Site içi arama :
Gündem Üstü
Haftanın Anketi
Düşünce-Analiz
14-11-2009 / 17:11
Mustafa Reşit Paşa kimdir?
Özgün Duruş`ta haftanın portresinde Altan Algan, Tanzimat Fermanı`nın mimarı Mustafa Reşit Paşa`yı yazdı:

Altan Algan / Özgün Duruş Gazetesi

19. yüzyılın 20. yüzyıl kadar uzun olup olmadığını bilemeyiz, ama bu yüzyılın Osmanlı coğrafyasının -özellikle kurumsal anlamda- en uzun yüzyılı olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yıllar Osmanlı Devleti’nin kendi dışında gelişen ve dışarıdan kaynaklanan olaylara uyum sağlayamadığı ve özellikle Osmanlı Avrupa`sından devamlı olarak geri çekildiği, ancak yine de büyük bir devlet görünümünü muhafaza ettiği yıllardır. Sanayi devrimi ile beraber dünya pazarlarına hitap edebilecek üretim kapasitesine ulaşmış olan Batı ise, gerek Fransız Devriminin estirdiği milliyetçi düşünce ve milli devlet modeliyle, gerekse bu modelin lüzumlu kıldığı sosyal ve siyasi yapılanma ile de Devlet-i Aliyye`den farklı bir zaman kesitini yaşıyordu. Bu dönemde Osmanlı ricali giderek bir uçurum mahiyetini alan farkı anlamaya, nedenleri üzerinde düşünmeye ve Batı’nın meydan okumasına karşı anlamlı cevaplar ve çözümler üretmeye çalışıyordu. Başka bir deyişle modernleşme, artık ertelenemez bir süreç olarak kabullenilmişti.

Askeri ve teknik olarak başlayan Batılılaşmanın siyasi-hukuki bir şekil almasının adı olarak Tanzimat Fermanı’nın üzerinden tam 170 yıl geçti.

Adı daima Tanzimat Fermanı ile birlikte anılan Mustafa Reşit Paşa da bir devlet adamı olarak bu tür tartışmalara sıkça konu olmuş bir kişiliktir. Reşit Paşa’nın “devlet adamı” olarak yaptığı ıslahat girişimlerinde ve özellikle Tanzimat Fermanı`nda da görüleceği üzere yenilik anlayışının oluşumunda etkili olan kaynaklar iç ve dış olarak ayrı ayrı görünse de esasında konu bu iki etkenin iç içeliğinde kendini gösterir.

Onun Tanzimat Fermanı ile beraber anılmasının kişiliğini gölgelediği ise bir başka gerçek. Dağılmakta olan bir devleti toparlamak için merkeziyetçiliği sağlama ve "Osmanlıcılık" ilkesi etrafında birleştirme çalışmalarında bulunan Mustafa Reşit Paşa’nın okuduğu ferman, adının ötesine geçmiştir her zaman.

Bu yüzden önce kısaca da olsa Mustafa Reşit Paşa’nın hayatını bilmek lazımdır. Fermanın ötesine geçtiğimizde karşımızda nasıl bir kişi çıkar acaba? Bunun için biraz kişisel tarihe doğru dümen kırmak kaçınılmaz.

Hayatının ilk yılları

Mustafa Reşit Paşa 1800 yılında İstanbul`da doğmuştur. Beyazıt II. evkafının ruznâmçeci Mustafa Efendi`nin oğludur. Babası ona okumayı yazmayı öğretir. Babasının ölümü üzerine eğitimini medresede tamamlamıştır. Gençlik yıllarından itibaren eniştesi Ispartalı Seyit Ali Paşa`nın himayesinde büyümüş ve bu kişinin mühürdarı olarak Mora’da görev almıştır. İki evlilik yapmış olan Mustafa Reşit Paşa’nın ilk eşi Mısır divan efendisinin kızı Emine Hanım’dır. İki yıl sonra zengince bir kadın olan, eniştesi Ali Paşa’nın hanesinden çıkma Adile Hanım’la evlenmek üzere ilk eşinden ayrılmıştır. 1828 yılında Rus Harbi esnasında ordu kâtiplik görevinde bulunmuş ve sefer hakkında II. Mahmut’a arz olunmak üzere yazdığı telhisler ile padişahın dikkatini Osmanlı ordusunun kötü gidişine çekmiştir. Bu sayede "Amedi Odası" hulefalığına yükseltilen Reşit Paşa 1829 yılında Edirne Barış Müzakerelerinde Murahhas Heyetine kâtip sıfatı ile katılmıştır.

Reşit Paşa`nın Amedi kaleminde görev alması, onun siyasi alanda diğer devletlerle ilgili görüş alışverişinde bulunması ve idari iç durumlarla beraber bu devletlerin durumları hakkında önceden bilgi alması, onun meselelerle birlikte Batı`ya karşı ilgi duymasına yol açmıştır.

