Tüm erkek ayakkabısı fırsatları için tıklayın !

Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Düşünce-Analiz
23-03-2011 / 10:00
Varlık vergisi ve gerçekler
Varlık vergisi konusu ikinci dünya savaşı yıllarında Maliye müfettişi olan Cahit Kayra`nın son kitabı “Savaş Türkiye Varlık Vergisi” ile gündemdedir. Teke Tek Özel`de Murat Bardakçı`ya konuk olan Cahit Kayra, Varlık Vergisi`ni anlattı. Murat Bardakçı`nın söylediği gibi, bu konu hakkında doğrudan iki eser vardır. İlki dönemin İstanbul defterdarı Faik Ökte`nin “Varlık Vergisi Faciası” ve şimdi yayınlanan Cahit Kayra`nın “Savaş Türkiye Varlık Vergisi”dir. Dolayısıyla bu iki kitabın mukayesesi lüzumlu olmalıdır.

Varlık vergisi konusu ikinci dünya savaşı yıllarında Maliye müfettişi olan Cahit Kayra’nın son kitabı “Savaş Türkiye Varlık Vergisi”  ile gündemdedir. Teke Tek Özel`de Murat Bardakçı`ya konuk olan Cahit Kayra, Varlık Vergisi`ni anlattı. Murat Bardakçı`nın söylediği gibi, bu konu hakkında doğrudan iki eser vardır. İlki dönemin İstanbul defterdarı Faik Ökte’nin “Varlık Vergisi Faciası” ve şimdi yayınlanan Cahit Kayra’nın  “Savaş Türkiye Varlık Vergisi”dir. Dolayısıyla bu iki kitabın mukayesesi lüzumlu olmalıdır.

         

Cahit Kayra; “Varlık Vergisi, 1942`de yürürlüğe girdi, 1943`te kaldırıldı. 7 sene sonra ise 1951`de, Faik Ökten `Varlık Vergisi Faciası` diye bir kitap yazdı. O dönemde partiler arası mücadelede Demokrat Parti, Varlık Vergisi`nin uygulanmasını sürekli eleştiriyordu. O zamanki tema, 1942`deki Şükrü Saraçoğlu hükümetini ve bu politikasını eleştirmekti” derken Faik Ökte’nin DP iktidarının oluşan hava ile bunu yazdığını söylemektedir. Murat Bardakçı ise doğrudan Ökte’nin bu kitabı “DP iktidarında başına bir şeyler gelmesinin peşinen önüne geçmek için yazdığını”  söylemektedir. Faik Ökte ise, kitabı yazma sebebine ilişkin, “Bu kitabı yazmaya cür`et edişimin sebebi, bu mevzuu yazmaya ehil tek insan oluşumdur” der.

 

Yine Ökte; “İşin başında tutulan çalışma şekli ve sonraları hâsıl olan yeni zaruretler, beni bu dairenin merkezinde bulundurdu. Şurasını da belirtmek isterim ki bu satırları yazarken tez gütmedim. Politika girdabına girmedim. Herhangi bir davayı ispata, çalışmadım. Yalnız ve yalnız hakikatlere sadık kalmaya uğraştım. Aksi halde zaten bu kitabı yazmaya lüzum ve mahal yoktu... Belki de beni devlet sırlarını ifşa ile de itham edeceklerdir… Hakikat şudur ki, bu trajikomedinin daha o zaman bile sır olan tarafı kalmamıştı” demektedir. (Varlık Vergisi Faciası, Faik Ökte, Sh:15)

 

Cahit Kayra “Varlık Vergisi niçin kondu, zorunlu muydu?” sorusuna cevaben şöyle der; “Tabii ki zorunluydu. Bu zaman Avrupa devletleri bunu karşılamak için önlemler aldılar.. İngiltere, Amerika gibi ekonomileri kayıt dışı olan ülkeler vergi zorunlulukları getirdiler. Balkan ülkelerinde ise varlık vergisine benzer vergiler getirildi. Ordunun teçhizatı da iyi değildi. Uçağı yoktu, tankı yoktu. Zamanın yöneticilerinin bu koşullar içinde düşündükleri 2 önemli kural vardı. Bir, Türkiye`yi ayakta tutmak, iki savaşa girmemek. Bütün dünyanın yaptığı gibi önlemler almaya başladılar. Zamanın hükümeti, Milli Koruma Kanunu çıkarttı. Bu kanunlar kapsamında, zorla çalıştırmak, el koymak gibi maddeler vardı ancak bu da iyi sonuçlar doğurmadı.”  Kayra, varlık vergisi ve uygulamalarını izah ederken -veya savunurken-  şöyle demekte: “Asıl kıstas kimlerin zengin olduğuydu. Ki dediğim gibi zaten kimlerin zengin olduğu biliniyordu. Ben diyorum ki, bunlar belirlenirken ayrıcalık yapılmadı.

