Bu adımlar dünyayı ağlattı !
İslam âlimleri peygamberler şehri Urfa`yı gezdi
28 Şubat`ta 4. dalga
BM`nin son Mavi Marmara raporundan sonra çeşitli tartışmalar, Türkiye`nin yeni bir insanlık sınavından geçtiğini gösteriyor. Özellikle basından kimi “umulmadık” şahsiyetlerin yeni pozisyonları çoğu insanı şaşırtıyor.
ENVER GÜLŞEN
Türkiye yeni bir insanlık sınavından geçiyor, basından umulmadık şahsiyetlerin yeni pozisyonları şaşırtıyor. Mavi Marmara’nın yaptığını, insanlığa büyük bir vicdan eylemi örneği olarak göstermiş olanlar dahi yeni pozisyonlarında, Gazze’ye yardım organizasyonu yapanları “biraz utangaç da olsa” suçlar yazılar yazıyorlar. Peki, bu durumdan anlaşılması gereken nedir? Nedendir, -eğer gerçekten varsa- bu pozisyon değişikliği? Türkiye’de özellikle basının bir kanadının İsrail ile ilişkisinin mahiyetini, Filistin meselesinde her zaman, İsrail’in dahi kullanmakta utanacağı bir dili tutturduklarını biliyorduk zaten. Bir iki yıl öncesine kadar hepimizin gururu olacak kadar önemsediğimiz, destek vermekten büyük mutluluk duyduğumuz Taraf gazetesinin “üst yönetim kesimi” dâhil, Türkiye’de İsrail yanlısı ve statükocu olarak adlandırdığımız basının karşısında durduğunu sandığımız basının içinden insanlara tam olarak ne oldu da, neredeyse yüz seksen derece dönen ve “ama” kelimeleriyle dolu cümleler kurmaya başladılar? Üstelik bu insanlar değil miydi ki, bir iki yıl öncesine kadar, herhangi bir konuda herhangi bir insanın “ama” kelimesini kullanmasını, onun anti-demokratlığına delil olarak gösterenler?
BATICILIK VE BATILILIK EKSENİNDE VİCDAN…
Ahmet Altan’ın Taraf’ta yazdığı birkaç yazı ve ona destek çıkan kimi gazete yazanlarının tutturduğu dil tam olarak neyi anlatıyor? Ya da daha direk söylersek, bu duruş bizi şaşırtmalı mıdır? Başkalarına ne oldu, hayal kırıklığına uğradılar mı bilemiyorum; ama en azından bende, Ahmet Altan ve onun ekseninde yazmaktan büyük “keyif” aldıkları belli olan kimi şahsiyetlerin tutumları herhangi bir hayal kırıklığı yaratmadı. Zira hayat görüşü ve insanlık hakkında “hazır cevapları” olan Ahmet Altan’dakine benzer bir liberal bakış önünde sonunda böyle bir yere varacaktır zaten. Üstelik Ahmet Altan’ın daha önce irili ufaklı Gazze yıkımlarındaki tutum(suzluğ)u hiç de ahlâki sayılamazdı doğrusu.
Dünyanın tüm sorunlarının Batı’da bir yerlerde “çözüldüğünü”, her türden problem için oradan almamız gereken derslerin bizim duruşumuz için elzem olduğunu buyuran, yazan ve tüm yazma/okuma/eyleme macerası bu türden bir dayanağa sahip olanlar için, vicdan denen şeyin tanımı ve açıklanması da o zeminden hareket eder.
Vicdan, nasılsa BM kararlarında ortaya çıkar. Batılı zihin, nasılsa en hakkaniyetli, en doğru, en olması gerekeni hakkıyla teslim edecektir! Son BM raporundaki gibi İsrail’in yaptıklarını ve ambargosunu utangaç da olsa haklandıran bir tutuma biat ve bu raporu görmezden geleceğini söyleyen Başbakan’ı eleştirmek, bu noktada önemli bir turnusol kâğıdı anlamına geliyor. Bu türden bir basının demokratlığının sınırları Batı’nın onlara sınır diye koyduklarıyla tanımlı besbelli. Tam da bu noktada vicdan, konjonktürel bir vicdan haline dönüşerek saflığını yitiriyor.