Bununla beraber 1831 yılında Mısır`a gitmesi ve o anda durumu iyi olan Mehmet Ali Paşa`nın düzenini görmesi, Reşit Paşa`da birtakım fikirlerin oluşmasına yol açmıştır. Mehmet Ali Paşa kendini Mısır’da alıkoymak istediyse de Pertev Efendi ile birlikte İstanbul’a dönmeyi tercih etti. Ayrıca Reşit Paşa Mısır meselesi ve Cezayir meselesinden dolayı “Islahatçı Padişah” II. Mahmut tarafından Fransa`ya ortaelçilik görevlisi olarak gönderilmiş ve burada müzakerelerde bulunmuştur. 1836 yılında Londra Büyükelçiliğine nakledilmiş ve devletler arası siyaset merkezinin Londra olduğuna kanaat getirmiştir. 1836 yılında hariciye müsteşarlığına yükseltilmiş olan Mustafa Reşit Paşa, elçiliklerindeki başarılı çalışmalarından dolayı 3 Temmuz 1837`de Hariciye Nazırlığına atanmıştır. Bunda Batı’ya yakınlığı ve reformculuğu etkili olmuştur. İrlanda ve İngiltere seyahatlerinden sonra İstanbul`a dönmüş ve paşa unvanı verilmek üzere Hariciye Nazırlığı uhdesinde kalmak üzere Paris Büyükelçiliğine tayin edilmiştir.

Reform Düşüncesi

1837`de hariciye nazırı olunca II. Mahmud`la daha yakın ilişki kurdu. Padişaha sunduğu raporlarla ülkede köklü reformlar yapılması gereğini belirtti. 1838`de gittikçe ağırlaşan Mısır sorununda Mehmet Ali Paşa’ya karşı İngilizlerin desteğini sağlamak amacıyla Londra Büyükelçiliğine atandı. Ancak burada etkili olamadı. 1839`da II. Mahmud ölüp Abdulmecid padişah olduğunda yeni padişahı kapsamlı bir reform programının gereğine inandırmayı başardı. Bunun ilk adımı ve hukuki temeli olarak da 3 Kasım 1839`da Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) ilan edildi. Mustafa Reşit Paşa, yenileşme çabalarını bariz olarak Tanzimat Fermanı`nda ortaya koymuştur ve bu hareketiyle Osmanlı imparatorluğunun geleceğini ve mevcudiyetini kuvvetlendirmek, memleketi eski refah durumuna ulaştırmak istemiş ve bunun için de padişah ve halife otoritesi üzerine kurulmuş olan eski devleti, bazı idari ıslahat ve nizamlarla yeni bir şekle sokmak istemiştir. Bu hususta dayanabileceği bir kuvvet oluşturabilmek için de aynı hükümdarın tebaası olmaktan başka yekdiğeriyle hiçbir alaka ve rabıtası olmayan kitleleri siyesi dinamizminden mahrum birtakım hukuki teminat ve esaslar etrafında toplamaya kalkmıştır.

Politikalarını büyük ölçüde İngiliz çıkarlarına uyumlu ve İngilizlerin politik baskılarına borçlu olan ve Türkiye`yi Avrupa`da tutabilmek için Avrupa`yı Türkiye`de tatmin etme anlayışına dayandıran Reşit Paşa, iktidarını İngiliz elçisi Startfort Canning`in tavsiye ve destekleriyle sürdürür. Bu yönüyle “Reşit Paşa, saraya rağmen ve Batılı güçlerle işbirliği yaparak, sarayın yetkilerini bürokrasiye aktaracak bir yapısal girişimin başlatıcısı olacaktır. Öyle ki Cumhuriyet bürokrasisi dahi bu temel üzerinde oluşarak şekillenecektir. Ama sarayla bürokrasi arasındaki bu nüfuz kavgası Cumhuriyet kuruluncaya değin süregidecek bir gelgitler kargaşası içerisinde belirsizliğini sürdürecektir.”

Tanzimat Fermanı`na genel olarak baktığımız zaman İslami kavramların sıklıkla vurgulandığını görmekteyiz. Fermanın üç bölümünde bu, baskın biçimde yer alır. Osmanlı Devleti`nin kuruluşundan itibaren Kur’an’ın hükümlerine ve şeriatın kanunlarına saygı gösterildiğinden, devlet kuvvetli ve halkın refahlı bir hale geldiği belirtilmesi bunun bir örneğidir. Tanzimat Fermanı Batılılaşma yolunda bir adım olduğu ve daha da önemlisi ülkeyi kapitalizme açık pazar haline getirdiği halde ülke içindeki tepkileri önlemek için Ferman`ın metninde İslâmî ilkelerin öne çıkarılmış olması, dinin araçsallaştırılmasının bir göstergesidir. Böylelikle devletin temel meşruiyet zemini biçimsel olarak korunmuştur. Tepkisel dengenin sağlanması için de biçimsel bazı İslâmî uygulamalar Tanzimat’la birlikte daha da etkinleştirilmeye çalışılacaktır. Mustafa Reşit Paşa, resmi yazışmanın sadeleştirilmesinde ve herkesin anlayacağı şekilde “kaba Türkçe” olarak yazılmasına da öncülük etmiştir.