 

Buna karşı Faik Ökte’den şunları okuyoruz: “Yan yana iki dükkânda çalışan, aynı kirayı veren, aynı istidatta olan müslim ve gayri muslim iki vatandaşa tarh ettiğimiz vergilerin arasındaki ölçüsüz fark, verginin ilânı günü foyamızı meydana vurmuştu. Tebaalarının himayesi emrinde sefarethanelerin harici yemin tevdi ettikleri yüzlerce notalarda ise Türk ve ecnebiden cetveller halinde misaller verilerek mukayeseler yapılmıştır. Binaenaleyh vergi tarhında mahremiyet, sır, bahis mevzuu olamam. Bunlar bütün vatandaşların gözü önünde yapılan şeylerdir. Benim bu kitapta aydınlattığım noktalar, bu işlerin nasıl ve kimler tarafından idare edildiğini, saplandığımız batağa hangi yollardan gittiğimizi göstermekten ibarettir. Bence vakıanın ibretle seyredilecek tarafı da budur .” (Age, Sh:15)

 

Faik Ökte’nin şu sorularının Cahit Kayra ve Murat Bardakçı’da cevabı yoktur:

 

“1.Vergiyi tahakkuk ettirmek için bize neden yalnız on boş gün verdiler? İşi bu kadar aceleye getirmekte ne mana vardı? Eğer mükelleflerle uzlaşmadan korkuluyor idiyse bu çapta bir iş bu karakterde insanlara bırakılabilir miydi?

 

2.Bizim en büyük müşkülümüz, mükelleflerin varlığını bilmemekti. 0 halde neden mükellefleri mal beyanına davet etmedik? Eksik beyan edilen malın Hazineye kalacağı tehdidi altında bu mekanizma yürütülebilirdi. Sen o suale ‘O takdirde (Müslüman, Gayri Müslim[M, G]) mükelleflerden aynı nisbette vergi almak zorunda kalırdık; bu da maksadımıza uymazdı’   cevabı verilmektedir.   Ben bu kanaatte değilim. Verginin tarhında Komisyonun mutlak salâhiyeti olacaktı. Vergi yine takdiren tayin edilecekti. Bu işte yine ayrı nisbetler kullanılabilirdi. Kimse kimsenin ne beyan ettiğini bilmeyecekti ve komisyon beyanla mukayyet olmayacaktı. Kaldı ki vergi hiçbir zaman siyasete âlet edilmemeli idi...

 

3. Vergi tarhı birer, uydurma idi. Şu halde neden itiraz kapıları kapatıldı? Meselâ temyizden, Şûradan, Divanı Muhasebattan seçilecek karma bir komisyonda itirazlar tetkik edilemez miydi? İtirazsız vergi dünyanın neresinde görülmüştür?

 

4.Bu çapta bir verginin on beş günde, bir ayda tahsili imkânsızdı. Bunu bilmek için dehaya ihtiyaç yoktur. Bu, kendilerine de söylendi. Vergiyi taksitlere ayırmak, hatta birkaç senede tahsil etmek icap etmez miydi?

 

5.Vergiyi vermeyenler hakkında tatbik edilen çalışma mükellefiyeti nedir? Nereden çıkarılmıştır? Hangi devri bize yaşatmak istediler?

 

6.Varına-yoğuna el koyduğumuz mükelleflere ait eşyanın satış bedeli vergiyi karşılamadığı zamanlarda mükellefi ne hakla bir de çalışma mükellefiyetine tâbi tuttuk? Hele mükellefin samimî olduğunu, vergide hata ettiğimizi bildiğimiz zamanlar bu mükellefiyet, tam manasıyla zulüm değil mi?” (Age, Sh 208)

 

 Kayra “Varlık Vergisi`nde yabancı, Rum, Ermeni, Müslüman ayrımı yapıldı mı?” sorusuna; “Kanunda böyle bir şey yok. Mehmet İzbey ve bazı arkadaşlar böyle bir ayrıma gitti. Tahakkuk rakamları üzerinde duruyoruz ama tahsilat çok daha önemliydi. Verginin yüzde 20- 25`i tahsil edilememiştir. Biz biliyoruz ki, Türkler vergilerinin tamamını verdiler” cevabını vermektedir.