İsrail ile Filistin meselesinde, şimdiye kadar, Batılı bir görüşe biat ettiği için İsrail’in yanında yer almış bildik basınla, statüko karşıtı olduğunu düşündüğümüz sözünü ettiğimiz basın organlarının, en azından sorun global statükoya biat etmek olduğunda, çok fazla bir uzaklığı olmadığını gösteriyor aslında tüm bunlar. Yerel militarizm karşıtlığı, sorun global zorbalıkla yüzleşmek olduğunda kolayca türlü derelerden su getirilen utangaç bir militarizm yandaşlığına dönebiliyor demek ki! Tümüyle sivil bir vicdan hareketi olan Mavi Marmara sakinlerine “ama siz de vileda sopalarıyla İsrail askerlerine saldırdınız, o yüzden suçu kendinizde arayın” deniyor zımnen. İsrail’in nasıl zalim, saldırgan, nasıl hak hukuk tanımayan bir devlet olduğu ve İsrail militarizmine açık ya da örtük destek veregelmiş BM’nin nasıl ikiyüzlü olduğu unutularak… Ve “direnmeseydiniz, ölmezdiniz” denilerek, son yılların en temiz vicdan eyleminde şehit olmuş insanların ruhları acıtılıyor. Üstelik İsrail askerlerinin daha gemiye inmeden iki kişiyi şehit ettiğini unutturmak isteyen zalimce bir militarizm bu… Bunu, zaten zalim oldukların bildiğimiz kimi yazar-çizerin yazması şaşırtmazdı çoğu insanı; ama yerel militarizme büyük cesaretle karşı durmuş olduğunu düşündüğümüz insanların bu çirkin militarist dili, bizleri ve Mavi Marmara sakinlerini incitiyor doğrusu.
Filistin ile İsrail arasındaki sorun, çoğunlukla, dünya görüşü ve global neo-liberal çeteye eklemlenme bağlamında, “uyumlu” olanı “uyumsuz” olana tercih etmek olarak yansıdığı için, Batılı olana eklemlenmek ve kayıtsız şartsız Batı’ya dahil olmak, onca zulmüne rağmen İsrail’in Filistin’e tercih edilmesi anlamına geliyor. Utangaçça da olsa dile getirilen şey “dört kadınla evlenen insanların olduğu ‘gerici’ Gazze’yi ‘ilerici’ İsrail’e tercih etmek akıllı bir tavır değildir” cümlesi oluyor. BM raporu sonrası neredeyse İsrail diliyle tekrarlanan sözlerin anlamı da içeriği de budur. Batıya endeksli bir siyaset ve hayat uğruna ve Batı ile bağların kopmaması adına her türlü yanlışlığı dahi mubah gören bu anlayış, vicdanı da konjonktürel hale getiriyor.
KONJONKTÜREL VİCDAN ÇÖZÜLMEYE MAHKÛMDUR…
Vicdan konjonktürel değil, tutarlı olduğunda vicdandır. Yoksa istediğiniz kadar vicdandan bahsedin, istediğiniz kadar militarizme karşı olduğunuzu belirtin, tutarlı ve sapmaz bir ahlakî duruş gösteremezseniz, mutlaka vicdanınızın defoları bir yerlerden sızıntı yapacaktır. Son günlerde olan tam da budur işte. Defolar, üstelik çoğu insanın körcesine destek verdiği bu insanların defoları sıkıştırıldıkları yerden fışkırmış ve o insanların daha önce yapmış oldukları tüm güzel eylemleri kirletmiştir.
Vicdanlar Mevlânâ’nın pergel metaforunda olduğu gibi sabit ve değişmez bir hakkaniyet merkezine akamazlarsa vicdan olmaktan çıkarlar. Son günlerde bol “ama”larıyla Mavi Marmara sakinlerini neredeyse İsrail’e saldırmış insanlar halinde göstermeye çalışan dil, Ertuğrul Özkök’ün de olsa Ahmet Altan’ın da olsa çirkin bir dildir, ama şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı değildir, zira tüm entelektüel ve vicdanî sermayesini Batı’da olan ve Batılı olandan kuran, “Batılı” ile “Doğulu” karşılaştığında, oyunu Batılı olandan yana kullanır.
Mavi Marmara, bu açıdan, hala çıktığı o vicdan tepesinde tüm görkemiyle durmaktadır. Hakiki vicdan ile konjonktürel olanı; gerçek militarizm karşıtlığı ile çıkarlara dayalı olanı müthiş bir keskinlikte ayırabilmemize yardımcı olabildiği için uzun bir süre daha orada duracaktır bana kalırsa.