İkinci kez hariciye nazırı olan Mustafa Reşit Paşa, Tanzimat Fermanı`nın öngördüğü yeniliklerin uygulanması için çaba harcarken, 1840`ta imzalanan Londra Antlaşması ile Mısır sorununu da bir çözüme kavuşturdu. Ama hem İstanbul`daki karşıtlarının hem de Kavalalı Mehmet Ali Paşa`nın antlaşmaya karşı direnmeleri üzerine Abdulmecid ortalığı yatıştırmak amacıyla 1841`de Mustafa Reşit Paşa`yı nazırlıktan alarak Paris büyükelçisi yaptı.

Mustafa Reşit Paşa 1845`te üçüncü kez hariciye nazırı olduktan sonra 1846`da sadrazamlığa getirilince, 1839`dan beri Tanzimat Fermanı`nın getirdiği yenilikler konusunda fazla bir şey yapılmadığını görerek hızla atılımlara girişti. Özellikle yönetim, eğitim ve hukuk alanında başlayan değişimler, tepkiyle karşılaşınca Mustafa Reşit Paşa 1846-52 arasında üç kez istifa etmek zorunda kaldıysa da kısa aralıklardan sonra yeniden sadrazam oldu.

Auguste Comte’un Mektubu

Onun hayatındaki çarpıcı bir bağlantı da, ünlü ateist Fransız düşünür Auguste Comte ile kurmuş olduğu yakınlıktır. Ateizmin doruk noktası olan pozitivizmi ortaya atan Auguste Comte, Mustafa Reşit Paşa’yı etkisi altına almaya çalışmış, hatta bu yakınlık Padişahın Reşit Paşa’yı ilk sadrazamlığı döneminde görevden almasına sebep olmuştur.

Sık sık Mustafa Reşit Paşa’ya mektup yazarak ona ateist bir felsefe aşılamaya çalışan Auguste Comte, siyasi meselelerle de yakından ilgilidir. Ona yazdığı bir mektubunda şunları yazmıştır: “Müslümanlar böylelikle esasen faydasız olan bir siyasi birlik fikrinden vazgeçerlerse Osmanlı imparatorluğunun lüzumlu görünen dağılışından üzüntü duymayacaklar, tersine olarak, geçici hâkimiyetlerinin vermiş olduğu kazançlarını sınırlayan sosyolojik kanun tatbikatını görmüş olacaklardır. Aynı zamanda Osmanlı şefleri hâlâ kendilerinden daha az mütecanis bir devletin müstakbel istilaları ile ilgili ve kendiliğinden bir dağılmaya tamamen boyun eğmiş olarak hayali de olsa felaketli ve korkunç endişelerden milletlerini kurtulmuş göreceklerdir. Politik tesirler, ancak İslam dininin temel ruhuna göre, umumi efkârın ve örflerin beraberliğini sağlamak ve sağlamlaştırmak gayesine mutaf olduğu içindir ki Osmanlılar yakın bir gelecekte Tanrı yerine hümaniteyi benimsemek sureti ile bu büyük gayenin hedefine en kısa yoldan ulaşacağını göreceklerdir.”

Comte’un yazdığı bu metindeki telkinler son derece dikkat çekicidir: Osmanlı halkının İslam ahlakından uzaklaşıp pozitivizmi benimsemesi tavsiye edilmekte, böylece “faydasız olan siyasi birlik fikrinden”, yani Osmanlı`nın ve dünya Müslümanlarının birliği düşüncesinden vazgeçecekleri ümit edilmektedir. 1853`te dördüncü kez hariciye nazırlığına getirildiği sırada Kırım Savaşı patlak verdi. Rusya`ya karşı İngiltere ve Fransa`yı Osmanlı Devleti`nin yanına çekmeyi başaran Mustafa Reşit Paşa, savaş bütün hızıyla sürerken 1854`te dördüncü kez sadrazam oldu.

Şinasi’nin Övgüleri

Modern Türk edebiyatının ilk büyük temsilcisi ve Yeni Osmanlıların akıl hocası Şinasi, kişiliğine ve fikirlerine hayran olduğu, hamisi, Tanzimat’ın meşhur mimarı Mustafa Reşit Paşa’nın tekrar sadrazam olması üzerine bir kaside kaleme alır. Şinasi, Reşit Paşa’yı o kadar büyük bir devlet adamı olarak görmektedir ki onun için bir kaside kaleme alır. Şinasi bu dünyaya onun bir eşinin, benzerinin geldiğine inanmamaktadır. Eğer aksi iddia edilirse, tenâsüh-i ruha (ruhun beden değiştirmesine) inanması gerekecektir. Mustafa Reşit Paşa, huzurunu gönül ehli insanlara adeta bir bilim kurumu, bir akademi haline getirmiştir. Şinasi, kendisini bu büyük insanın uğurlu eliyle dikilmiş yeni bir fidana benzetmekte, onun yakınlığı, ilgisi ve sevgisiyle mutlu olmaktadır.

 


Bu haber 3424 kez okundu...
Yorumlar Toplam 0 Yorum Yapılmış
    Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
Günün Yazısı

Günün Yazısını okumak için tıklayınız...

Bugünkü Gazete Manşetleri
İKTİBASLAR
Link Bankası