 

Faik Ökte’nin bu hususta yazdıklarının cevabı bunlar olmamalıdır. “Parti binasındaki derin noktayı nazar ihtilâfı, her kalem üzerinde zuhur eden çekişme, nihayet Ürgüplü, Kırdar, Adalan’ın Ankara’yı boylamaları ile neticelendi. Heyetin Ankara’da mönü, Saraçoğlu, Ağralı ile görüştüklerini, İnönü’nün kendilerini yemeğe alıkoyduğunu, bu yemekte Kırdar’ın İnönü’nün sağında, Saraçoğlu’nun solunda, Ağralı’nın Saraçoğlu’ndan sonra yer aldıklarını dönüşte Kırdar anlattı. Bu seyahatin neticesi cetvellerin estimatörlerce tesbit edildiği şekilde ipkası olmuştur. Mamafih Kırdar bu seyahatten eli boş dönmemiştir.

 

Getirdikleri şunlardı:

 

1.Kırdar’ın himmetiyle fevkalâde M, G, beyannameli M, G gruplarının vergisinden seviyesi yüzde 10 indirilmiştir. Kanaatimce Kırdar’ın vergiye yaptığı en büyük iyilik budur.

 

2.Gazetecilerin vergileri asgarî hadde indirilmiştir. Bu arada Yunus Nadi’ye tarh edilen milyonluk vergi de suya düşmüştür.

 

3.Kırdar meslektaşı doktorları kurtarmıştır. Baremliler arasında kaybolan üç beş G (Gayri Müslim) doktor müstesna, diğer G (Gayri Müslim) doktorların kâffesi M (Müslüman) muamelesine tâbi tutulmuşlardır.

 

Bu noktada bilhassa durmak ve durumu olduğu gibi belirtmek benim için bir vazifedir. Bu Ankara seyahatinde Fevkalâde M ve Fevkalâde G gruplarına ait cetveller de beraber götürülmüş, bunlara ait vergiler üzerinde bu verginin kaderiyle alâkadar olanlara izahat verilmiştir.” (Age, Sh 84)

 

Ökte, yine şunları yazar; “Merkezin şifahi emriyle, Dönmeler için bir D grubu ihdas edilmiştir. Bunların vergisi M (Müslüman) grubunun iki misli olacaktı. Bunun neticesi olarak cetveller daha sıkı tarandı ve bir kısım D’ler adî cetvellerden alınarak fevkalâde sınıfa ithal olundu. Hepimiz soğukkanlılığımızı, bilhassa maliyecinin farik vasfı olan ölçüyü, kaybettik. Bu ruh haleti tahsilâtın ilk aylarında bile az çok hepimize hâkim olmuştur.” (Age, Sh 85)

 

Burada, “Merkezin şifahi emriyle, Dönmeler için bir D grubu ihdas edilmiştir” sözüne dikkat etmek gerekmektedir. Tıpkı bu satırlarda olduğu gibi “Bir kısım Valiler Türklere Varlık Vergisi tarh etmek istememişlerdir. Bu sebeple Ağralı Maliye müfettişlerini seferber ederek verginin umumî olduğunu, ancak aşağıda izah edilecek değişik nisbetlerle tarh edileceğini, Türklere bir miktar vergi tarhının zarurî olduğunu izah ettirmek mecburiyetinde kalmıştır. Müfettişlerin seferber edilmesi bu bahiste kimsenin eline vesika verilmek istenilmemesindendir.”

 

 

Eski masal ve destan kahramanlarının, ayrıca eski çizgi roman kahramanlarının (Teksas, Tommiks, Karaoğlan, Conan vs.) aksine son dönem çocukların izlediği çizgi film-roman kahramanları biraz gariptir. Eski kahramanlar kendilerini aşarak büyük işler başarırken, Süperman, Batman, Spiderman gibi kahramanlar ancak genetik değişikliğe uğrayarak bir şeyleri başarmaktadırlar. Acaba çocuklara örtülü olarak verilen mesaj normal insanın normal haliyle ve kendini geliştirerek ciddi işleri başarmasının pek mümkün olmadığı mıdır?

 

Özgün Duruş


Bu haber 1849 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası