir “furkan” sunar kişiye. Dönem dergisi değildir Haksöz. Duruş ve kimlik dergisidir. Herkesin sustuğu ya da kuşdiliyle konuştuğu zamanlarda gür ve etkileyici bir sesle hak sözü söyleyen kişiler omuz vermiştir bu çizgiye. Şimdi, herkesin konuştuğu bir dönemde, sahici ve muhkem sözleri, sesleri duymak isteyenler yine Haksöz’e kulak vermelidir.


 

 

Enes Malikoğlu / Dünya Bizim


Bu haber 2862 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası